Rojava izlenimlerini yazan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, medyada ve siyasette artan nefret söylemi ve Kürt düşmanlığına dikkat çekerek, “20. yüzyılda derin yaralar açılan, kanayan Türk-Kürt ilişkilerini iyileştirmeye çalıştığımız bu süreçte, siz o yarayı kanatmaktan, acısını derinleştirmekten vazgeçin” çağrısında bulundu.
HABER MERKEZİ – Beraberindeki heyetle birlikte Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni [Rojava] ziyaret eden DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, izlenimlerini kaleme aldı.
“Yaşama yolculuk” başlığıyla bianet‘te yayımlanan yazısında Hatimoğulları, “Bir köprü vardı Dicle üzerinde. Köprünün bir yanında Habur, diğer yanında Sêmelka. Bir yanında biz, diğer yanında onlar. Ama aslında hepimiz aynı taraftaydık- yaşamın tarafında” ifadelerini kullandı. Hatimoğulları’nın yazısının devamı şöyle:
BİR EVİN İKİ ODASI: NUSAYBİN VE QAMİŞLO
21 Ocak sabahı yola çıktığımızda ne olacağını bilmiyorduk. Bildiğimiz tek şey vardı: Sınırın öbür yakasında binlerce insan yaralanıyor, yüzlercesi ölüyor, yüz binlercesi evinden, yurdundan sökülüp atılıyordu. Gidecektik. Birlikte olacaktık.
Yol uzundu. Sarsıcıydı. Her kilometre biraz daha ağırlaşıyordu içimiz. Çünkü dün Nusaybin’den yürüyerek gidebileceğimiz bir yer için günlerdir yoldaydık. Devletlerin çektiği sınırlar işte böyle. On dakikalık yolu günlere çevirirler. Kardeşi kardeşten ayırırlar. Sonra da “güvenlik” derler.
Haritalar yalan söyler bazen. Nusaybin ile Qamışlo’yu uzak gösterir. Ama gerçek şu ki, buralar bir evin iki odası gibidir. Kardeş kardeşe kapı kapatmaz. Ama devletler kapatır. Ve cezalandırır.
Yollardayken aklımızda hep şu soru vardı: Orta Doğu neden hep gerilimlerin, huzursuzlukların yeniden üretildiği bir bölge? Cevabı bulmak için çok uzağa bakmaya gerek yoktu. Avrupa’da bir ülkeden diğerine elini kolunu sallayarak giderken, burada bir Kürt kentinden diğerine gitmek her türlü kontrol zulmüne maruz kalmak demekti.
Yetmiyor… Amca çocuklarının evleri arasına kilometrelerce duvar örülüyor. Tarihte yola merak, dikkat, mutluluk, yaşam arayışı eşlik etmişken; burada yola sınırlara örülmüş çirkin duvarlar eşlik ediyor. Öyle duvarlar ki, aracın camından bakıp hayal kurmayı bile engelleyen bir çirkinlikte…
Bilincimizi dağıtmak için tasarlanan duvarlar, kontrol noktaları, mesafelendirmeler arasında Qamışlo’ya vardığımızda yaşam mücadelesinin ortaya çıkardığı berrak bir zihin, gözlere sinmiş hüzün ve mücadeleyi kazanma inancının verdiği dirençle karşılaştık.
QAMIŞLO SOKAKLARI…
Qamışlo’ya vardığımızda karanlık çökmüştü. Ama sokaklarda bir kıpırtı vardı, bir hayat. Halk meydana akıyordu. Hayat meydana akıyordu. Ellerinde pankartlar, dillerinde Kürtçe sloganlar…
Rojava sınırlarında ilk olarak PYD Eş Başkanları ve yönetimi tarafından karşılandık. Sanırsın, 21. yüzyılın en vahşet dolu saldırılarına onlar maruz kalmıyor. Öylesine moralli, öylesine kararlıydılar… Haklılığın verdiği özgüven haliyle karşılaştık.
