BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Amar Goli yazdı |

1979'un hayaleti: İran'daki güç mücadelesinde eski korkular, yeni yüzler

Amar Goli yazdı |

Bugün, monarşinin yıkılmasının üzerinden kırk yıldan fazla bir süre geçtikten sonra, Kürdistan’ın merkezi devletle birlikte tanıdık bir çatışma noktasına geri döndüğü görülüyor. Şimdiki fark, İran’ın son şahının oğlunun kendisini geleceğin Hümeyni’si olarak hayal etmesi: İktidardaki sisteme karşı bir muhalefet lideri, ancak sarık yerine taç takan biri.

Ammar GOLİ

Pehlevi monarşisinin son günlerinde, Başbakan Şapur Bakhtiyar Tahran üzerindeki kontrolünü kaybetmiş ve Ayetullah Humeyni’nin dönüşü için hazırlıklar sürerken, Ulusal Güvenlik Konseyi sadece başkentteki devrimci ayaklanmaya değil, aynı zamanda giderek büyüyen bir diğer endişe kaynağına da odaklanmıştı: Kürdistan.

O dönemde İran’ın askeri yapısı ağır baskı altındaydı. Siyasi istikrarsızlık, iç bölünmeler ve kaynak yetersizliği orduyu o kadar zayıflatmıştı ki, üst düzey yetkililer askeri birlikler için yakıt kıtlığından açıkça bahsediyorlardı. Ancak bu kaotik koşullar altında bile Kürt siyasi faaliyetleri yakın bir tehdit olarak algılanıyordu. İran Kürdistan Demokrat Partisi’nin (PDKI) yeniden başlayan faaliyetlerine karşılık olarak, Bakhtiyar’ın ordu komutanlarına şunları söylediği bildiriliyor: “Batı Azerbaycan ve Kürdistan gibi yerlerden gelen raporlara gelince, orada kim varsa hepsini koşulsuz olarak ezmenizden başka bir emir veremem.”

Başka bir toplantıda, üst düzey bir askeri istihbarat yetkilisi, İran ve Irak’ın Kürt gruplara karşı ortak operasyonlarının 1978 sonlarına kadar devam ettiğini belirtti ve Kürt hareketlerinin tüm bölge için tehlike oluşturduğunu ifade etti.

Sadece birkaç hafta sonra Bakhtiyar hükümeti çöktü ve ülkeyi terk etti. Ancak Kürdistan’a yönelik güvenlik yaklaşımı ortadan kalkmadı. Devrimden sonra ülke genelinde yaşanan iç tasfiyelere ve infazlara rağmen, moranşinin son günlerinde Kürt siyasi güçleriyle çatışmaya hazırlanan aynı ordu, daha sonra yeni İslam Cumhuriyeti’nde kilit bir güç olarak ortaya çıktı ve yeni yetkililerin ‘Kürdistan İsyanı’ olarak tanımladığı dönemde Devrim Muhafızları ile birlikte askeri operasyonlara katıldı.

Bugün, monarşinin yıkılmasının üzerinden kırk yıldan fazla bir süre geçtikten sonra, Kürdistan’ın – özellikle de muhalefetin monarşist fraksiyonlarının – merkezi devletle birlikte tanıdık bir çatışma noktasına geri döndüğü görülüyor. Şimdiki fark, İran’ın son şahının oğlunun kendisini geleceğin Hümeyni’si olarak hayal etmesi: İktidardaki sisteme karşı bir muhalefet lideri, ancak sarık yerine taç takan biri. Tahran’da iktidardaki elit, ülkenin kontrolünü kaybetmesine rağmen Kürdistan’a sert bir tavır göstermeye kararlı olan Bakhtiyar’ın konumunda bulunuyor.

İran İslam Cumhuriyeti, benzeri görülmemiş ölçekte çok sayıda krizle karşı karşıya. İçeride, Ocak 2026 başlarında yaşanan son protestolara yönelik ölümcül baskıların ardından öfke yüksek seviyede kalmaya devam ediyor. Ekonomik olarak, yaptırımlar ve iç yönetimdeki aksaklıklar nedeniyle baskı artıyor. Amerika Birleşik Devletleri veya İsrail’in dahil olabileceği bir askeri çatışma olasılığı, ülke dışından gelen belirsizliği daha da artırıyor. Bu ortamda, muhalefetin bazı kesimleri çeşitli olası siyasi geçiş senaryolarına hazırlanıyor.

