Candan Yıldız
Kürt meselesinin çözümünde şiddetin devreden çıkması üzerine örülen sürecin demokrasi ayağının zayıf kalması Kürtlerin ‘güven’ duygusunu aşındırırken iktidara, Cumhur İttifakı’na muhalif kesimler de ortak duyguda…
Abdullah Öcalan’ın ‘PKK kendini feshetmelidir’ çağrısının yıl dönümünde yaptığı yeni açıklama, ki yerin Ankara seçilmesi de rastlantısal değil, ‘demokrasiyi’ çok kez vurgulanması kaygılara bir yanıt olarak da okunabilir. Diğer yandan 27 Şubat 2025’ten sonra tek taraflı olarak hızlandırılan sürecin somut çıktılarını toplum henüz görebilmiş değil. TBMM Komisyonu Raporu’ndan çıkan tavsiyelerin hangi takvimle hayata geçirileceği de net değil. Çatışma çözümlerinde ‘güven artırıcı önlemler’ başlığı altına girebilecek, kayyımların görevlerini seçilmişlere bırakması, AYM ve AİHM kararlarına uyulması gibi yasal düzenlemeler ihtiyaç duymayan adımlar da ufukta görünmüyor.
Sürecin ‘negatif barışta’ tutulmak istenmesinin toplumsal maliyet üreteceğinin görülmemesi mümkün değil. Çünkü toplumsal rızaya, barışın toplumsallaşmasına dayanan süreçlerin daha güçlü olacağı kesin. Demokratikleşmeye dair adım atılmamasının sonuçları kimi kamuoyu araştırmalarına da yansıyor. Türkiye’nin seküler kenti İzmir merkezli ve İzmir odaklı Bayetav (Bir Arada Yaşarız Vakfı)’ın yaptığı Ocak ayı araştırmasına göre DEM Parti seçmenlerinde sürece destek geriliyor. Son üç ayda destek yüzde 90’dan yüzde 70’e gerilemiş durumda. Buna karşın Cumhur İttifakı seçmeninin yüzde 78’i süreci desteklerken CHP seçmeninde ise tablo değişiyor. Sürece destek yüzde 34’te kalıyor.