Qamışlo’da halk yaşamak için seferber olmayı gerektiren bir siyasi direniş çizgisini yaşıyordu. Tam bir seferberlik ruhuyla, 7’den 70’e sokaklardaydı. Uykusuzluğu dert eden yoktu. HTŞ ve türevlerinin saldırılarına karşı dünyanın dört bir yanında Kürtlerin, dostlarının, devrimcilerin ve demokratların ortak mücadelesinin kendilerine büyük moral verdiğini ifade ediyorlar. Eşine az rastlanır bir halk dayanışmasıyla Qamışlo sokaklarını savunacaklarına emin şekilde konuşuyorlardı.
21 Ocak sabahı PYD Eş Başkanları ve yönetimiyle görüştük. Ardından Rojava kadın hareketi çatı örgütleri ile… Daha sonra eş sözcülüğünü ENKS ve PYD’nin yaptığı 26 Nisan Konferansı bileşenleri ile… Bu konferansın bileşenleri Suriye’deki bütün Kürt partiler ve Kürt kurumlarını içeriyor. Akabinde Kuzey ve Doğu Suriye Dış İlişkiler Temsilciliği ile bir araya geldik.
Rojava’nın hem siyasetçileri hem de seferberliğe katılan insanları, yaşanan saldırıların politik arka planı konusunda hemfikirdi. Onlara göre 2026 yılı ocak ayıyla başlayan saldırılar bir uluslararası komplodur. Bu komployla Kürt-Arap savaşı hedeflenmektedir. DSG böyle bir savaşın içine girmek istemediği için Rakka ve Deyrizor’dan çekildi. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye’de bir Kürt-Arap savaşı istemediklerini söylediler. Ayrıca başta ABD ve Fransa olmak üzere garantör ülkelerin de barışın tesisi için görev ve sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini vurguladılar.
Rojavalı siyasetçilerin söylediklerini birebir Türkiye kamuoyuyla paylaşmayı tarihsel sorumluluk kabul ediyorum:
תunu bütün dünya bilmeli ki, Kuzey ve Doğu Suriye’den komşu ülke Türkiye’ye bir taş dahi atılmamıştır. Bizler asla Türkiye için güvenlik sorunu oluşturmuyoruz. Tam tersi Suriye barışına katkı veren bir Türkiye, bizim komşuluğumuzla daha da güvende olur. Bizler bunu defalarca Türkiye’ye ilettik. Barışını sağlamış bir Suriye, stratejik olarak Türkiye’nin barışının garantisi olur.
Bu cümleler elinde vileda sapıyla düşmanlık körükleyenler için de, devlet aklı adına karar alanlar için de umarım bir anlam ifade eder…
MASADA KİM KALKTI?
Öte yandan 10 Mart Mutabakatı’na kendilerinin uyduğunu, Şam yönetimi ile görüştüklerini ama ısrarla adım atılmasının geçici yönetim tarafından sürüncemede bırakıldığını söylüyorlar. 4 Ocak’ta Şam’da DSG ve Şam yönetimi arasında gerçekleşen toplantıda mutabakat sağlandığını, ama imzaların birkaç gün sonra atılacağını bildirmişler. Fakat ne olmuş? Bir daha yan yana geliş olmadan, 6 Ocak’ta Halep’te Eşrefiye ve Şêxmeqsûd mahallelerinde yaşayan Kürtlere yönelik saldırı gerçekleşmiş.
Bu yaşananlardan hareketle, doğal olarak şöyle bir fikir gelişmiş: “Şam yönetimi ve arkasındaki güçler savaş istiyor. Bütün Kürtleri şiddetle, ölümle tasfiye etmek istiyorlar. Suriye’yi Kürtsüzleştirmek istiyorlar.”
