ABD-İsrail ve İran savaşıyla birlikte Kürtler bir kez daha gündemde. Türkiye’den sonra en fazla Kürt nüfusu İran’ın egemenliğindeki Rojhilat’ta bulunuyor ve Kürtlerin İran’a karşı hak mücadelesi ise 1920’li yıllara kadar dayanıyor. Kürtlerin geçmişten bugüne verdikleri mücadeleyi ve ileri sürdükleri talepleri sizler için derledik…
HABER MERKEZİ – ABD-İsrail ve İran arasında devam eden savaşta Kürtler de yeniden gündeme gelmeye başladı. Altı Kürt partisinin kurduğu İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı, yeni dönemde Kürtlerin hakları için çeşitli çabalarda bulunurken, Kürtlerin İran’a karşı mücadelesi ise 100 yılı geride bırakmış durumda.
Kürtlerin İran’a karşı Rojhilat’ta (Doğu Kürdistan) verdikleri mücadeleyi son asırda 4 ana döneme ayırmak mümkün. Özellikle 1946’daki Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’nden bu yana Kürtlerin taleplerinin benzerliği dikkat çekiyor.
Kimler, nerede yaşıyorlar, talepleri ne? | İran Kürtleri ve Rojhilat: Bilmeniz gerekenleri derledik
BİRİNCİ DÖNEM: 1920-1930 – SIMKO AĞA-ŞIKAKÎ SAHNEDEYDİ
Kürtlerin İran’a karşı ilk mücadele deneyimi, kabaca 1920-1930 yılları arasında görüldü. Bu dönemde İran’da Kaçar Hanedanlığı yıkılıp yerine Şah rejimi kurulurken, Kürtler hak ve özgürlükleri için İsmail Ağa-Şikakî (Simko Ağa) liderliğinde mücadele etti.
Kürtçe konuşmanın dahi katı cezalandırma gerekçesi yapıldığı Türkiye ile aynı dönemlerde İran da yasakların alanını öteki kimlikleri tanımlayan bütün kültürel öğeleri kapsayacak biçimde genişletti. 1921’deki darbeyle iktidarı ele geçiren ve 1925’ten itibaren tamamen otorite olan Pehlevi Hanedanlığı’nın Şahı Rıza Pehlevi, Kürt dilbilimci Prof. Amir Hassanpour’un aktardığı şekliyle, bundan böyle “bütün Kürt kültürel geleneklerini, giyim kuşamlarını, edebiyatını, müziğini ve oyunlarını yasaklamaya başladı.” Nitekim 1930’lu yıllarda bu yasaklar çok daha katı bir hal aldı.
Daha İran’da kaos hakimken ve herhangi bir otorite yokken, 1910’un sonlarından itibaren Simko Ağa Rojhilat’taki Kürtlerin hak mücadelesinin temsilcisi olarak tarih sahnesine çıkmıştı. 1920’lerin ilk birkaç yılında İran’daki otorite boşluğunun ve bu sıralarda Birinci Dünya Savaşı sonrasında bölgede henüz bir düzenin tam olarak kurulamamış olmasının yarattığı elverişli ortamda Simko Ağa önemli başarılar elde etmişti. Pek çok kere İran güçlerini yenilgiye uğratan Simko Ağa, Osmanlı ve İran imparatorluklarından sonra bölgede kurulacak yeni dünya düzeninde kendisinin ve liderliğini yaptığı Kürtlerin de söz sahibi olması için çabaladı.
Aşiretlerden askeri güç devşiren, rejim güçlerine zaman zaman ağır yenilgiler yaşatan ve bazı önemli Kürt kentlerinde otoriteyi de ele geçiren Simko Ağa, öbür yandan bölgede söz sahibi olan İngiltere, Rus Çarı ve ardından Sovyetler Birliği ve hatta yeni Kemalist Türkiye devleti nezdinde de görüşmeler yapmış ve destek istemişti.
1925’te Şah Rıza Pehlevi İran’da otoritesini kurduğu ve ipleri eline aldığı sırada, bölgede de yeni dünya düzeni kurulmuştu. Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyeti, Irak monarşisi ve Suriye’de bir Arap devleti kurulmuştu. Bu ülkelerde olduğu gibi İran’da da Kürtler istediklerini elde edemedi.
