ABD ve İsrail’in İran’daki petrol rafinerileri ve depolama tesislerine düzenlediği hava saldırıları, yalnızca askeri gerilimi değil çevresel riskleri de büyüttü. Uzmanlar, zehirli gazlar, ağır metaller ve petrol yangınlarının bölge genelinde ciddi sağlık ve çevre sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor.
HABER MERKEZİ – ABD ve İsrail’in İran’daki petrol altyapısına yönelik hava saldırıları, Ortadoğu’daki savaşın çevresel sonuçlarına dair ciddi kaygıları gündeme getirdi.
8 Mart’ta İsrail’in başkent Tahran’da dört büyük petrol deposu ve bir rafineri dahil yaklaşık 30 petrol tesisini hedef almasının ardından şehir yoğun duman bulutları altında kaldı. Tanıklar ve basın mensupları, aynı gün içinde 400’e yakın hava saldırısının gerçekleştiğini ve gökyüzünün siyah dumanla kaplandığını anlattı.
“15 MİLYONLUK ŞEHİR YOĞUN KİRLİLİK ALTINDA”
Silahlı çatışmaların ve askeri faaliyetlerin insanlar ve ekosistemler üzerindeki zararlarını azaltmak için çalışmalar yürüten Çatışma Ve Çevre Gözlemevi (CEOBS)’nin hazırladığı rapor, İran’ın başkenti Tahran’ın saldırıların ardından oluşan kirliliğin ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor.
“Destansı Öfke Operasyonu: İran ve bölgede ortaya çıkan çevresel zararlar ve riskler” başlıklı rapora göre, bombalamaların ardından ortaya çıkan kirliliğin yalnızca petrol yangınlarından değil; patlamalarla dağılan yapı malzemeleri, silah kalıntıları, toksik yanma ürünleri ve ağır metallerden de kaynaklanabileceğini belirtiyor.
YOĞUN NÜFUSLU BÖLGEDE PETROL YANGINI
İngiltere merkezli Conflict and Environment Observatory (CEOBS) Direktörü Doug Weir petrol tesislerinin savaşlarda zaman zaman hedef alındığını ancak Tahran’daki durumun farklı olduğunu vurguladı. Weir’e göre bu tür yangınların bu kadar yoğun nüfuslu bir metropolde meydana gelmesi nadir görülen bir durum ve milyonlarca sivilin sağlığını doğrudan etkileyebilir:
ד10 Mart 2026 itibarıyla 300’den fazla olay tespit ettik ve bunların 232’sinin çevresel risk değerlendirmesi yapıldı. En yaygın tesis türü açık ara farkla ‘Askeri Tesis’tir. Bunların arasında en çok etkilenen alt tür ise ‘Hava Üsleri’dir. Askeri alanların dışında, olaylar hastanelerden lastik depolama alanlarına, petrol rafinerilerine kadar farklı kirlilik profillerine sahip çeşitli tesis türlerini kapsamaktadır. Çatışma ilerledikçe, sivil ve çift kullanımlı altyapıya yönelik saldırıların arttığını görüyoruz.”
HASAR GÖREN FÜZE TESİSLERİ ENDİŞE VERİCİ
CEOBS’a göre, hem katı hem de sıvı yakıtlı balistik füzeler kullanan İran’da özellikle ülkenin kuzeybatısındaki Tebriz ve Zencan askeri üsleri ile Tahran’ın doğusundaki Hocir füze üretim kompleksi yer alıyor:
“Konvansiyonel silah depolayan tesisler, saldırıya uğradıklarında çevresel riskler de oluştururlar. Mühimmatın tam olarak imha edilememesi, bölgelerin ağır metaller, itici gazlar ve patlayıcılarla kirlenmesine yol açabilir; bunların çoğu zehirlidir. Yangınlar dioksin ve furan üretebilir ve partikül madde açığa çıkarabilir.”
DENİZDEKİ SAVAŞIN MALİYETİ KATLANIYOR
Rapor, Basra Körfezi’nin kıyı şeridi boyunca meydana gelen birçok saldırının da kirliliği arttırdığına işaret ederek, körfezin fosil yakıt endüstrisi ve bununla bağlantılı kirlilik sorunlarının hakim olduğu bir bölge olmasının ekolojik açıdan büyük risk taşıdığına değiniyor.