Bir kez daha, Kürdistan tüm bu gerilimleri birbirine bağlayan hassas bir konu haline geldi.

Bundan bir hafta geçmeden, beş Kürt partisi ‘İran Kürdistan Siyasi Güçleri Koalisyonu’ adında yeni bir ittifakın kurulduğunu duyurdu. Koalisyonun amacı, “mevcut sistemin olası çöküşünün ardından gelecekteki İran’da Kürt siyasi güçlerinin rolünü yeniden tanımlamak”tı. Ortak açıklamalarında, “Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı ve Kürt halkının siyasi iradesine dayalı ulusal ve demokratik bir kurumun kurulması” ilkesi vurgulandı.

Ayrıca, diğer siyasi gruplarla işbirliğinin ulusal hakların tanınmasına, demokrasinin kabulüne ve diktatörlüğün reddedilmesine bağlı olacağını belirttiler.

İran’daki  bazı siyasi tutuklular da dahil olmak üzere muhalefetin bazı demokratik kesimleri bu koalisyonu memnuniyetle karşılarken, hem monarşist muhalefetten hem de İran hükümetine yakın medya kuruluşlarından gelen tepki kınayıcı oldu.

Bu tutumlar Rıza Pehlevi’den sert bir tepkiye yol açtı . Sert bir dille kaleme aldığı açıklamasında, “İran’ın toprak bütünlüğünün müzakere edilemez ilkesi” olarak adlandırdığı konuda ısrar etti. Herhangi bir grubu isimlendirmeden, bu kırmızı çizgiyi aşan herkesin sonuçlarıyla karşılaşacağı konusunda uyardı ve orduyu “ulusun yanında durmaya ve İran’ı İslam Cumhuriyeti ve ayrılıkçılara karşı savunmaya” çağırdı.

Kürt koalisyonu hızla tepki göstererek, Pehlevi’nin “ayrılıkçılık” suçlamasını zayıf ve temelsiz olarak nitelendirdi. Bir açıklamada, Bahreyn’in ayrılması gibi tarihi örneklere atıfta bulunarak, geçmişteki monarşilerin ulusal çıkarları savunmada başarısız olduğunu ve devlet gücünün çoğunlukla azınlıkları baskılamak ve demokratik özgürlükleri bastırmak için kullanıldığını savundular.

Aynı zamanda, İslam Cumhuriyeti’ne yakın medya kuruluşları Kürt partilerini şiddetle eleştirdi. Vatan-ı Emrooz gazetesi, “Ayrılıkçılığın Kuyruğu Ortaya Çıktı” başlığı altında, yeni kurulan koalisyonu ABD ve İsrail ile ittifak kurmakla suçladı. Bu arada, Mashregh Haber Ajansı, “Ayrılık İçin Teyakkuzda Kurtlar ” başlıklı bir haberde, bu partilerin Kürdistan Bölgesi’ndeki genel merkezlerinin, daha önce birkaç kez olduğu gibi, tekrar saldırı hedefi haline gelebileceği konusunda uyardı.

Bu uyarılar sadece retorik değil. İran, 2018 ve 2022 yıllarında Irak Kürdistan’ındaki Kürt muhalif üslerine füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenleyerek ölümlere ve yaralanmalara neden oldu. Bu saldırıların hatırası, günümüzde bile siyasi kararları etkilemeye devam ediyor.

Rıza Pehlevi ve bazı danışmanları, ayrılıkçı hareketler olarak tanımladıkları olgularla başa çıkma planlarını görüştüler. Geçen yaz yayınlanan Acil Durum Aşaması Kitapçığı adlı bir belgede, danışmanlar, sınır ötesi militanlık ve etnik ayrılıkçılıkla mücadele etmek için gelecekteki bir geçiş hükümetinin Irak, Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan gibi komşu ülkelerle hızla güvenlik anlaşmaları kurması gerektiğini öne sürdüler. 2022’nin başlarında, Anayasalcı Parti’nin sanal bir toplantısında yaptığı konuşmada Pehlevi, “ayrılıkçıları” İran’a saldıran düşman askerlerine benzetmişti.

