BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Nebil Birtek yazdı |

Egemenin elindeki futbol silahını almak: Amedspor

Nebil Birtek yazdı |

Uzun yıllar boyunca Türkiye futbolunda merkezin ağırlıklı olarak İstanbul eksenli kurgulanmasına karşılık, Amedspor etrafında oluşan yoğun ilgi; futbolun coğrafi ve kültürel merkezinin tekil olmadığını göstermiştir.

Nebil BİRTEK

Antonio Gramsci’ye göre iktidar yalnızca zorla değil, rıza üreterek sürer. Bu rıza; okul, medya, kültür, din ve spor gibi alanlarda kurulur. Futbol da bu anlamda bir hegemonya sahasıdır.

Öncelikle futbol, güçlü bir kolektif kimlik üretir. Kulüp aidiyeti ya da milli takım etrafında kurulmak istenen birlik duygusu, farklı sınıfsal konumları sembolik olarak aynı potada eritir. İşçi, işsiz, esnaf ya da sermaye sahibi aynı tribünde aynı renk için bağırabilir. Bu durum sınıfsal çelişkileri ortadan kaldırmaz; ancak geçici olarak görünmez kılabilir. Özellikle büyük turnuvalar sırasında, örneğin FIFA dünya kupası gibi organizasyonlarda, ulusal birlik söylemi toplumsal farklılıkların üzerini örten güçlü bir örtü yaratır.

Medya dili de rıza üretiminde belirleyici bir rol oynar. Maçlar çoğu zaman savaş metaforlarıyla sunulur; “cephe”, “zafer”, “intikam” gibi kavramlar spor anlatısının parçası haline gelir. Böyle bir söylem, rekabeti varoluşsal bir mücadele gibi çerçeveler ve öfkeyi yukarıya, yani yapısal sorunlara yöneltmek yerine yatay düzlemde rakibe yönlendirebilir.

Bu yüzden futbol çoğu zaman Roma İmparatorluğu’ndaki “ekmek ve sirk” siyasetine benzer. Kitlelerin dikkatini başka bir alana çekerek düzenin istikrarını sağlama işlevi gördüğü söylenebilir. Dolayısıyla futbol sınıf bilincini otomatik olarak ortadan kaldırmaz; fakat sınıfsal enerjiyi kimlik enerjisine dönüştürebilir. Öfkeyi sistemin yapısal kaynaklarına yöneltmek yerine sembolik rakiplere kaydırabilir. Aynı zamanda, çelişkili biçimde, kolektif eylem kapasitesini de besleyebilir.

Gramsciyen anlamda futbol, hegemonik düzenin yeniden üretildiği bir alan olduğu kadar, karşı – hegemonik potansiyellerin de filizlenebileceği bir sahadır. Hiç bir zaman tam olarak tamamlanmayan ve hegemonyanın çatlaklarından karşı hegemonik bir filizlenmedir Amedspor. Fakat bu filizlenme çeşitli tuzak ve risklerde barındırır şöyle ki:

Amedspor ’un deplasman maçlarında karşılaştığı atmosfer, çoğu zaman sıradan bir spor müsabakasının ötesine taşınan bir gerilim üretmektedir. Çoğu deplasmanlarda gerek sosyal medya paylaşımları gerekse yerel medya dili, oynanacak karşılaşmayı adeta bir “hesaplaşma” ya da “savaş” metaforları üzerinden kurgulayarak tribün psikolojisini sertleştirmektedir. Bu dil, sporun doğasındaki rekabeti aşarak kimlikler üzerinden bir karşıtlık üretme eğilimi göstermektedir.

Egemen siyasal ve kültürel söylemin bu gerilimi beslemesinin temelinde ise, kulübün temsil ettiği ideolojik ve sportif hattın bir “paratoner” işlevi görmesi yatmaktadır. Toplumsal öfke, ekonomik sıkıntılar ya da yerel sorunlar doğrudan kendi kaynaklarına yönelmek yerine, sembolik bir özneye aktarılır. Böylece yaşanan yapısal sorunlar görünmez kılınırken, öfke “öteki” olarak kodlanan takım ve taraftarına yöneltilir. Bu durum, spor alanını bir tür güvenli gerilim boşaltma zeminine dönüştürür.

Öte yandan bazı kulüp yöneticilerinin ve yerel aktörlerin, yükseltilen şoven söylemi tribün doluluğu, bilet geliri ve görünürlük artışı gibi maddi kazanımlara tahvil etmeye çalıştığı da gözlemlenir. Gerginlik, ekonomik bir fırsata dönüştürülür; karşılaşma ne kadar “büyük bir mücadele” olarak sunulursa, ilgi ve kazanç o denli artar elbette.

