BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Yanlış sorular, kolaycı yargılar |

Kürt hareketi üzerinden konuşmanın kolaylığı

Yanlış sorular, kolaycı yargılar |

Mert YILDIRIM

Suriye ve Rojava’da yaşananlar karşısında yükselen tartışmaların önemli bir kısmı, olup biteni anlamaya değil; yaşanan kayıp ve gerilemenin sorumluluğunu hızla bir adrese yıkmaya yöneliyor. Bu noktada en “rahat” adresin Kürt hareketi olduğu görülüyor. Çünkü Kürt hareketi sahadadır; görünürdür, somuttur. Devletler ise hâlâ “arka plan” olarak ele alınmakta; mutabakatlar, örtük uzlaşmalar ve emperyalizmin yeni dönem planlamaları sistematik biçimde görünmez kılınmaktadır.

Bu nedenle tartışmanın ekseni baştan itibaren yanlış kurulmaktadır.

Soru şu değildir:

“SDG neden daha cesur davranmadı?”

Ya da “emperyalizmle işbirliği yapmanın sonucu budur” gibi indirgemeci sonuçlar değildir.

Asıl soru şudur:

Hangi siyasal–askerî hamleye, hangi güç dengeleri içinde izin verilmiştir?

Bu soru dışarıda bırakıldığında, eleştiri hızla kolaycılığa; kolaycılık da yargılama diline dönüşmektedir.

“Vaktiyle Şam’a Yürüseydi” Söylemi

Son dönemde sıkça dile getirilen “HTS Şam’a yürürken SDG neden yürümedi?” argümanı, sahaya dair bir analizden çok, öznel bir temenninin dışavurumudur. Bu söylem, karmaşık güç ilişkilerini basit bir irade meselesine indirger. Oysa Suriye sahası salt iradenin değil; çok katmanlı güç mutabakatlarının belirlediği bir alandır.

Bu iddia, kritik bir gerçeği özellikle dışarıda bırakmaktadır. İdlib’de HTŞ’yi büyüten, koruyan ve Şam’a yürümesinin önünü açan güçlerle; bugün HTŞ eliyle Kürt bölgelerine yönelen saldırının siyasal zeminini kuran güçler aynıdır. Bu basit gerçek görmezden gelindiğinde, tartışmanın yükü kaçınılmaz biçimde sahadaki özneye bindirilmektedir.

Soruyu açık soralım:

Suriye Demokratik Güçleri Şam’a yürüseydi, kimlerle savaşacaktı?

Yalnızca Şam’la mı?

Yoksa Türkiye, Rusya, İran ve ABD ile aynı anda mı?

Bu tabloya “stratejik hamle” diyenler, gerçekte kolektif bir imhayı devrimci cesaret olarak pazarlamaktadır. Oysa yürümek için yalnızca dış dengeler değil, iç dengeler de olgun değildi. Daha sonra ortaya çıkan Dürzi ve Alevi tepkileri, kendi özgün koşulları içinde gelişmiş; Kuzeydoğu Suriye ile bütünlüklü ve süreklilik taşıyan bir siyasal-askerî koordinasyon üretmemiştir. Ortada ne devrimci bir durum ne de bu durumu radikal bir dönüşüme taşıyacak öznel koşullar vardı.

Sahada Olmayanların Radikalizmi

Sahada bedel ödemeyenlerin, başkalarına bedel ödetme çağrıları her zaman daha yüksek seslidir. Bugün Kürt hareketine yöneltilen “daha radikal olunmalıydı” eleştirilerinin önemli bir bölümü, bu konforlu pozisyondan yapılmaktadır. Riskin, yıkımın ve tasfiyenin maliyeti sahadaki halka kesilirken; “doğru strateji” tartışmaları ekranlardan ve dijital mecralardan yürütülmektedir.

Bu tutum yalnızca politik olarak değil, etik olarak da sorunludur.

Bu tür çağrıların ne anlama geldiğini bilmek için tarihin en büyük ayaklanmalarından biri olan 1848 Avrupa ayaklanmasına hatırlamak gerekir. Engels, bu dönemde gerçekleşen ayaklanmaları tartışırken, ayaklanma ile oynanamayacağını özellikle vurgular. Ona göre ayaklanma, iradeyle başlatılan bir hamle değil; nesnel koşulların ve öznel hazırlığın kesişiminde ortaya çıkan tarihsel bir momenttir. Bu moment yokken yapılan her “ileri atılma” çağrısı, devrimci cesaret değil; siyasal sorumsuzluktur.

