Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Ford fabrikasının gölgesinde: Amerika’ya göç eden ilk işçi Kürtler

Ford fabrikasının gölgesinde: Amerika’ya göç eden ilk işçi Kürtler
Sedat ULUGANA

1900’lerin başında Karadeniz’den kalkan bir yük gemisinin paslı güvertesinde, heybeleri  eski, gözleri uzaklara bakan birkaç adam, Amerika’ya giden yolculuğun dalgalarla sallanan gerçeğini yaşıyordu. Van’dan, Bitlis’ten, Diyarbakır’dan, Mardin’den, hatta Bingöl’ün küçük köylerinden yola çıkan bu insanlar, çoğu zaman “Kürt” kimliğini pasaportlara değil, sadece birbirlerinin gözlerine yazabiliyorlardı. Ellis Island’a vardıklarında kayıt memurları onların isim hanelerinin karşısına  “Turkish”, bazen “Syrian”, kimi zaman “Armenian” yazıyordu. Ama gerçekte onlar, Osmanlının ekonomik ve siyasi baskısından kaçan ilk işçi Kürtlerdi. New York’ta geçen birkaç aylak haftadan sonra rotanın son durağı Michigan eyaletinin kalbindeki Detroit’ti. O yıllarda Detroit, bir kentin değil bir fabrikanın, Ford Motor Company’nin gölgesinde yaşayan dev bir işçi kampıydı. “Beş dolar yevmiye” vaatleri, düzenli çalışma saatleri ve iş garantisi, Kürdistan’ın en uzak köylerinde bile konuşulur olmuştu. Amerikalıların gözünde “Melting Pot”un yeni malzemelerinden biri olacak bu göçmenler, kendi gözlerinde ise Osmanlı’nın onlara vermediği rızkın ve onurun peşindeydi.

Henry Ford’un kurduğu bant sistemli fabrika, 20. yüzyılın en devrimci üretim tekniklerinden biri olarak övülüyordu. Ama bu devrim, çelik kollar ve ağır ritimle çalışan bedenler üzerine kuruluydu. Ford, göçmen işçilere iki yüzlü bir kapı açıyordu: Bir yandan yüksek ücret ve iş disiplini sunuyor, öte yandan onlardan Amerikalı gibi konuşmalarını, giyinmelerini ve yaşamalarını bekliyordu. 1914’te başlatılan “Sosyoloji Departmanı” uygulaması, işçilerin evlerine kadar giderek yaşam tarzlarını denetliyor, “uygun Amerikan değerleri”ne uymayanlara iş kapısını kapatıyordu. Elbette Kürt işçiler için bu süreç iki kat zorluydu. Hem İngilizce bilmemek, hem de Osmanlı devletinden gelen göçmenlerin arasındaki etnik hiyerarşi, onların çoğu zaman arka planda kalmasına neden oluyordu. Buna rağmen hemşehri dayanışması güçlüydü. Vanlı bir ustabaşının yanına Bitlisli bir genç işçi alması, ya da Diyarbakırlı bir tornacının memleketten gelen kuzenine iş bulması, gayriresmî ama etkili bir istihdam ağı yaratıyordu.

Birinci Dünya Harbi, Ermeni Soykırımı, Arap başkaldırıları ve Kürt uyanışı sadece hasıl olduğu coğrafyadakileri değil, çok uzakta, yeni dünya Amerika’daki  Osmanlı menşeli bu işçileri de etkiler. 1918 yılından itibaren kimlikler iyice belirginleşir.  Detroit’teki Kürt işçiler, kimliklerini korumak için kendi mekânlarını yaratırlar. Dernek, Hemşehri kahveleri, dini bayram seremonileri, düğünler… Bu etkinlikler, sadece nostaljik ritüeller değil, aynı zamanda dayanışma ağlarının güçlendiği yerlerdi. Ford’daki işçi arkadaşlıkları burada ailevi bağlara dönüşür, memlekete gönderilecek para veya haberler burada organize edilirdi. Aslında Kürtlerin bu kültürel direnci, bir manada da  “Melting Pot” mantığına karşı sessiz bir başkaldırıydı. Ford’un Amerikanlaştırma programı evlerin içine kadar girmişti, ama düğünlerde söylenen şarkılar hâlâ Kürdistan’dan esintiler taşıyordu.