1930’da İran Şahı, valilik vaadinde bulunarak Simko Ağa’dan görüşme talep etti. Simko Ağa görüşme için gittiği Urmiye yakınlarındaki Şino kentinde İran güçleri tarafından kurulan tuzak sonucu 21 Temmuz 1930’da öldürüldü. (NOT: Ölüm tarihiyle ilgili farklı iddialar da bulunuyor.)
İKİNCİ DÖNEM: 1942-46 – MAHABAD KÜRDİSTAN CUMHURİYETİ VE QAZİ MUHAMMED
Kürtlerin Rojhilat’taki ikinci mücadele deneyimi 1940’ların hemen başına denk geliyor. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Nazi Almanyası ile yakın temasları bulunan İran, kuzeyden Sovyetler Birliği, güneyden ise İngiltere tarafından işgal edildi. 1925’ten beri tahtta olan İran Şahı Rıza Pehlevi, iktidardan indirildi. 1942-1946 yılları arasında İran’da oluşan otorite boşluğu Kürt güçler tarafından değerlendirildi ve Mahabad ve çevresindeki bazı kentler fiili olarak Kürt güçleri tarafından yönetildi. Bu dönemde öne çıkan Kürt lider Qazi Muhammed oldu. 1945’te Kürdistan Demokrat Partisi’ni (KDP) kuran Qazi Muhammed 22 Ocak 1946’da Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’ni ilan etti, bununla birlikte İran ile özerklik konusunda görüşmeler de yürütmek istedi. Bir yandan bağımsız bir devlet ilanı öbür yandan İran devletiyle görüşmelerin sürdürülmesi, söz konusu dönemin gerekleri açısından dikkat çekiciydi.
Qazi Muhammed’in liderliğini yaptığı KDP, kurulduktan sonra Kasım 1945’te, cumhuriyeti ilan etmeden iki ay kadar önce, bir deklarasyon açıkladı. Deklarasyonda şu maddeler yer alıyordu:
×
- İran’daki Kürt halkı, yerel sorunlarının çözümünde idari serbestliğe sahip olmalı ve kendi kendini yönetebilmeli; İran devleti sınırları içinde özerklik elde etmeli
- Kürt dili eğitimde kullanılmalı ve idari işlerde resmi dil olmalı
- Kürdistan eyalet konseyi derhal anayasaya uygun olarak seçilmeli, devlet ve toplumla ilgili konuları denetlemeli ve araştırmalı
- Tüm devlet yetkilileri yerel kökenli olmalı
Qazi Muhammed’in liderliğinde KDP bu talepleri açıkladıktan kısa süre sonra Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan etti. Ancak dönemin politik dengeleri çerçevesinde kısmi destek verdiği kaydedilen Sovyetler Birliği dahil hiçbir ülke Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’ni tanımadı; bu durum, fiili durumun resmiyete taşınmasının uluslararası politikadaki zorluklarını gösteriyordu.
Bu zorlukların farkında olan Qazi Muhammed ve partisi Tahran’la tüm köprüleri atmamıştı; her fırsatta müzakerelere açık olduklarını da bildiriyorlardı. Cumhuriyetin ilanından yaklaşık iki ay sonra Kürt meselesinin çözümü için İran hükümetine bir çağrı yapılmış ve çağrıda, “Attığımız bu adım, İran’a duyduğumuz sadakatin bir kanıtıdır. Umut ederiz ki Hükümet uzattığımız eli geri çevirmez” denilmişti.
Haziran 1946’nın başında Fransız Basın Ajansına demeç veren Qazi Muhammed, “Şah tahttan indirildiğinden beri, gerçekte bağımsız” olduklarını belirtmekle birlikte, “Kürdistan sorunu tamamen bir iç meseledir” demiş ve çözüm için şunları belirtmişti:
דEğer merkezi hükümet İran genelinde demokratik yasaları uygulamaya karar verir, Kürdistan’da şu anda yürürlükte olan Kürtlerin eğitimi, yerel idare ve ordunun özerkliği ile ilgili yasaları tanırsa Kürtler tatmin olacaktır.”
