Dilan için adalet sağlanmazsa Hira gibi çocukların acısıyla daha çok kavrulacağız. Kastik katilden hesap sormamanın bir bedeli var. Bu bedel her saldırıda büyüyor.
Menekşe Kızıldere
Fatma Nur Çelik’in acı haberini okuduğumda, geçen Kasım ayında kaybettiğimiz Dilan Karaman’ın acısı yeniden içimde tetiklendi. Bu iki acı yan yana gelince karşımıza adalet için ibretlik bir tablo çıkıyor.
Kadınların yası sürerken, bir kadın özne olarak kendimi adalet için söz kurmak zorunda hissediyorum. Arkadaşıma adalet için en azından söz söylemek borcum var. Bu, bir kadının başka bir kadına olan yoldaşlık borcudur.
Adalet sakince aranmaz. Sözlerim de sakince olmayacak. Kadınların haklı öfkesi her zaman başka bir kadına cesaret verir. Tek arzum, başka bir kadını cesaretlendirebilmek.
Her yerde bir kastik katil var. Kadınları öldürüp adına intihar diyor. Seri cinayetler işliyor. Her yere bir avcı erkek kulübü dikmiş. Kadınların ve erkeklerin ruhlarını, sanki şeytana satar gibi köleleştiriyor. Oysa kadının ruhunu acıya hapsedip bedenini ele geçiren, o katilin kendisi.
Ne Fatma Nur Çelik’in ne de Dilan Karaman’ın kaybı onların kendi kararları değildi. Kadınları kimse kandıramaz. Bu yalanı biliyoruz. Kadın intiharlarının çoğu zaman sistematik cinayetler olduğunu anlamak için çok fazla kadın kurban verdik. Bunu hâlâ ispatlamaya çalışmak bile züldür.
Bu kastik katil, zalim insanların elleriyle cisimleşerek aslında yaşamak isteyen kadınların nefesini kesiyor. Avcı erkek kulübü her yerde. En güvenli sandığımız yerlerde bile. Ne yazık ki içselleşmiş erkek egemenliği hepimizi bu kulüplere ya hizmetkâr ya da kurban yapmak istiyor. Güç ve çıkar uğruna ahlakı bulandırıyor; her şeyi yapabilecek onursuz köleler yaratıyor.
Kadınlığına, özüne ve başka bir kadına sahip çıkan her kadın bu katil sistem için potansiyel kurban olarak görülüyor. Kadının “varım” demesi bu katillere bir isyandır. Ve bu isyanı bastırmak için kastik katil birçok el ile cisimleşir, kadını nefessiz bırakır. Acıyla dolu yüreğiyle bizi cinayet mahallinde bırakıp giden her kadını adım adım kurban verdik. Artık her yer bir cinayet mahalli.
Dilan “varım” dedi. Duymadık. Katilin elinden almadık. İsyanını selamlayamadık, sahip çıkamadık. Yüreği acıyla dolu o bankta onu yalnız bıraktık. Hesabını sormaya korkar olduk.
Onun yüreğini acıya boğan adaletsizlerin, vicdansızların elleri boğazlarında düğümlensin. Sana çok gördükleri nefesi onlar da alamasın.
Kadının kadına duası da olur. Kadının başka bir kadının acısıyla ettiği beddua da olur. Duaya ve bedduaya sığınıyorsak, adalet henüz yok demektir. Kadınların adaletini bekliyoruz.
Kürt kadınlar ve sosyalist kadınlar olarak bizler birbirimize sığınarak, birbirimizi koruyarak var olduk. Kadın dayanışması kastik katilin en çok korktuğu şeydir. Kadın dayanışması yoksa bu ezeli savaşta silahsız ve kimsesiziz.
Dün Dilan’ı kurban verdik. Yarın belki benim canımı alacak. Hepimiz potansiyel kurbanız. Kimse kendini bundan azade görmemeli. Bir kadın düşerken onu tutacak başka bir kadın yoksa, o kadın düştüğü yerden kalkamaz. Birbirimizi tutmak zorundayız. Her düşen kadında kastik katil daha da cesaretlenir.
Fatma Nur Çelik ve küçük Hira’nın yüreklerimizi dağlayan hikâyesine iyi bakmak gerekir. Altı yaşında Fatma Nur’un yaşam arzusuna zehir katan katil, öz evladına onun gözleri önünde el uzatabiliyor.
Yansın o zaman bu dünya değil mi? Ama yanmıyor. Daha da onursuzlaşıyor. Pedofile çocuğu eş yapıyor. Pedofilin mağdur ettiği kadından doğan minicik yavruyu yeni kurban olarak sunuyor. Pedofiliyi koruyan herkes kastik katili cisimleştiriyor.