Büyük Buhran ve Bant Köleliği

1929’daki ekonomik çöküş, Ford işçileri için sert bir darbe oldu. Üretim kısıldı, işten çıkarmalar başladı. Kürt işçiler, çoğu göçmen gibi ilk gözden çıkarılanlar arasındaydı. Kimileri başka şehirlere, kimileri farklı sektörlere yöneldi. Ancak Ford’daki o bant temposu, çalıştıkları her yerde zihinlerine kazınmıştı. O dönemin gazetelerinde “Amerika’dan gelen” başlıklı haberler, genellikle hemşehrilerin birbirine yazdığı mektuplardan derlenirdi. Detroit’teki bir Kürt işçinin memlekete yolladığı mektupta şu satırlar vardı:

“Buralarda iş var ama can da lazım. Bant önünde gün boyu ayakta duruyoruz, çekiç sallıyoruz. Göz açıp kapayınca gün bitiyor. Lakin memleketten haber gelince, yorgunluğumuz başka türlü oluyor.”

1930’ların başında Detroit’te yaşayan Kürt işçiler için en unutulmaz akşamlardan biri, Kürt aristokrasisinin en tanınmış isimlerinden Süreyya Bedirhan’ın gelişi oldu. Hoybûn örgütünün önde gelenlerinden olan Bedirhan, Ağrı İsyanı’na destek toplamak amacıyla Amerika turuna çıkmış, New York’tan Chicago’ya, oradan Detroit’e gelmişti.

Detroit’teki Kürt işçiler, Ford’daki vardiyalarından çıkıp bir dernek salonunda toplandılar. Bedirhan konuşmasında, “Memleketin dağlarında direnenlerin” ihtiyaçlarını anlattı.işçiler  aralarında topladıkları birkaç yüz doları, o akşam zarflara koyup Hoybûn’un bağış masasına bıraktı. Bu, Ford fabrikasının ürettiği çelik askeri araba gövdelerinden çok daha sert bir dayanışma zincirinin halkalarından biriydi.

Erzincanlı Arif: Ford Fabrikasından Mahkeme Salonuna

ABD’ye ilk gelen Kürt işçiler arasında adı en çok anılanlardan biri Erzincanlı Arif’ti. Detroit’te uzun süre çalıştıktan sonra 1932’de memlekete döndüğünde, kendisini bir mahkeme salonunda buldu. Suçlama açıktı: “Hoybunculuk”. Yani “devlete karşı isyan edip vatanın bir bölümünü koparıp ayrı devlet kurmak isteyen örgütütle bağlantılı olmak”.  İddiaya göre Arif, Detroit’teki yıllarında sadece çalışmamış, aynı zamanda politik toplantılara katılmış, memleketten gelen haberlerle ilgilenmişti. Mahkeme, onu “potansiyel tehdit” olarak gördü. ABD’de kazandığı paranın memlekette özgürlük mücadelesine harcanması ihtimali bile yetmişti.Arif, valizinin köşesinde kalmış olan Hoybun bağış dekontunu “bir hayır kurumudur dediler, Kızılay’a da çok yardım ettim” dese de birkaç ay içeride kalmaktan kurtulmaz.  Erzincanlı Arif’in hikâyesi, göçün sadece ekonomik değil, aynı zamanda politik bir eylem olduğunu hatırlatıyor. Fabrika bantlarında yorulan kollar, bazen ülkeler arası politik hatların taşıyıcısı olabiliyordu.

Amerika’daki ilk Kürt işçiler, hem işçi hem göçmen olmanın ikili yükünü taşıdılar. Bazıları hayatını tamamen Amerika’da kurdu, bazıları geri dönüp Türkiye’nin sert siyasi ikliminde yaşadı. Ford fabrikalarının gürültüsünde yoğrulan bu ilk Kürt işçiler, hem Amerika’daki işçi sınıfı mücadelesine hem de Kürt ulusal hareketinin tarihine iz bıraktılar.

Bugün Amerika’da yaşayan Kürt topluluklarının bir kısmının kökleri, Detroit’in bantlarında çalışan bu ilk işçi kuşağına dayanır. Onların hikâyesi, yalnızca ekonomik göçün değil, sürgünün, dayanışmanın ve politik uyanışın da hikâyesidir. bu satırları yazarken aklımda hep şu sahne var: Detroit’in sabah sisi içinde Ford’un dev kapısından içeri giren, elinde öğle yemeği kutusu, cebinde memleketten gelmiş sarı bir mektup, gözlerinde hem yorgunluk hem umut taşıyan bir işçi… Onun ayak sesleri, hem Amerika’nın sanayi tarihine hem de Kürt diasporasının hafızasına kazınmış durumdadır.

Benzer Haberler