Kürt halkının yoğun yaşadığı bölgelerde savunma hatları oluşturduklarını, buralardan çekilmeyeceklerini söylediler. Kürtlerin Suriye’nin ve bu coğrafyanın kadim halkı olduğunu ve kadim bir halkı toprağından söküp atmanın mümkün olmadığı konusunda güçlü bir iradeleri her saniye yeniden hissediliyor.
Şu cümleleri tarihe not düşülmeyi hak ediyor: “Bizler Kürt-Arap savaşına karşı olduğumuz gibi Türk-Kürt çatışmasına da karşıyız.”
Yani kimsenin acısını kendi mutlulukları yapmak istemiyorlar.
KOBANÎ KUŞATMASI
21. yüzyılda soykırım, önceki yüzyıllardaki yöntemlerini güncellemiş ve imgelerini değiştirmiştir. Bu çağın soykırım repertuvarı; ablukaya alıp, elektriksiz, susuz, çaresiz bırakarak ölüme terk etmekle gerçekleşiyor. Egemenler için bunun uygulama alanı dün Gazze’ydi. Bugün Kobanî’dir. Dün Gazze’yi nefessiz bırakanlar, bugün Kobanî’yi karanlığa gömüyor.
Kobanî’de elektrik, su ve internet kesilmiş ve kent abluka altına alınmıştır. Abluka ortaklığına ilişkin Türkiye ve geçici Şam yönetimi işaret ediliyor. Yaptığımız bütün görüşmelerde, konuştuğumuz her siyasi temsilci aynı şeyi söyledi: “Bu abluka iki tarafın ortak işi.” Bir yanında Türkiye, diğer yanında Şam yönetimi… İkisi birlikte Kobanî’yi karanlığa, susuzluğa, çaresizliğe mahkûm ediyor.
Kobanî 2014’te insanlığın kurtuluş, kadınların özgürlük, halkların eşitlik sembolü olmuştu. Bu sembol bugün de aynı değer ve kıymettedir. Sembolik değerinden ötürü o gün yenilgiye uğratılan IŞİD’in akraba ideolojileri, bugün Kobanî’nin suyunu, elektriğini kesmektedir. Bu intikam, soykırımcı bir nefrete dönüşmüş ve beş bebeğin Kobanî’de donarak yaşamını yitirmesine neden olmuştur.
Bugün Kobanî, ağır bir kuşatma altında. Kobanî’de okulların, hastanelerin ve kamu kurumlarının çalışamadığını öğrendik.
İNSANLAR SAVAŞTAN YORULDU
Bakmayın Türkiye’deki kanallara çıkıp savaş çubukları sallayan, tamtamları çalan, çatık kaşlı, vasat erkeklik hallerine…
Bakmayın “Arap aşiretleri” kavramına yaslanarak jeopolitik kasanlara…
Bakmayın Kürde fiske vurulunca havalara uçanlara…
Bakmayın manipülasyonlarla dünyayı yanıltan birçok Körfez ve Arap medyası temsilcilerine…
Bakmayın bir Kürt kadının cenazesi binadan atılırken, beş Kürt çocuğu donarak yaşamını yitirirken insanlıktan nasibini alamadığını apaçık gösterenlere…
Nüfusunun yarısı yerinden edilmiş, kurumları çalışmayan, en temel insani ihtiyaçları bile gideremeyen savaş yorgunu bir Suriye var.
Suriye’de insanlar daha fazla savaş istemiyor. Suriye’nin kurumsal hali ve psikolojik eşikleri artık daha fazla savaşı kaldıramaz.
Suriye için yapılacak en hayırlı iş, Türkiye’de konforlu yerlerinden oturup savaş nidaları atanları dinlemek değil, Suriye’deki her bir yurttaş için yaşamı kolaylaştıracak işler yapmaktır.
