BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Suriye’de son perde: Şam’ın ehlileştirilmesi ve Kürtlerin stratejik açmazı

Suriye’de son perde: Şam’ın ehlileştirilmesi ve Kürtlerin stratejik açmazı

Doğu ERGİL

Savaşın Bittiği Yerde Siyaset Sertleşir

Suriye iç savaşı askeri anlamda büyük ölçüde donmuş bir çatışma aşamasına girerken, asıl belirleyici mücadele artık diplomasi, meşruiyet ve devlet teşkilatının yeniden inşası alanında yaşanıyor.

2026 başı itibarıyla sahadaki en çarpıcı gelişme, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) askeri ve siyasi olarak giderek yalnızlaşması; buna karşılık Şam yönetiminin, uzun süredir maruz kaldığı diplomatik tecritten aşamalı biçimde çıkmasıdır. Bu dönüşüm, Suriye Kürtlerinin on yılı aşkın süredir savunduğu fiili özerklik projesini yalnızca askeri değil, uluslararası destek düzleminde de zayıflatmıştır.

Bugün Suriye’de yaşanan, klasik anlamda bir “askeri yenilgi” değil; daha ince ayar, daha sessiz ama daha kalıcı bir stratejik terk ediliş sürecidir.

SDG’nin Yalnızlaştırılması: Saha Başarısından Diplomatik Açmaza

SDG, IŞİD’e karşı verilen mücadelede Batı için vazgeçilmez bir kara gücü olarak ortaya çıktı. Ancak bu işlevsellik, (Kürtler dahil, çok kişinin inandığının aksine) hiçbir zaman kalıcı bir siyasal ortaklık vaadine dönüşmedi. 2025 sonu itibarıyla ABD ve Avrupa ülkelerinin önceliği, Suriye’nin parçalı yapısını sürdürmekten ziyade, kontrol edilebilir bir merkezi devletle çalışmak yönünde evrildi.

Bu bağlamda SDG’nin şu anda hayal kırıklığıyla yaşadığı yalnızlık üç boyutludur:

Askerî yalnızlık:

SDG hâlâ sahada ciddi bir güç olmasına rağmen, bu gücü siyasi kazanıma çevirecek dış destekten yoksun kalmıştır. Silahlı kapasite, artık uluslararası masada bir pazarlık kozu olmaktan çıkmıştır, özellikle saflarındaki Araplar Şam’a biat ettikten sonra.

Diplomatik yalnızlık:

Ne ABD ne de Avrupa, SDG adına Şam’a karşı açık bir siyasal garanti sunmaktadır. SDG, fiilen “Şam’la anlaşması tavsiye edilen” ama bu anlaşmanın sonuçları için desteklenmeyen bir aktöre dönüşmüştür. Bu olasılığı A. Öcalan sık sık Kürt siyasal aktörlerine hatırlatmıştır.

Stratejik yalnızlık:

SDG, Türkiye tarafından tehdit olarak görülmeye devam ederken; Rusya ve İran açısından yalnızca geçici bir saha aktörü, Batı açısından ise artık maliyetli bir dosya hâline gelmiştir. Bu durum, uluslararası siyasetin kaypak zeminini sergileyerek, bir kez daha ülkeler arasında dostluk değil çıkarların önceliğini kanıtlamıştır.

Bu tablo, SDG’nin askeri olarak ayakta kalsa bile siyasal olarak manevra alanını büyük ölçüde kaybettiğini göstermektedir.

Şam’ın Dönüşü: Ulus-Devletin Ehlileştirilmesi ve Realist Angajman

2026 itibarıyla dikkat çeken en önemli gelişme, birçok ülkenin fiilen veya zımnen Şam yönetimiyle yeniden temas kurmasıdır. Arap dünyasında başlayan normalleşme dalgası, Avrupa’da “realist angajman” söylemiyle tamamlanmakta; Rusya ve İran ise bu süreci hızlandırıcı rol oynamaktadır.

