Son haftalarda Avrupa’nın birçok yayın organı Suriye haberlerine daha fazla Rojava gözünden bakmaya başladı. Halep saldırısında rejimden yana atılan başlıklar kısa sürede cephe değiştirdi ve Rojava’da kurulan özgün yaşam modelinin saldırılarla tehdit altında olduğu vurgusu daha da görünür oldu. Avrupa’da bir kesim, alternatif yaşam biçimi olarak tasarladıkları Rojava ütopyasının kaderiyle yakından ilgileniyor.
Güler YILDIZ
L’HUMANITE: ROJAVA ÜTOPYASI BOMBALANIYOR
Fransız gazetesi L’humanité bugün bu manşetle çıktı: “Suriye: Rojava’da ateşkes ütopyası Şam rejimi tarafından bombalanıyor”.

imzalı özel haberde, geçici Suriye hükümeti güçlerinin saldırısı nedeniyle Kobanî, Qamışlo ve Dêrik gibi “sınırlı alanlara çekilen Rojava Kürtleri’nin şu anki durumuna” odaklanılmış. Yazıda, Şam yönetiminin ilan ettiği ateşkesin sahada etkili olmadığı; Kobanî, Hasekê ve Til Temir çevresinde çatışmaların aralıklı sürdüğüne işaret ediliyor. Bu askeri baskının, bölgedeki “güç dengelerini değiştirdiği, Kürt yönetimi için hayati öneme sahip olan Irak bağlantısı ve Sêmalka sınır kapısının da tehdit altında” olduğuna vurgu yapılıyor.
Özellikle Kobanî’deki kuşatma, ateşkesin kırılganlığı, sivillerin güvenliği ve özellikle kadınların geleceği konusunda bölgedeki endişeleri derinleşmiş durumda. Kobanî’de sert kış koşulları etkisini sürdürürken hazırlanan bu yazı 5 çocuğun soğuktan öldüğünü de anımsatıyor.
BERNARD-HENRI LEVY: KÜRDİSTAN’DA BİZİM KADERİMİZ DE BELİRLENİYOR
Fransız filozof, yazar, yönetmen Bernard- Henri Levy de Le Point Gazetesi için iki gün önce kaleme aldığı aynı başlıklı yazıda, “Tehlikede olan bir halka yardım etmemek trajik bir hata olurdu” diyor.
Bernard Levy hem Suriye, hem İran hem de Türkiye Kürtleri üzerine sayısız yazı yazmış, konferanslara katılmış, Kürt dostu bir filozof. Kürdistan’ın kaderine dair 3 önemli filmi de var. Şöyle devam ediyor yazısına:
דKürt halkı, dört farklı devlete (Türkiye, İran, Irak ve Suriye’ye) bölünmüş ve bu devletlerin egemenliği altında yaşayan büyük bir halktır. Bugünlerde (yeterince olmasa da) bahsedilen Kürtler, Suriye Kürtleridir. Bundan (yeterince değil…) bahsediyoruz çünkü tam da bu satırları yazarken, Beşar Esad’ın düşüşünden sonra Şam’ın yeni efendisi olan eski cihatçı Ahmed el Şara’nın Arap milisleri tarafından saldırıya uğruyorlar, param parça ediliyorlar, aşağılanıyorlar.
Ve biz bunu (yeterince değil…) konuşuyoruz çünkü bu eski cihatçı, Kürtlerin Suriye hapishanesinde büyük fedakarlıklar pahasına nihayet elde etmeyi başardıkları özerklik biçimlerini teker teker ortadan kaldırıyor. Batı gözünü başka yöne çeviriyor.”
“KATLEDİLMELERİNE GÖZ YUMDUĞUMUZ KÜRTLER…”
Levy Batı’nın neden Kürtlere yardım etmek zorunda olduğunu ise şöyle anlatıyor:
×
“Katledilmelerine göz yumduğumuz ve yardımlarına koşmazsak yok olacak olan bu Suriyeli Kürtler, Batı’nın sadık dostlarıdır… Onlar, vicdan özgürlüğü ve sivil eşitlikle bağdaşabilen, aydınlanmış, laik bir İslam anlayışına inanıyorlar… Ordularında, bazılarını filme aldığımız ve başarılı bir feminist devrimin parlak kanıtı olan kadın taburları da bulunuyor… Bu Kürdistan, bu Rojava, İslam’ın siyasi modernliğin ve özellikle demokrasinin değerleriyle uyumlu olduğunun canlı bir kanıtıdır. Bu, pek çok zayıf zihnin kaçınılmaz bir şeymiş gibi kabul ettiği “medeniyetler savaşı”nın tembel ve cani tezinin eylemle çürütülmesidir.
Rojava Kürtleri de, Irak’taki Peşmerge kardeşleri gibi, on yıl önce IŞİD’e karşı mücadelenin ön saflarındaydı. Ve biliyorum ki, onların cesareti ve inatçılığı, sahadaki zekaları ve taktiksel dehaları olmasaydı, Rakka ile Musul arasında kendini kurmuş ve insanlık fikrine topyekün savaş ilan etmiş olan İslam halifeliği hâlâ ayakta olurdu. İşte bunlar, ihmal ettiğimiz kadınlar ve erkekler. Bunlar, bir bakıma kullandıktan sonra bir kenara attığımız, kıymetli, sadık, sürekli ve kahraman müttefiklerimizdir.
Ayrıntı olmayan bir ayrıntı: Şam, Hol ve Şeddade’deki bu gözaltı merkezlerinden bazılarının kontrolünü ele geçirdi. Ve ortaya çıkan kaosta, binlerce terörist kaçmayı, ortadan kaybolmayı ve adeta yok olmayı başardı.
Son olarak, son birkaç aydır elçilikleri meşgul eden bir soru var. Şam’ın yeni yöneticisi Şara gerçekten de El Kaide’nin tövbe etmiş bir üyesi mi? Bazılarının düşündüğü gibi, sadece askeri üniformasını kravatla mı değiştirdi, yoksa gerçekten siyasi ve ahlaki bir dönüşüm mü geçirdi? Peki, iktidara yükselişini planlayan ve şimdi Kürt dostlarımızı paramparça etmesine yardım eden Osmanlı hamileri, NATO içinde güvenilir müttefikler mi? Şahsen ben öyle düşünmüyorum – ve okuyucularım da bunu biliyor.