Bu yaklaşım, Pehlevi ve danışman çevresinin Kürt partilerine yönelik daha geniş kapsamlı sertlik stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Son iki yıldır Pehlevi, siyasi kurum inşası yoluyla kendisini İslam Cumhuriyeti’ne ana alternatif olarak sunmaya çalıştı. Bu bağlamda, destekçilerinden bir grup, monarşinin geri dönüşünü savunan “Vatansever Kürt İranlılar” adlı bir parti kurdu. Grubun Kürdistan içindeki gerçek etkisi belirsizliğini korusa da, söylemleri büyük ölçüde yerleşik Kürt partilerini hedef aldı. Bazı Kürt aktivistler bunu, 1979 devriminden sonraki ilk aylarda Kürt siyasi gruplarının meşruiyetini zayıflatmak için kurulan “Müslüman Peşmerge” örgütüne benzetiyor.

Ancak bugünkü durumu 1979 ile karşılaştırmak, Kürdistan denkleminin temelden değiştiğini göstermektedir. O dönemdeki yeni devrim sonrası hükümet nispeten izole bir bölgeyle uğraşırken, Kürdistan bugün daha geniş bir bölgesel ve ulusötesi ağın parçasıdır: Irak ve Suriye’deki Kürt oluşumlarının birleşmesinden, etkili bir Kürt diasporasına ve Belucistan, Huzistan/Ahvaz ve Azerbaycan gibi İran’ın diğer bölgelerinde kimlik temelli taleplerin yayılmasına kadar… Bu değişiklikler, 1980’lerin baskı modelinin basit bir şekilde yeniden üretilmesini çok daha karmaşık hale getirmiştir.

Bu bağlamda, Rıza Pehlevi ve danışman çevresinin diğer siyasi güçlere karşı agresif bir yaklaşım benimseye çalıştığı görülüyor; bu yaklaşım, yabance destek umutlarına, İslam Cumhuriyeti’nin askeri yapısında kırılmalara ve askeri güçlerin kendisiyle olası ittifakına, ayrıca İran toplumunun farklı katmanlarında bir sosyal taban oluşturma çabalarına dayanıyor. Bu çerçevede Kürt partileri ve talepleri giderek daha çok, uyum sağlanması gereken bir siyasi gerçeklik olarak değil, birleşik bir muhalefetin konsolidasyonuna engel olarak gösteriliyor.

Ancak böyle bir hesaplama ciddi riskler taşır. Siyasi örgütlenme, kitle seferberliği, silahlı mücadele ve hem İslam Cumhuriyeti hem de Pehlevi devletiyle çatışma konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip güçleri görmezden gelmek veya hafife almak, bu harekete ağır bir siyasi bedel ödetmekle kalmayıp, ülkeyi kanlı bir iç çatışmaya da sürükleyebilir.

Bu yazı The Amargi internet sitesinden alınmıştır. 

Amar Goli: Mafya grupları ve totaliter hükümetler arasındaki ilişkilere ve Ortadoğu’daki Kürt sorununa odaklanan bir araştırmacı gazetecidir. Bölgenin siyasi ve sosyal dinamiklerine dair derin bilgisine dayanarak, BBC Farsi, Iran International ve Radio Ferda gibi çeşitli medya kuruluşlarına Farsça, Kürtçe ve Almanca dillerinde katkıda bulunmuştur. The Amargi’de ise özellikle Doğu Kürdistan ve İran hakkında yazılar yazarak güncel olaylara dair değerli bilgiler ve analizler sunmaktadır.

Benzer Haberler

Son tarih 14 Mart 2026 |

Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri için başvurular başladı

“Kürt partilerine saldırılar ittifakı hedef alıyor” |

PJAK’tan İran açıklaması: Rejim çöküşün eşiğinde

‘İrtikap’ soruşturması l

Tanju Özcan adliyeye sevk edildi

Ticaret Bakanı açıkladı |

Türkiye-İran arasında günübirlik yolcu geçişleri durduruldu

Erdoğan’dan Hamaney için mesaj |

İran’a başsağlığı diledi

İmamoğlu’ndan süreç açıklaması:

AİHM kararları ve kayyum vurgusu: Artık samimiyet zamanı

DEM Parti’den 3. yol vurgusu |

İran halklarının özgürlüğü kırmızı çizgimiz