Bu destek, Şam’a üç kritik avantaj sağlamaktadır:

Meşruiyet: Merkezî devletin “tek muhatap” olarak kabulü;

Kaynak kontrolü: Petrol, sınır kapıları ve gümrük gelirlerinin yeniden merkeze bağlanması;

Güvenlik tekeli: Silahlı yapıların devlet dışı aktörler olarak tasfiye edilmesi.

Uluslararası toplum açısından tercih nettir:

Parçalı, özerk ve ideolojik yapılar yerine; zayıf da olsa “kullanışlı” bir merkezi ulus-devlet. Bu tercih, normatif değil; tamamen jeopolitik ve güvenlik odaklıdır.

Gerçekçi görünen bu beklentinin, Ortodoks Sünnî, cihadî bir ideolojinin etkisindeki silahlı gruplarca gerçekleştirilebileceğinin bir ham hayal olup olmadığı yakında anlaşılacaktır.

Kürtlerin Stratejik Yalnızlığı: Tanınma Var, Garanti Yok

Şam yönetiminin Kürtlere yönelik son dönemde attığı kültürel ve sembolik adımlar (Kürtçenin tanınması, Nowruz’un resmi tatil ilanı, vatandaşlık sorunlarının çözülmesi), ilk bakışta olumlu görünse de bu adımların anayasal ve kurumsal teminatlardan yoksun olması temel sorunu çözmemektedir.

Bugün Suriye Kürtlerinin karşı karşıya olduğu durum şudur:

Özerklik fiilen sona ererken, tanınan haklar sözlü vaat ve idari kararname düzeyinde kalmaktadır;

Uluslararası bir garanti mekanizması bulunmamakta ve hiçbir güçlü devlet bu garantinin arkasında durmamaktadır.

Bu, Kürtlerin tarihsel deneyimlerinden iyi bildiği bir tablodur: Tanınan kimlik, ama güvence altına alınmayan haklar…

Kürt meselesi böylece askeri bir sorun olmaktan çıkıp, yeniden eşit yurttaşlık ve merkezi devlet düzeni içinde erime riski eksenine oturmaktadır.

Türkiye Faktörü: Sessiz Kazanan mı?

Bu süreçte Türkiye, sahada belirleyici bir aktör olmaktan çok, sonucun şekillenmesinden memnun olan bir jeopolitik izleyici konumundadır. Ankara’nın uzun süredir savunduğu “Suriye’nin toprak bütünlüğü + tek ordu” yaklaşımı, bugün Şam tarafından fiilen hayata geçirilmektedir. Bu konuda Ankara, Şam’a egemen olan koalisyona sürekli diplomatik ve lojistik ve askerî destek vermiştir. Geleneksel Türk resmî görüşü, Kürtlerin her kazancının, onların bağımsızlığına giden yolun taşlarından biri olduğudur.

Bu açıdan bakınca Ankara, yeni oluşan tabloyu şöyle okumaktadır:

Sınır hattında silahlı özerk bir yapının çözülmesi ve kendi “Kürt sorunu”nu tetikleyebilecek bir oluşumun şimdilik denetim altına alınması;

SDG’nin uluslararası destek kaybı,

Şam’la yakın işbirliğinden doğacak ticarî fırsatlardan yararlanma ve içinde yıllardır taşıdığı Suriyeli göçmenleri geri gönderme şartlarının oluşturulması…

Bu nedenle Ankara, pek önemsemediği Kürt kültürel haklarının tanınmasından ziyade, silahlı ve siyasi özerkliğin tasfiyesini stratejik kazanım olarak görmektedir.

Sonuç: Özerklik Sonrası Suriye ve Bitmeyen Kürt Sorunu

Bugün Suriye’de yaşanan, yalnızca bir özerklik deneyiminin sona ermesi değildir. Aynı zamanda, ulus-devletin krizden çıkarak kendini yeniden yaratması ve “uyumsuz parçalara” dayatmasıdır. Ancak bu dönüşüm, sorunları çözmekten çok, onları erteleyen bir nitelik taşımaktadır.