Suriye’de insanlar normal hayatına dönebilmeli. Başta hastaneler, sağlık merkezleri, okullar olmak üzere bütün kamu kurumları hızlıca inşa edilebilmeli. Suriye’de yollar yapılmalı, elektrik ve internet erişimi sağlanmalı, içme suyu ve gıdaya erişebilmeli. Kısacası, Suriye normal bir hayata kavuşabilmeli.
Müreffeh Suriye, Kürtlerle savaşarak değil Kürtlerle anlaşarak kurulur. Suriye’de huzur, Alevi ve Dürzi katliamlarıyla değil, farklı halkların ve inançların bir arada yaşadığı bir ülke inşa ederek olur. Bu farklılıkların eşit yurttaş olarak Suriye’de yaşayabilmesi demokratik ülkenin yolunu ardına kadar açar.
Rojava’da temaslarımızı devam ettirirken kadın meydanını gördük. Bir kadın heykeli vardı. O an bir kez daha anladık ki, Rojava’dan Orta Doğu’ya yayılan kadın özgürlük mücadelesiyle Suriye toplumsal barışını sağlar. Orta Doğu’daki istikrara, eşitliğe ve özgürlüğe katkı sağlar. Bu saldırılar kadınların kazanımlarını hedef aldıkça aslında Suriye’nin özgür geleceğini de baltalamak istiyor. Biliyoruz ki IŞİD, HTŞ gibi örgütlerin rahatsız olduğu en önemli mesele kadının varlığı, mücadelesi, özgürlüğüdür.
ROJAVA İLE DAYANIŞMAK İNSANİ SORUMLULUKTUR
Ellerini ovuşturup ateşkesin bitmesi ve Kürtlerin öldürülmesi için hazırda bekleyenlere kötü bir haberimiz var: Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ateşkesin hayata geçmesi ve demokratik entegrasyonun sağlanması için elinden gelen her türlü çabayı göstereceğini ifade etti. Bu kararın arkasında durmaya devam ediyorlar. Savaşın devam etmesini istemiyorlar. Barışı inşa edip demokratik bir düzende yaşamak istiyorlar.
Rojava’nın kırım kıskacından kurtulması ve Suriye’nin demokratik geleceği için Türkiye başta olmak üzere bütün dünyada duyarlılığı arttırmak tarihsel sorumluluğumuzdur.
Emin olun, hemen yanı başımızdan duyarlılık ve dayanışmayı artırabiliriz. Türkiye’de artan bir demokratik dayanışma ve duyarlılık her yere yayılacaktır. Rojava’da bebeklerin, çocukların, kadınların, gençlerin kurtuluşu ancak bu demokratik dayanışma ile mümkündür. Bunun için Türkiye’deki demokrasi güçlerine, kadın hareketlerine, insan hakları savunucularına, ekoloji mücadelesi yürütenlere, mütedeyyinlere, savaş karşıtı olan herkese Rojava’yla demokratik dayanışma ve duyarlılık gösterme çağrısı yapıyoruz.
DUYGU ORTAKLIĞI VE DUYGU KIRILMASININ KESİŞİMİNDE ROJAVA
21. yüzyılda Kürtler arasına sınırlar çekildi. Bu sınırları anlamsızlaştıran, Kürtleri tek bir duygu ve ruhta birleştiren Rojava oldu. Ama aynı Rojava, Türk ve Kürt ilişkilerinde onarılması zor bir duygu kırılmasına da neden oldu.
Günlerdir sosyal medyada Kürtlere karşı nefret dili sel gibi akıyor. Acının üzerinden zafer devşiren siyasetçiler, gazete yorumcuları ve iktidarın ayrıştırıcı politikaları bunu derinleştirdi. Kürt kadının cenazesi binadan atılırken alkışlayanları gördük. Beş bebeğin donarak ölümünü görmezden gelenleri gördük. İnsanların gözlerindeki o nefreti gördük.
Bu bir tehlike alarmıdır. Ve bu alarm çok şeyi söylüyor bize.
