İmralı Heyeti üyesi Faik Özgür Erol, Öcalan’ın Suriye ve Rojava’daki gelişmeleri bir provokasyon ve komplo olarak değerlendirdiğini belirtti. Öcalan’ın yaşananları engellemek için merkez ve yerel arasında denge sağlayacak bir çözüm için çabaladığını aktardı.
HABER MERKEZİ – İmrali Heyeti üyesi avukat Faik Özgür Erol, geçici Şam hükümetinin Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim bölgelerine yönelik saldırıları ve Abdullah Öcalan’ın tutumu hakkında ANF’ye konuştu.
Fransa’nın başkenti Paris’te 5 Ocak’ta Şam hükümeti, ABD ve İsrail arasında yapılan görüşmeye ve ardından açıklanana anlaşmaya dikkat çeken Erol, ardından Rojava’ya yönelik saldırıların başlamasının tesadüf olmadığını söyledi. Erol, Öcalan ile son görüşmelerinde bu konunun esas gündem olduğunu anlatarak, şöyle konuştu:
“Sayın Öcalan bunu ‘Suriye’nin güneyini aldılar; Süveyda’yı ve Golan’ı aldılar. Dicle ile Fırat arasını da bunlara vadettiler’ diye ifade etmişti. Yani bunun Şam rejimine vadettiklerini anlatmıştı. Bunun üzerinden bir çatışma süreci geliştirildi. Bunun İran’a dönük müdahale hazırlıklarıyla da ilgisi vardır. Bir sonraki aşamada Irak’la da ilgisi vardır. Bu yönüyle daha uzun vadeli bir sürecin ürünü olarak görünüyor.”
“TARAFLAR ARASINDA MAKASIN EN AÇIK OLDUĞU KONU SURİYE VE ROJAVA MESELESİYDİ”
Meclis Komisyonu’nun açıklanan tutanaklarında Öcalan’ın “Kürtlerin statü talepleri ayrılıkçı değil; demokratik, anayasa içinde kendini yönetme hakkıdır” dediğinin hatırlatılması üzerine Erol, şunları söyledi:
דSayın Öcalan’ın Suriye özelindeki çözüm önerisi aslında başından beri buydu; bu çerçevedeydi. Tabii şunu kabul etmek gerekir; bir önceki çözüm sürecinden bugüne geçen yaklaşık 10-12 yıl içerisinde taraflar arasında makasın en fazla açık olduğu konu Suriye ve Rojava meselesiydi. Bunun aslında bu süreçte de herkes farkındaydı, ayırt ediyordu. Fakat mümkün mertebe ortak aklı ve diyaloğu geliştirebilecek formüller üzerinde düşünüyordu. Geliştirdiği temel tez aslında şuydu; merkez ve yerel ilişkisinin çok dengeli bir biçimde kurulabilmesiydi. Çünkü merkez o aradaki güç dengesi kurmadığı zaman ya yerel üzerinde ezici bir güç kazanır ya da tersinden yerel, merkezi dağıtıcı bir rol oynayabilir. Bu ikisinin de gerçekleşmeyeceği bir formül üzerinde çalışıyordu ve geliştirdiği en temel tez yerel demokrasi formülüydü.
YEREL DEMOKRASİ FORMÜLÜ
Yerel demokrasi formülüyle, yani pek çok tanım ya da pek çok şeyi geliştirmek mümkün, fakat özü itibarıyla yerel yönetimlerin güçlendirilmiş ifadesidir diyebiliriz. Avrupa’daki Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın, kendi ülke koşullarına uyarlanmış ve ona göre içeriği doldurulmuş bir formülasyonudur. Dünya çapında, yani yeryüzünde başarılı olan ulusların ve ülkelerin hemen hepsinin uygulamış olduğu ve sonuç aldığı, giderek de bu yöne doğru evrildiği bir yöntemdir. Bunun tartışılması ya da uygulanmasının önünde herhangi bir engel yokken, geldiğimiz noktada süreç tümüyle bambaşka bir şeye evrildi.