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Sovyetler Birliği’nin bölgeden çekilmesi ve İngiltere ile ABD’nin desteğiyle ikinci Şah Rıza Pehlevi döneminin başlamasıyla Kürtlerin talepleri, Tahran’dan karşılık bulamadı. Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti, Aralık 1946’ya gelindiğinde fiilen ortadan kaldırılmış oldu ve Qazi Muhammed beraberindeki iki kişiyle birlikte 31 Mart 1947’de İran’da, Cumhuriyet’in kuruluşunda rol oynadıkları gerekçesiyle Irak ordusunun 4 Kürt subayı da Bağdat’ta idam edildi. Qazi Muhammed’ten yaklaşık bir hafta sonra başka bazı Kürt subaylar ve yetkililer de ayrıca idam edilmişti.
ÜÇÜNCÜ DÖNEM: 1979 VE SONRASI – QASIMLO VE ŞEREFKENDİ
Kürtlerin üçüncü mücadele deneyiminde yine Qazi Muhammed’in kurduğu KDP ön plandaydı ve bu kez yeni lider Abdurrahman Qasimlo idi. Avrupa’da eğitim görmüş sol görüşe sahip Qasimlo, 1973’te KDP’nin lideri oldu.
1970’ler aynı zamanda İran’da Şah rejimine yönelik toplumsal muhalefetin zirve yaptığı bir dönemdi ve Kürtler de Qasimlo liderliğinde dinamik bir muhalefet yürütüyordu. 1979’da Şah rejimi yıkıldı, Ayetullah Humeyni liderliğindeki Mollalar iktidara geldi.
Ancak değişen rejimin Kürt politikası değişmedi. Bununla birlikte 1979-1982 yılları arasında oluşan siyasi istikrarsızlık ortamında Qasimlo’nun liderliğindeki KDP ile bir süre önce onlardan ayrılan Komala Örgütü önemli bazı Kürt kentlerinde fiili otorite kurdu. İki Kürt partisi arasında zaman zaman ölümlere de yol açan çatışmalı bir rekabet de vardı. Buna karşın Qasimlo ve partisi ile Komala, yeni rejimden otonomi hakkını istiyordu.
Abdurrahman Qasimlo, 1981’de verdiği röportajda, talepleriyle ilgili net bir çerçeve çiziyordu:
דBizim temel istemimiz İran için demokrasidir; siyasi özgürlüklerin tanınması, kişisel özgürlükler, basın özgürlüğü, inanç özgürlüğü, sendika ve toplantı özgürlüğü. Biz Kürdistan için de otonomi istiyoruz. Bizim istediğimiz otonomi biçiminin içeriği şunları kapsıyor;
1 – 4 Kürt vilayetinin otonom bir Kürdistan çerçevesinde birleştirilmesi.
2 – Fars dilinin bütün İran’da resmi dil olarak kullanılması gibi, Kürt dilinin de otonom Kürdistan’da resmi dil olarak tanınması.
3 – Kürdistan meclisinin ya da bütün Kürdistan şurasının seçimi. Bu meclis otonom bir hükümet kurmalı, bu hükümetin görevi içişleri düzenlemek ve yürütme yetkisine sahip olmalı. Dışişleri (diplomasi), ulusal savunma, sınırları koruma, gümrük, merkezi banka işlemleri gibi yetkiler merkezi hükümetin yönetim ve denetiminde olmalı.
4 – Kürdistan’daki jandarma, polis ve mücahit (pasdar) geri çekilmeli, iç güvenliği peşmergeler korumalı.”
Ancak Molla rejiminin yanıtı, Kürtlere karşı fetva ilan etmek ve ardından kitlesel katliamlar oldu. Bu politika bugüne kadar da sürdü.
Çetin çatışmalarla geçen 1980’li yılların sonlarına doğru Qasimlo, İran devletinin görüşme talebi üzerine Avusturya’nın başkenti Viyana’ya gitti. Görüşme sırasında kurulan tuzak sonucu Qasimlo ve beraberindeki iki kişi 13 Temmuz 1989’da öldürüldü.
