BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Afrin’den Qamişlo’ya bir ailenin hikayesi |

Beş defa göç etmek zorunda kaldılar, tek istekleri var: Afrin’e dönmek

Afrin’den Qamişlo’ya bir ailenin hikayesi |

Muhammed ve Fatma çifti, küçük kızlarıyla birlikte, her şeylerini geride bırakarak 2018’de Afrin’den göç etmek zorunda kaldılar. Ama bu sadece bir başlangıçtı, bugüne kadar savaş nedeniyle 5 kez yer değiştirmek zorunda kaldılar. Göç yolunda bir çocukları daha oldu ve son olarak Qamişlo’da zor şartlar altında yaşamlarını sürdürüyorlar. Tek istekleri var: Afrin’e, köylerine geri dönmek…  

Doğan CİHAN

Bir zamanlar zeytin ağaçlarıyla, köy yaşamıyla ve sakinliğiyle anılan Afrin, bugün daha çok göç ile hatırlanıyor. Birçok aile savaş, saldırılar ve güvensizlik nedeniyle defalarca yerinden edildi.

Ben de Suriye’de rejimin değişmesiyle 2024 yılında Şehba’dan Tabka ve Rakka’ya göç eden ilk grubu karşılayan gazeteciler içinde bulundum. Sonra Tabka ve Rakka’dan Qamişlo’ya göç eden Afrinli ailelerin yağmurda, çamurda neler çektiğine ve Qamişlo’da okullarda, camilerde neler yaşadıklarına tanık oldum. Afrin denilince ister istemez bir doluyor yüreğim. 2018’de, 2024’te ve 2026’da her tanıklık ettiğim Afrinlilerin göçü kıştı ve saldırılar çok yoğundu. Ben hep uzaktan izledim onları… Hikayelerine kulak vermeye fırsatım olmadı fakat bu sefer bir göç hikayesinin peşine düşüyorum.

Ailenin hikayesinin peşine düşmeden önce beynimde, tekeli patlamış bir traktörün üzerindeki 6 yaşındaki kız çocuğunun bakışları beliriyor. Bir anda hatırlayıveriyorum o bakışları. Bir yandan bunu hatırlarken diğer yandan ailenin evinin adresi geliyor mesaj olarak. Apar topar heyecanlı bir şekilde çıkıyorum evden. Qamişlo sokaklarındaki toz, gürültü ve yaşama aldırmadan, dinleyeceğim hikayeler sadece geliyor hatırıma. Varıyorum bir parka. Üzerinde eski püskü elbise ve yorgun hikayenin sahibi Mihemmed sırtımdaki çantamdan anlamış olacak ki elini hemen kaldırıyor.

Ona doğru yürümeye başladım. Elini sıktım, durumunu sordum ve hemen eve doğru sessizce yürümeye başladık. Eve vardık. Bir bodrum katına iniyoruz. Eşi Fatma ve çocukları bizi karşılıyor. Hikayeyi dinlemeye o kadar sabırsızım ki hemen konuşmak istedim. Ev dediysem de öyle bildiğiniz ev değil. İki göz oda, odada eşyalar ve 8 kişi… Bu şartlarda 8 kişi yaşıyor. Sağdan soldan yapılan yardımlarla kirasız ev ayarlanmış, başka da gidecek yerleri yok. Yardım kuruluşlarının verdikleriyle geçiniyorlar.

Hemen bana bir sandalye ayarlayıp kendileri de yere bir döşek atarak oturdular ve ben sordukça onlar hikayeleri anlatabildikleri kadar anlattılar. Ben sadece dinledim, düşünmeden, hislerime hakim kalarak, onlara bir şey belli ettirmeden dinledim.

AFRİNLI BİR AİLENİN HİKAYESİ

Bu hikâyelerden biri de Şêrawa ilçesine bağlı Birchêder köyünden 50 yaşındaki Mihemed Mahmud Hesen, eşi Fatma Xelil (45) ve çocukları Zeynep (15) ile göç yollarında doğan Mahmud’un (5) hikâyesidir. Aile, henüz Mahmud doğmadan önce üç kişiydi ve kendi köylerinde sade bir yaşam sürüyordu. Köyde tarım, zeytin hasadı ve büyükbaş hayvancılıkla geçiniyorlardı. Göç kelimesi onların hayatında henüz bir anlam taşımıyordu. Her şeyden uzak toprağına sadık kalarak, ona emek vererek ve sonra ondan gelen emeğin karşılığı ürünün hasadını yaparak varlıklarını hiç dışına çıkmadıkları köyünde sürdürüyordu.

KÖYDE HAYAT

Mihemed Mahmud Hesen, Efrin’in Şêrawa ilçesine bağlı Birchêder köyünde doğup büyüdü. Köy bir babadan gelen akrabalardan oluşuyor. Köy yaklaşık 150 haneden oluşuyor. Köydeki aileler gibi onlar da geçimlerini tarım, zeytin ağaçları ve hayvancılıkla sağlıyordu.