Riskler bölgenin ötesine uzanıyor: İran fırkateyni Dena, Sri Lanka kıyılarına yakın bir yerde torpidoyla vuruldu ve bunun sonucunda oluşan 20 km uzunluğundaki petrol sızıntısı, kıyı boyunca ekolojik açıdan önemli alanları tehdit ediyor. Sri Lanka yetkilileri şu anda temizlik ve örnekleme çalışmaları yürütüyor .
İran ve Körfez ülkeleri küresel petrol ve doğalgaz üretiminin önemli bir bölümünü kontrol ediyor ve bu enerji altyapısı savaşta doğrudan hedef haline geldi. Rafineriler, depolama tesisleri ve limanlara yönelik saldırılar; petrol sızıntıları, yangınlar ve üretim kesintileri nedeniyle ciddi çevresel riskler yaratıyor.
Raporda şu risklere yer veriliyor:
×7–8 Mart’ta Tahran ve çevresindeki dört petrol tesisine düzenlenen Israil saldırıları, milyonlarca kişinin yoğun duman ve kirleticilere maruz kalmasıyla savaşın çevresel etkilerine dikkat çekti. Bu saldırılar, İran genelinde yaklaşık 30 petrol tesisini hedef alan daha geniş bir operasyonun parçasıydı.
Bölgede başka enerji tesisleri de saldırıya uğradı. Ras Tanura Refinery ve Port of Fujairah yakınlarında meydana gelen saldırılar büyük duman bulutlarına yol açtı. Bu dumanın partikül madde, kükürt dioksit ve diğer zehirli kimyasallar içerebileceği ve rüzgâr yönündeki yerleşim yerleri için sağlık riski oluşturabileceği belirtiliyor.
Çatışma ayrıca deniz taşımacılığını da etkiledi. Strait of Hormuz çevresindeki güvenlik riskleri gemi sigortalarını yükseltti ve fiili bir ticaret ablukası yarattı. Savaşın başında Körfez’de yaklaşık 150 petrol ve LNG tankerinin beklediği bildirildi.
Enerji üretimi de kesintiye uğradı. QatarEnergy sıvılaştırılmış doğalgaz üretimini durdururken, Iraq ve Kuwait gibi ülkeler de ihracatın etkilenebileceği uyarısında bulundu. Bu gelişmeler küresel enerji fiyatlarında şok etkisi yaratırken, uzmanlara göre uzun vadede hem enerji piyasaları hem de küresel iklim politikaları üzerinde önemli sonuçlar doğurabilir.
EN BÜYÜK TEHLİKE NÜKLEER
İran’ın nükleer programı üzerindeki başarısız müzakereler çatışmanın gerekçelerinden biri olarak gösterilse de, nükleer tesislere yönelik saldırıların ölçeği şimdilik sınırlı görünüyor. Bu saldırılar, 2025’teki “12 Gün Savaşı” sırasında gerçekleşen bombardımanlarla kıyaslandığında daha küçük ölçekte; bu da önceki ABD-İsrail saldırılarının birçok tesisi zaten zayıflatmış olabileceğini gösteriyor.
2 Mart’ta Natanz Zenginleştirme Tesisi hedef alındı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) başlangıçta nükleer tesislere saldırı olduğuna dair kanıt bulunmadığını açıklasa da, daha sonra Natanz’daki yer altı zenginleştirme tesisinin giriş binalarında sınırlı hasar olduğunu doğruladı. Yetkililer radyoaktif sızıntı beklenmediğini belirtti.
Ancak İran’da denetimlerin son yıllarda kısıtlanması nedeniyle gerçek hasarın boyutu tam olarak bilinmiyor ve yeni saldırı ihtimali sürüyor. İran’daki diğer önemli zenginleştirme merkezleri ise İsfahan ve Fordo bölgelerinde bulunuyor.
Uzmanlar, savaşın yalnızca yerel çevreyi değil küresel iklimi de etkileyebileceğini belirtiyor. Bombalamaların doğrudan yarattığı karbon emisyonlarının yanı sıra, ticaret yollarının değişmesi, uçuş rotalarının uzaması ve petrol üretiminin artması gibi dolaylı emisyonların da artması bekleniyor.