Fatma Nur ve Hira’yı, pedofiliyi koruyan herkes öldürdü. Bu bir cinayettir. Fatma Nur’un ömrünü bir cinayet mahalline çeviren ahlaksız katilin seri cinayetidir. Hira’nın gözyaşında boğulun diye beddua etmekten başka bir şey kalmıyor içimizde, çünkü adalet yok.
Bu davada mücadele eden kadınlar aslında ahlaksız bir seri katile karşı mücadele ediyor. Tüm kadın cinayetlerinde olduğu gibi.
Fatma Nur ve Hira için bu ahlaksızlığın karşısına kadınları koruyan bir kale örmek zorundayız. Her yaşatan kadın, kadın örgütlerimizde o kaleye bir taş koymak zorunda. Artık “sizi, bizi” kalmadı. Evlerimizin içinde çocuklarımıza el uzatacak cesareti buldular.
Çocukların kurban olduğu her yer bir savaş alanıdır. Bu bir savaştır. Kadınlar olarak birbirimize güvenli kaleler örmekten başka çaremiz yok. Adı, fikri, dini başka olabilir ama her kadın kurumu tüm kadınlar için koruyucu bir kaleye dönüşmek zorunda. Daha güçlü örgütlenmekten başka çıkar yol yok.
Adaletsizlik kastik katili güçlendirir. Dilan’ın hesabı sorulmazsa bir sonraki adım daha büyük bir ahlaksızlık olacak. Genç bir kadını koruyamazsak bir sonraki saldırıda bir çocuğu pedofilden kurtaramayabiliriz.
Dilan için adalet sağlanmazsa Hira gibi çocukların acısıyla daha çok kavrulacağız. Kastik katilden hesap sormamanın bir bedeli var. Bu bedel her saldırıda büyüyor.
Dilan için ve aslında hepimiz için, mağrur ve baş eğmez Kürt kadınının adaletine ekmek ve su gibi muhtacız. Kastik katil cisimleşiyorsa karşısında milyonlarca kadının cesaret duvarı da cisimleşebilir. Bu katili durdurabilecek güç, defalarca avcı kulüplerini dağıtmış olan kadın iradesidir.
Bizim evimiz bu kadın iradesidir. Başka gidecek yerimiz yok. Kastik katil her yerde, elinde silahıyla her köşe başında bekliyor. En küçük boşluğumuzu kolluyor. Biz o evi kurmazsak, katil bizi bulacak.
Dilan’ın çaresizliğinin hesabı sorulmazsa bu acı bir kanser gibi hepimizi saracak. Çürütecek. Ben razı değilim.
Gözleri ışık saçan, neşe dolu o kadının hayattan vazgeçtiğine inanmıyorum. Neşeyi çoğaltan bir kadının yüreğini acıya boğmak, bir insanı hayattan koparmak… bundan daha büyük cinayet mi var?
Fatma Nur ve Hira’yı su boğmadı. Katilin eli boğdu. Dilan’ın yaşam dolu kalbini de bu katil susturdu.
Öfkeli ve cesur olup birbirimizin acısına sığınak olmaktan başka kurtuluş yok. Kadın sevgisini ve kurtuluş bilincini bir duvar gibi örersek katilin eli o kalelere giremez. Girerse sıra çocuklarımızda olacak.
Bu kadınları tanıyan, hikâyelerini bilen herkesin sorumluluğu var. Bu cinayetler aydınlatılmalı. Bunu yapacak olan da kadınların cesaretidir.
Kadınların kolektif aklına ve adaletine güvenmekten başka çaremiz yok. Tüm bu süreci uzaktan takip eden biri olarak benim bile okuduğum her iddiayı soruşturma yürüten kadınlar elbette duymuştur. Uzaktan, kısıtlı bilgi ile bu kadar hassas bir konuda söz kurma haddini kendimde görmüyorum. Soruşturma sürerken adalete saygı duymak adına bir kadın yoldaş olarak sadece duygularımı ve çıkardığım anlamı ifade edebilirim. Birçok kadın böyle hissediyor ve endişeleniyor. Dilan yüreğimizde büyük bir sarsıntı yarattı. Bunun etkisi görünür olmayabilir ama çok güçlü ve hızlı yayılıyor.
Van’da, tuzlu göl kokusu altında, güneşli bahçelerde habersizce aynı oyunları oynadığımız güzel kız kardeşim…
Biz Güneş’in kızlarıyız. Birbirimizi savunmak için yan yana gelmiştik.
Senin için acıyla doluyken bir ağrı kesici bile olamıyorsam Güneş bile beni affetmesin. O’na da kastik katile karşı mücadeleyi borçluyum.
Kastik katile karşı sana bir oda veremedik. Ama bunun hesabını bile soramazsak, bizi asla affetme Dilan.