Mihemed, köyde hem tarımla uğraşıyor hem de hayvan besliyordu; eşi Fatma ise günlük işlerinin yanı sıra süt sağıp, peynir yapıyor ve satıyordu. Köy yaşamı dayanışma içindeydi; komşularla birlikte zeytin toplamaya gider, işler çoğu zaman birlikte yapılırdı. Köy hayatını sever ve onun dışında da bir şey bilmezdi.

Fatma, hep dönmek için gün saydığı, göç ettiği, uzaklaştığı ama asla vazgeçmediği o günleri böyle anlatıyor.

AFRİN’DE SAVAŞ VE İLK GÖÇ BAŞLIYOR

2018 yılında Afrin’e yönelik saldırılar başladığında köydeki hayat bir anda değişti. İnsanlar katledildi, köylülerin tüm mal ve mülklerine el konuldu. Savaş köye yaklaştıkça insanlar evlerini terk etmek zorunda kaldı, on binlerce Afrinli göç yollarına düştü.

2018 yılının Ocak ayında Türkiye ve desteklediği SMO grupları, doğasıyla, zeytiniyle, halaylarıyla ve eşsiz coğrafyasıyla bilinen Afrin’e saldırmaya başladı. Afrin “Kürdistan’ın en uzak kenti“ derler ya, ama gönülde ve gözlerde en sıcak yerde duran kentidir. Hangi Kürt zeytin ve zeytin yağını görse ilk akla Afrin gelir. Ve bu güzel eşsiz coğrafya bombalara, kurşunlara maruz kaldı. Büyük bir direnişin ardından Afrin coğrafyasından Kürtler dünyanın dört bir yanına göç yollarına düştü. Ve 2018 yılı Mart ayından sonra Afrin ve göç artık ayrılmaz iki kelime olarak hep yan yana yazılmaya, konuşulmaya ve anılmaya başlandı.

Mihemed ve Fatma’nın hayatlarında beklemedikleri göç hikayeleri de buradan sonra başladı.

Mihemed doğduğu, yaşadığı, mutlu olduğu, üzüldüğü, varlığını tanıdığı toprağından kopuşunu ve bitmeyen göç hikayesinin başladığı o günü şöyle anlatıyor:

“Saldırılar köyümüze yaklaştığında önce çocuklarımı ve eşimi güvenli bir yere gönderdim. Saldırılar o kadar yoğundu ki o an yalnızca çocuklarımın canını düşünebildim. Apar topar hazırlandılar; yanlarına sadece birkaç parça eşya alabildiler ve köyden çıktılar. Araç yoktu, yanlarına neredeyse hiçbir şey alamadılar. Yaklaşık bir saat yürüyerek Bircilqaz köyünde yaşayan akrabalarımızın yanına ulaştılar.

Ben ise belki saldırılar köye ulaşmaz umuduyla bir süre daha köyde kaldım. Çaresizce bekledim. Doğu tarafındaki akrabalarımız artık köyde kalmanın mümkün olmadığını, bir an önce ayrılmamız gerektiğini söylüyordu. Ancak bir süre sonra evimin bulunduğu yerden saldırıların köye doğru ilerlediğini görünce beklemenin artık bir anlamı kalmadığını anladım. Bunun üzerine hayvanlarımı önüme katıp köyden ayrıldım ve çocuklarımın bulunduğu yere doğru yola çıktım.”

Böylece aile, yaklaşık bir saat süren yürüyüşün ardından Bircilqaz köyüne ulaştı. Bu, onların hayatında başlayacak ilk göç oldu.

BIRCILQAZ’DA ÜÇ YIL: MAHMUD DÜNYAYA GELİYOR

Aile Bircilqaz’da üç yıl kaldı. Burada yeni bir hayat kurmaya çalıştılar. Geçinmek için çalışmaya başladılar. Ancak hayat eskisi gibi değildi, yaşam bir hayli zorlaşmıştı. Geçim derdi, barınacak yer artık zorluğun adıydı. Burada ne yapmaya çalışsalar da kendi evleri gibi olmuyor, evleri birkaç kilometre uzakta ama gidemiyorlardı.

Mihemed’in kardeşi İstanbul’da yaşıyor ve zaman zaman ona para gönderiyordu. Fakat daha sonra kardeşinin tutuklanmasıyla bu destek de kesildi. Geçim zorlaştı ve aile yeniden göç etmek zorunda kaldı.

Bu süreçte ailenin ikinci çocuğu Mahmud, Bircilqaz’da dünyaya geldi. Aile artık 4 kişiydi. Her ne kadar göç yollarında olsalar da artık onun da yeri vardı.