Hem bir saldırı siyaseti hem de o bununla beraber bir kararname yayınlandı. Bu kararnamede, Kürtlere “Sizi yurttaş kabul ediyoruz, vatandaş kabul ediyoruz” denildi. Hep şöyle bir hikaye var ya: Suriye’de daha önce Kürtlere vatandaşlık da verilmiyordu. Şimdi gelinen noktada, çağın gerekliliği bu mudur? Ya da “daha önce vatandaş dahi değildiniz” diyerek bugün vatandaşlık statüsü ile bir halkı geçiştirmek midir mesele? Buradaki sorun aslında şudur; vatandaşlık ya da yurttaşlık dediğimiz şey, toplumsal bir sözleşme üzerinden gerçekleşir. Vatandaş olduğunuz devlete bağlılığınızı yazılı kurallara bağlayan bir hukuk ve toplumsal sözleşme, yani bir anayasa gerekir.
“SURİYE’DE ANAYASA YOK, ÖNCELİKLERİ FARKLI”
Suriye’de bugün anayasa yok. Anayasası ve toplumsal sözleşmesi olmayan bir ülkede hangi yurttaşlık bağını kurabilirsiniz? Yaklaşık bir yıldır Suriye’de hükümet, rejim el değiştirmiş durumda. Bir yıl içerisinde bırakın bir anayasa yazmayı, başlamadılar dahi. Fakat bu arada geçen sürede, Dürzisi’nden Alevisi’ne, Kürt’üne kadar saldırılmayan, müdahale edilmeyen topluluk kalmadı. Demek ki öncelikler farklı.
Buradaki mesele ve sorun şudur; meseleyi sadece Kürtlere indirgememek gerekir. Yani burada sadece Kürtlerin Suriye rejimine nasıl katılacağı, Suriye’de nasıl yaşayacağı ile ilgili değil. Oradaki Dürzilerin, Türkmenlerin, Hristiyanların ve Alevilerin de o ülkede bir arada nasıl yaşayabileceği ve haklarının, hukuklarının ne olacağını düzenleyen bir hukuksal rejim kurulmadı. Hukuksal rejimin kurulmadığı yerde demokratik bir rejim ya da demokratik bir zemin ortaya çıkmaz. Buradaki mesele esasen buydu. Sayın Öcalan’ın sürekli vurguladığı da buydu.”
“SÜRECİN NEREYE EVRİLECEĞİNİ HEP BİRLİKTE GÖRECEĞİZ”
İmralı Heyeti üyesi Faik Özgür Erol, Türkiye’deki sürecin son gelişmelerle birlikte nereye evrileceğini de değerlendirdi. Erol, şunları belirtti:
דSürecin nereye evrileceğini hep birlikte yaşayacağız ve göreceğiz; Sayın Öcalan’ın, en başta bu sürecin başında durduğu yerde olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte, yaptığımız son görüşmede Rojava’da yaşanan gelişmeler henüz bu kadar büyümemişti. Daha henüz cumartesi günü Der-Hafir tarafında bir saldırı girişimi vardı ve Fırat’ın batısıyla sınırlı bir saldırı girişimi olacağı iddia ediliyordu. Sayın Öcalan, o görüşmeye girer girmez başka herhangi bir konuyu konuşmak istemediğini ifade etti. Mesela geçtiğimiz ay içerisinde yapılan pek çok siyasi parti ziyaretleri ve onların sonuçları da vardı; bunları dinlemek de istemedi. Bunların, yaşananların karşısında artık çok bir anlamı olmadığı kanaatindeydi, çünkü yaşananları gerçek bir provokasyon olarak değerlendiriyordu. Ve bu provokasyonun, bir şekilde sadece Suriye’de olduğu gibi Kürt ile Arap’ı değil, bir sonraki evrede Kürt ile Türk’ü de karşı karşıya getirebilecek bir potansiyel taşıdığını; bunun uluslararası bir komplo olduğunu ve hatta 15 Şubat’a benzeterek anlattı. Ve ‘Bu, ikinci bir 15 Şubat’tır‘ diyerek ifade etti.
Buradan gerçekleşen sürecin ve durumun, önümüzdeki çok uzun bir dönemi zehirleyebilecek bir potansiyelinin olduğunun farkındaydı ve bunun önüne geçmenin çabasıydı.
Bugün de ben, o mücadeleyi sürdürmeye devam ettiğini açıkça görüyorum. Bundan da vazgeçmeyecektir. Bunun bir şekilde önüne geçmenin yolu, bu yaşanan çatışmanın derinleşmesinin önüne geçmek için ortak aklı geliştirmekten geçer.”