Fakat Amedspor etrafında oluşan ideolojik hat, yerel yönetimlerin yaklaşımı, taraftar gruplarının kolektif dili ve kalbi Amed için atan geniş bir toplumsal çevre; kulübü yalnızca sportif bir aktör olmaktan çıkarıp simgesel bir özneye dönüştürmektedir. Bu özne, yıllardır maruz kaldığı gerilim siyasetini tersine çevirerek kendi değer üretim alanını kurmaktadır. Kulübün yarattığı değerler; dayanışma, kimliksel görünürlük, kültürel sahiplenme, kadın ve çocuk hakları ve eşitlik talebi üzerinden şekillenmektedir. Toplumsal sorunlara yaklaşımında dışlayıcı değil kapsayıcı bir dil üretmesi, spor alanında bir karşı anlatı inşa etmektedir. Böylece deplasmanlarda kurulmak istenen “ötekileştirme tuzakları, geniş halk ilgisi ve sahiplenmesi sayesinde boşa düşmektedir.

Uzun yıllar boyunca Türkiye futbolunda merkezin ağırlıklı olarak İstanbul eksenli kurgulanmasına karşılık, Amedspor etrafında oluşan yoğun ilgi; futbolun coğrafi ve kültürel merkezinin tekil olmadığını göstermiştir. Diyarbakır’da ve diğer Kürdistan kentlerinde ortaya çıkan bu sahiplenme, futbolun yalnızca büyük metropollerin tekelinde olmadığını da kanıtlamış; Kürdistan coğrafyasını da güçlü bir futbol odağı haline getirmiştir.

Daha da önemlisi, bu süreç futbolun militarist, ayrımcı ve farklılıklara kapalı yanlarını görünür kılıp tartışmaya açmıştır. Tribün kültüründe ve kamusal söylemde üretilen yeni dil, milliyetçi ve dışlayıcı refleksleri “hallaç pamuğu gibi” dağıtan bir eleştirel bilinç yaratmaktadır.

Futbolun aynı zamanda kültür, kimlik ve demokratik değerler alanına çeken bu yaklaşım, sporun bir ayrıştırma zemini değil, çoğulculuğun sahnesi olabileceğini göstermektedir. Son kertede ortaya çıkan tablo, baskıya karşı dayanışmayı; dışlamaya karşı görünürlüğü; öfkeye karşı kolektif bilinç üretimini öne çıkaran bir toplumsal-sportif deneyimdir. Bu da Amedspor’u yalnızca bir kulüp değil, aynı zamanda bir değer ve anlam alanı haline getirmektedir.

Roma’da arenalar, halkın öfkesini yatıştırmak ve dikkatini gerçek sorunlardan uzaklaştırmak için kullanılan bir araçtı. Spartacus’ün isyanı, bu aracın sembolik anlamını tersyüz etmişti: Gösteri alanı bir özgürlük çağrısına dönüşmüştü. Benzer bir benzetmeyle, Amedspor etrafında oluşan kolektif bilinç de futbolun pasifleştirici, uyuşturucu etkisine karşı onu bir ifade ve dayanışma zeminine çevirmektedir. Bu yaklaşımda futbol, egemenin elindeki bir “oyalama aracı” olmaktan çıkar; kimliklerin, kültürlerin ve eşitlik talebinin görünür olduğu bir kamusal sahneye dönüşür. Tribünler yalnızca tezahüratın değil; hafızanın, direncin ve ortak duygunun mekânı haline gelir. Böylece oyun, kendi sınırlarını aşarak toplumsal bir anlam üretir.

Sonuçta ortaya çıkan tablo, futbolu halkı “uyutan” bir araç olmaktan çıkarıp halkın kendini ifade ettiği bir sahneye dönüştürme iddiasıdır. Bu da sporun, kimin elinde ve hangi değerlerle anlam kazandığını bir kez daha göstermektedir.

Benzer Haberler

Madene el koyacaklardı I

Gözaltına alınan Bağımsız Maden-İş yöneticileri serbest bırakıldı

Sedat Ulugana yazdı |

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Hacı Musa Bey’in İbretlik Yaşamı

Yaklaşık 14 yıldır kapalı tutuluyor |

DTSO: Nusaybin-Qamişlo Sınır Kapısı 31 Mart'ta açılacak

Ünlülere yönelik ‘uyuşturucu’ soruşturması |

Şarkıcı Edis havalimanında gözaltına alındı

“İrtikap“ soruşturması |

Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan gözaltına alındı

Abdullah Öcalan’ın açıklaması |

Kurtulmuş: Önemli bir açıklama

Öcalan’ın açıklamasına kim ne tepki verdi? |

Yeni aşama ve devletin sorumluluğuna işaret ediliyor

MHP’li Yıldız’dan “AİHM kararları” açıklaması:

Şahıslarla ilgili ayrım yapılamaz, kararlara uyulmak zorunda