Qasimlo’nun yerine Doktor Sadik Şerefkendi KDP’nin başına geçti. O da Qasimlo gibi sol görüşlü bir akademisyendi. Şerefkendi, Sosyalist Enternasyonal toplantısı için Berlin’de bulunduğu sırada, 17 Eylül 1992’de İran devletinin görevlendirdiği kişilerin silahlı saldırısına uğradı ve hayatını kaybetti.
DÖRDÜNCÜ DÖNEM: BUGÜN- İRAN KÜRDİSTANI SİYASİ GÜÇLER İTTİFAKI
1979’da ortaya çıkan politik boşluğun doldurulmaması ve ardından iki önemli liderin öldürülmesi Kürtlerin Rojhilat’taki mücadelesinde önemli kırılmalara yol açtı, ancak mücadelelerini sonlandırmadı. Bugün itibarıyla Kürtlerin Rojhilat’ta tıpkı 1942-46 ve 1979 dönemlerinde olduğu gibi aktif bir muhalefet gücüne sahip oldukları görülüyor. Son olarak 6 Kürt partisinin 22 Şubat’ta ilan ettiği İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı da 100 yıllık deneyimin ve birikimin esas alındığını gösteriyor. İttifak’ın mevcut durumda İran ve Rojhilat için önerdiği çözüm çerçevesi şu şekilde duyuruldu:
דBu ittifakın temel amacı; Kürt siyasi hareketini güçlendirmek, Kürdistan’ın İran’daki rejim karşıtı mücadeledeki rolünü artırmak, Kürdistan halkının hak ve özgürlüklerini güvence altına almak ve geleceğin İran’ını yeniden tasarlamaktır.
Ortak hedeflerimiz şunlardır:
– İran İslam Cumhuriyeti’nin sona erdirilmesi için mücadele etmek,
– Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını gerçekleştirmek,
– İran Kürdistanı’nda Kürt halkının siyasi iradesine dayalı ulusal ve demokratik bir yapı kurmak.
Ayrıca İran halklarının İslam Cumhuriyeti’ne karşı yürüttüğü ülke çapındaki protesto ve mücadeleleri desteklediğimizi belirtir; Kürdistan’daki parti ve sivil toplum örgütleri ile İran’ın diğer bölgelerindeki siyasi ve sivil yapılar arasında koordineli ortak mücadeleye vurgu yaparız.
Olası iş birliklerinin temelini; halkların haklarının tanınması, demokrasinin kabulü ve her türlü diktatörlüğün reddi oluşturacaktır.
İttifak olarak çevrenin korunmasına, sosyal adalete, kadın-erkek eşitliğine, özgür seçimlerin kurumsallaştırılmasına, Kürdistan’daki tüm ulusal ve dini toplulukların temel haklarının güvence altına alınmasına ve demokratik bir yönetim sisteminin yerleştirilmesine inanıyoruz. Aynı zamanda İran’da halkların ve farklı inanç gruplarının haklarını güvence altına alan demokratik ve laik bir siyasal düzenin kurulmasını görevimiz olarak görüyoruz.”
×NOT: Bu haber için şu kaynaklardan yararlanılmıştır:
- Abdurrahman Qasimlo ile röportaj: Armanc Yayınları, 10 Nisan 1981, Stockholm
- Abdurrahman Qasimlo ile röportaj: KurdistanPress Dergisi, Sayı: 42, 9 Eylül 1988, Stockholm
- Amir Hassanpour, Kürdistan’da Dil ve Milliyetçilik, 2005, Avesta Yayınları, İstanbul
- David McDowall, Modern Kürt Tarihi, 2005, Doruk Yayınları, İstanbul
- Joost R. Hiltermann (2010). ABD ve Irak / Halepçe’nin Zehirlenmesi. İstanbul: Avesta Yayınları
- Middle East Watch (2003). Irak’ta Soykırım / Kürtlere Karşı Yürütülen Enfal Askeri Harekatı. İstanbul: Avesta Yayınları
- Mustafa Zengin, Dr. Qasimlo: Post Marksizmin Kürt Yüzü, Kürt Araştırmaları Dergisi, 2019 https://www.kurdarastirmalari.com/yazi-detay-oku-39
- Wadie Jwaideh, Kürt Milliyetçiliğinin Tarihi, 2014, İletişim Yayınları, İstanbul



