Murat Sabuncu
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi dinlerken Kürt sorunu konusunda en azından “devletin bir kısmında” paradigma değişimi arayışı olduğunu düşünüyorum. Bölgenin ve dünyanın yeni-uzun sürecek savaş tehdidi altında bulunduğu öngörüsüyle yapılan bir hazırlık olabilir bu. “İç cepheyi de” bölgede Türkiye ile kimlik ve kader anlamında bağı olan grupları da kapsayan-güçlendirmek isteyen bir değişim.
Yukarıdaki satırları 18 Kasım 2025’te, yaklaşık iki ay önce MHP Grup toplantısından sonra yazmıştım. Bahçeli o gün yaptığı konuşmada iki çarpıcı çıkış yapmıştı. Biri “Gerekirse İmralı’ya üç arkadaşımı alır, ben giderim” idi:
“Bundan sonra İmralı’ya gidecek heyetin teşekkül ve tespitinin yapılması da muhtemeldir. Günlerdir süregelen İmralı’ya gidilsin mi, gidilmesin mi tartışmalarına bir nokta koyulmalıdır. Şayet Meclis’te kurulan Komisyon bu çerçevede karar alamazsa, hiç kimse bu ziyarete yanaşmazsa, herkes üç maymunu oynamanın merakında ısrar ederse, açık açık söylüyorum, alırım yanıma üç arkadaşımı, kendi imkanlarımızla İmralı’ya gitmekten gocunmam, çekinmem, bir masa etrafında yüz yüze gelmekten de imtina etmem. Karanlıkta göz kırpmam, ipe un sermem, söyleyeceğim ne varsa mertçe, özgüven içinde muhatabımın gözünün içine baka baka söylerim.”
Bir diğer nokta Suriye ile ilgiliydi. Şöyle demişti:
“Suriye’de SDG/YPG’nin merkezi hükümetle entegrasyon müzakereleri, alınan mesafeler, bazı provokasyonların varlığına rağmen diyalogların günbegün makul bir çizgide seyretmesi kayda değerdir.”
Bir süredir Bahçeli’nin o gün bahsettiği iki noktadan da uzağa düşülmüş bir gündemin içinde Türkiye. Elbette Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a, MİT Başkanı İbrahim Kalın’a ve tabii CHP lideri Özgür Özel’den Meclis’te kurulan Komisyon’un tüm üyelerine, her biri değişik gerekçelerle de olsa sürecin içinde sözleriyle aldıkları siyasi tavırlarla var oldular. Bahçeli’yi özellikle merkeze almamın sebebi ‘devlet adına’ bu durumu en çok sahiplenen isim olması…
Kürt sorunu ve Türkiye’de, bölgede çözümü üzerine zamanlamadan şekle kimi tartışmalar oldu. Ne yazık ki medyanın geldiği-getirildiği hâl, ifade özgürlüğü üzerindeki baskılar, korku hâli konunun her boyutuyla tartışılmasının önünde engeldi. Oysa akademisyenden gazeteciye konu her boyutuyla ele alınabilse, daha açık konuşulabilse toplumun kafası daha net olabilirdi. Elitler arası bir çözüm-barış arandı.



