Candan Yıldız
Kömür, petrol ve gaz gibi yaygın olarak kullanılan fosil yakıtların gezegenin geleceğini nasıl etkileyeceği konuşulurken İsrail ve ABD’nin İran’a saldırısıyla başlayan silah kullanımının yarattığı askeri karbon izi geliyor aklıma. Ama işin bu boyutu konuşulmuyor.
Dünyayı yönetenler, şirketler iklim değişikliğinin baş sorumluları olarak göç, kuraklık, sıcak dalgaları, yağış dengesizlikleri, sel ve orman yangınlarına neden olan iklim krizinin yönetilebilir olmasının da arayışında.
Birleşmiş Milletler’in iklim değişikliği konusundaki Taraflar Konferansı (COP31) bu yıl 9-21 Kasım tarihleri arasında Antalya’da yapılacak. Ukrayna-Rusya savaşıyla birlikte ‘yeşil enerji’nin öncüsü birçok Batı ülkesi kömüre döndü. Ama işte bir yandan da iklim krizi diye bir gerçek var.
16 sivil toplum kuruluşunu kapsayan İklim Ağı, COP31’in hazırlık sürecinde sivil toplumun neden önemli olduğunu hem kamuoyuna hem de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na duyurmak için İstanbul’da bir basın toplantısı düzenledi. Bakanlık sivil toplum kuruluşlarıyla da görüştü daha önce ama COP31’in hazırlık sürecinde sivil toplumla ilişkinin sürekli olması gerektiğini düşünüyorlar ki önemli. Zira iklim krizi yalnızca çevresel bir mesele değil, toplumsal bir mesele, siyasal tercihler meselesi.
İklim Ağı temsilcileri, COP31’in Türkiye ev sahipliği yapıyorsa ev ödevini de iyi yapmalı diyerek bu zirveden Türkiye’nin kömür kullanımının azaltılması için ulusal bir eylem planı çıkarması gerektiğini düşünüyor.