Nefret dili sadece sosyal medyada değil, siyasetin merkezinde, medyanın göbeğinde. Bir halkın acısı karşısında bu kadar büyük bir duyarsızlık, bu kadar derin bir insanlık kaybı… Bu sadece Kürtleri hedef almıyor. Bu, ülkenin geleceğini, barışını, ortak yaşam kültürünü hedef alıyor.
Ellerinde savaş davullarıyla mehter takımında kösçülük yapan siyasetçilere ve medya çevrelerine sesleniyorum: Bu ülkeye büyük bir zarar veriyorsunuz. Telafisi çok zor, belki de imkânsız yaralar açıyorsunuz toplumun ruhunda.
Bir anne olduğunuzu düşünün. Beş bebeğin donarak ölümünü duyduğunuzda ne hissederdiniz? Acıdan kıvranmaz mıydınız? Yoksa zafer çığlıkları mı atardınız?
Bir baba olduğunuzu düşünün. Çocuğunuzun okuluna su, elektrik gitmediğini, karanlıkta üşüdüğünü öğrendiğinizde ne yapardınız? Alkış tutar mıydınız?
Bir insan olduğunuzu düşünün. Sadece bir insan… Sınırın öbür yakasında bir kadının cansız bedeni binadan atılırken, başka bir kadın katledilip saç örgüsü kesilip sosyal medyada paylaşılırken sessiz kalabilir miydiniz? Ya da daha kötüsü, bunu savunur muydunuz?
20. yüzyılda derin yaralar açılan, kanayan Türk-Kürt ilişkilerini iyileştirmeye çalıştığımız bu süreçte, siz o yarayı kanatmaktan, acısını derinleştirmekten vazgeçin.
Aklıselime dönün. İnsanlığa dönün. Vicdana dönün.
Çünkü bugün attığınız her nefret tohumu, yarın bu topraklarda zehir olarak büyüyecek. Ve o zehir hepimizi, hepimizi zehirleyecek.
YÜREĞİMİZİN BİR PARÇASI ORADA KALDI
Bulunduğumuz araçta Ahmet Kaya’nın türküsü, Edip Cansever’in dizeleri geldi aklıma: “Ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar. Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar…”
Biz cevabı biliyoruz. Bu coğrafyada mendiller, yaraları sarmaya yetişemediği için kanar.
Rojava’dan dönerken yüreğimizin bir parçası orada kaldı. Qamışlo sokaklarında direnen insanların yanında, Kobanî’nin karanlığında donmamak için birbirine sarılan ailelerin yanında, kadın meydanındaki heykelin yanında…
Ama bir söz verdik oradan ayrılırken… Rojava’nın siyasi, kültürel ve demokratik hak ve taleplerini savunmaya devam edeceğiz. Bu sadece bir dayanışma görevimiz değil, insanlık borcumuzdur. Yaşam hakkını savunmak, soykırıma karşı durmak, eşitlik ve özgürlük mücadelesine omuz vermek… Bunlar vazgeçilemez sorumluluklarımızdır.
Rojava’yla birlikte nefes alacağız. Çünkü Rojava’nın mücadelesi, sadece Kürtlerin değil, bütün ezilenlerin, bütün özgürlük arayan insanların mücadelesidir.
İKTİDARA ÇAĞRI
Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi ve halkı Türkiye’ye barış eli uzatıyor. Bu eli tutmak ya da tutmamak sizin elinizde.
Tutarsanız Orta Doğu’da istikrarın sağlanmasında tarihi bir adım atacaksınız. Bölgenin geleceğine umut olacaksınız.
Tutmazsanız Rojava’daki her acıdan, her ölümden, her zulümden birinci dereceden sorumluluğunuz olacak. Donarak ölen her bebek, abluka altında ölen her insan, karanlıkta can veren her çocuk… Sevabıyla, günahıyla hepsi tarihin sayfalarında sizin hesabınıza yazılacak.
Tercih sizin. Tarih notunu düşer.