SDG askeri olarak dağılabilir, ona bağlı idari yapılar merkeze entegre edilebilir; fakat Kürt meselesi ortadan kalkmaz. Aksine, bu mesele daha az görünür ama daha derin bir siyasal fay hattı olarak Suriye’nin yeniden inşasında ve geleceğinde varlığını sürdürür.

Suriye’de savaş biterken, adalet, temsil ve eşit yurttaşlık mücadelesi yeni bir evreye girmektedir. Ve bu evrede, Kürtlerin yalnızlığı, yalnızca Kürtlerin değil; Suriye’nin geleceğinin de kırılganlığını sergilemektedir.

Bu “kırılganlık” olgusunu biraz açalım:

Şam’daki yönetim büyük ölçüde Ortadoğu sahnesinde “cihatçı” olarak bilinen, Batı belgelerinde “terörist” olarak geçen silahlı güçlerdir. IŞİD saflarından el KAİDE ve NUSRA’ya, bu örgütlerden HTŞ saflarına geçen örgütler söz konusudur.  Şu anda Şam’da yönetimde olan HTŞ için “Gördüğünüzü, bildiğinizi ihbar edin diyen ve ödül teklif eden resmi ABD web sitesinde geçen sene şu ilan vardı:

“Heyet Tahrir El-Şam veya Tahrir El-Şam (HTŞ), 2017 yılında El-Nusra Cephesi (ENC) ile diğer bazı grupların birleşmesiyle oluşmuştur. Suriye’nin kuzeybatısındaki toprakların bir bölümüne hakim olan HTŞ, El Kaide’ye bağlı kuruluşlarından biri olarak Esad rejimini devirip yerine Sünni bir İslam devleti kurarak gücünü arttırmayı amaçlamaktadır. HTŞ kuruluşundan bu yana birçok ABD vatandaşını rehin almıştır. Suriye muhalefetinden ayrı aşırılık yanlısı bir unsur olan HTŞ, yerel yönetim ve dış komplolar üzerinde çeşitli ölçülerde etkili olmaya devam etmektedir.

Bu bilginin ve son dönemdeki baş döndürücü değişime sonrasında bu eski terörist, yeni müttefikler koalisyonunun Suriye gibi kültürel ve etnik olarak çoğulcu bir yapıyı radikal dinci bir ideoloji ve zorla yönetebileceğini düşünmek çok gerçekçi değildir. Esad rejimi de zor kullanıyordu ve halk desteğini büyük ölçüde bu nedenle yitirmişti.

Özetle, Şam’daki “geçici yönetim”in gerçekten geçici olacağını, daha kalıcı bir düzenin ancak Suriye’yi oluşturan unsurların kendi öz-yönetimleriyle katılacakları bir merkezi yönetimin daha dengeli ve kalıcı bir siyasal mimariye yol verebileceği orta vadede daha gerçekçi görünmektedir.

Benzer Haberler

Doğu Ergil yazdı |

Suriye’de son perde: Şam’ın ehlileştirilmesi ve Kürtlerin stratejik açmazı

Sêmelka Sınır Kapısı üzerinden |

Heyet, kuşatma altındaki Rojava'ya ulaştı

TÜGVA davasında tazminat kararı verilmişti l

Kılıçdaroğlu'nun tüm gayrimenkullerine haciz işlemi

“Erdoğan tükenmiştir” |

Özel bir kez daha sandık çağrısı yaptı

“Bayrak indirme olayıyla” ilgili DEM Parti’yi hedef aldı l

Bahçeli: Uzatılan el, kalkan yumrukla yer değiştirebilir

Rojava’ya yönelik saldırılar: “Son derece haklı ve meşru” |

Erdoğan: İlgili kurumlarımız vasıtasıyla gerekli telkinlerde bulunduk