Bugün “neden daha ileri gidilmedi?” diye soranların önemli bir bölümü, tam da bu tarihsel deneyimleri görmezden gelmektedir. Üstelik bu körlük yalnızca sol-sosyalist çevrelerle sınırlı değildir; kimi sağcı ve milliyetçi Kürt çevrelerde de aynı kolaycılığın farklı bir biçimi üretilmektedir.

Eleştiri mi, Mahkum Etme Dili mi?

Bugün yapılan eleştirilerin önemli bir bölümü, eleştiri sınırını aşarak doğrudan mahkum etme dilini yeniden üretmektedir. Yaşanan emperyalist mutabakatları konuşmayanlar, yaşanan sonuçları yalnızca Kürt hareketinin “yanlışları” üzerinden açıklamaya çalışmaktadır. Bu yaklaşım, bilinçli ya da bilinçsiz biçimde aynı sonucu üretir: Emperyalizmin ve bölge devletlerinin uzlaşmaları görünmez kılınır; sahadaki görece zayıf özne suçlu ilan edilir.

Ancak eleştirinin tasfiyeye dönüşmesi kadar, eleştirinin bütünüyle bastırılması da ciddi bir sorundur. Kürt siyasetini her koşulda haklı, her sonucu dışsal komplolarla açıklayan dar söylem; ilk bakışta savunucu görünse de, gerçekte siyasal körlüğü yeniden üretmektedir. Bu yaklaşım, güç dengelerini ve sınırları tartışmak yerine, siyasal özneyi kutsallaştırmayı tercih eder.

Oysa siyasal özneler kutsandıkları ölçüde değil; sınırlarıyla yüzleştikleri ölçüde güçlenir. Kürt hareketinin yaşadığı pozisyon kaybını yalnızca ihanet anlatılarıyla açıklamak, gerçeğin yalnızca bir kısmını görmektir. Bu durum ne tasfiye dilini haklı çıkarır ne de içsel muhasebeyi gereksiz kılar.

Gerçek şu ki, yaşananlar tekil hataların değil; büyük güçlerin uzlaşarak kurduğu yeni bölgesel dengenin ürünüdür. Bu dengede Kürt halkı, devlet dışı bir özne olarak stratejik bir müttefik değil; ayrıca savunduğu demokratik ve çoğulcu model nedeniyle bir “engel” olarak görülmektedir.

Yanlış Tartışma, Yeni Yenilgiler

“Biz demedik mi?” söylemi bugün birçok farklı siyasal pozisyondan aynı kolaycılıkla dile getirilmektedir. Kimi sol çevreler bu ifadeyi, sahayla bağ kurmadan sürdürülen risksiz bir doğruculuk alanı olarak kullanırken; kimi Kürt milliyetçi çevreler ise “neden uluslararası güçlerle daha güçlü ilişki kurmadık” demektedir. İki uçta duran bu eğilimler hem sahanın gerçeğinden uzaktır hem de ideolojik ve politik körlük içindedir.

Bugün asıl ihtiyaç olan, ne suçlu aramak ne de kutsal özneler yaratmaktır. İhtiyaç olan, yanlış soruların nasıl üretildiğini, bu soruların nasıl kolaycı yargılara dönüştüğünü ve bu yargıların nasıl yeni yenilgilerin zeminini hazırladığını açık biçimde tartışmaktır. Aksi halde ya fotoğrafın bütününü görmeden mahkum ederiz ya da “haklıydık” diyerek gerçeğin üzerini örteriz.

Bu nedenle mesele, kimin haklı çıktığı değil; hangi yanlış sorularla yeni kayıplara davet edildiğidir.

Benzer Haberler

İşkence ile gözaltına alındı, tedavi edilmeden tutuklandı |

Durumu ciddiyetini koruyor: Koç Ankara’ya sevk edildi

Aziz İhsan Aktaş davasında ilk gün l

Belediye başkanları cezaevinden, Aktaş evinden geldi

DEM Parti’den CHP’ye Rojava ziyareti |

Kobanî'ye insani yardım için "sınır kapısını açın" çağrısı

Gündemde Rojava ve Suriye var |

Fransa Dışişleri Bakanı Barrot Ankara’yı ziyaret edecek

Hatimoğulları izlenimlerini yazdı |

Duygu ortaklığı ve duygu kırılmasının kesişiminde Rojava

Şara’yı destekledi, Özel ve DEM Parti’yi hedef aldı |

AKP Sözcüsü Çelik: Kobanî'de insani bir durum var