MİNBİÇ VE TIŞRÎN’E UZANAN İKİNCİ GÖÇ

Aile 2020 yılında Minbic’e, bir yıl sonra ise Tişrîn Barajı çevresine ulaştı. Burada Mihemed bir barajda çalışarak ailesini geçindirmeye çalıştı. Her ne kadar Afrin gibi olmasa da burada hayata tutunmanın yollarını her gün aradı. Bir an olsun bu arayıştan vazgeçmedi.

Afrin’den gelen aileler için burada evler hazırlanmıştı ve bir süreliğine güvenli olduğu düşünülüyordu. Ancak savaş burada da onları buldu. Bir gece saat 01.00’de, evlerinin yakınına bir bomba düştü. O gece birçok aile gibi onlar da yeniden eşyalarını geride bırakarak ayrılmak zorunda kaldı.

Fatma, ilk göçten sonra ikinci kez göç etmek zorunda kaldığında yaşadığı duyguları ve yeniden göç yoluna düşmenin kendisinde bıraktığı izleri şöyle dile getiriyor:

“İnsan evini terk ettiğinde sanki ruhunun bir kısmı orada kalıyor. Sanki sadece bedenin buraya geliyor.”

BİTMEYEN GÖÇ: TIŞRÎN, TEBQA, HASEKE VE QAMIŞLO

Tişrîn’den sonra aile önce Tebqa’ya, ardından Haseke’ye ve son olarak Qamişlo’ya gitmek zorunda kaldı. Gittikleri her yerde savaş onları takip etti ve peşlerini bırakmadı. Buna rağmen umutlarını yitirmedi. Bir gün Afrin’e dönebilme umuduyla, sadece güvenli olabilecekleri kadar uzaklaşarak yaşamlarını sürdürmeye çalıştılar.

Böylece birkaç yıl içinde aynı aile beş kez göç etmek zorunda kaldı, nereye gittilerse savaş bir süre sonra oraya da ulaştı.

İlk göç, insanın köklerinden kopması demekti. Ondan sonra gelen göçler ise artık sadece yola düşmekten ibaretti. Yanlarına alabilecekleri birkaç eşyayı alıp yola çıkıyorlardı; düşünmeye ya da ağlamaya zaman bile kalmıyordu. Çünkü hayat artık sürekli hareket halinde, sürekli yeni bir başlangıcın eşiğinde sürüyordu.

Beş göçün her birinde neredeyse aynı sahneler tekrarlandı. Yeni ulaşılan yerde ilk günler hep en zor olanıydı. Çoğu zaman ilk on gün sıcak yemek bulunamazdı. Bazen battaniye eksikti, bazen yatacak bir yatak…

Hayata tutunmak için her zaman bir şeyler eksikti. Fakat yine de yaşam devam etmek zorundaydı. Çünkü çocuklar vardı. Onlara korkuyu ve çaresizliği hissettirmemek gerekiyordu. Bu yüzden bütün eksikliklere, yorgunluğa ve belirsizliğe rağmen insan içinden sadece tek bir cümle geçiriyordu: “Buna rağmen yaşayacağız.” Çünkü Afrin’e bir gün dönmek içindi bunlar, her şeye göğüs germek gerekiyordu.

Fatma göçün en zor yanı ise sevdiklerinden uzak kalmak olduğunu söyleyerek, “Her şeyden önce ailemden ve komşularımdan uzak kaldım. Kızıma hep şunu söylüyorum; evimden çok ailem ve komşularım aklıma geliyor” diyerek özlemini dile getiriyor.

ÇOCUKLARIN HAYATI: AFRİN’E DÖNMEK İSTİYORUM

Göçler en çok çocukların hayatını etkiledi. Zeynep köyden ayrıldığında 8 yaşındaydı ve ilkokul ikinci sınıfta okuyordu. Savaşın ve göçün ne anlama geldiğini tam bilmeden; oyun oynadığı arkadaşlarını, gittiği okulu ve koşup oynadığı köyünü geride bırakmak zorunda kaldı. Şimdi ise genç bir kız… Annesi ve babası yaşadıklarını anlatırken o da uzaktan bizi dinliyor, sessizce söylenen her kelimeye dikkat kesiliyordu.

Hikâyenin sonunda ona dönüp, “Bir şey söylemek ister misin” diye sorduğumda ise sadece gülümsedi ve “Afrin’e gitmek istiyorum” dedi. Ardından sessizce odaya geçti.

Zeynep bugün 15 yaşında ve sürekli yer değiştirmek zorunda kaldıkları için eğitimi sık sık kesintiye uğradı. Son üç yıldır 9. sınıfta okumaya devam ediyor, fakat sürekli göç etmek zorunda kaldıkları için eğitimini tamamlamakta zorlanıyor.

Ailenin küçük çocuğu Mahmud ise göç yollarında doğdu. O, doğduğu günden beri göçle büyüyen bir çocuk. Mahmud’un yaşamı göç ile başladı. Babası ona, “O, göçün oğlu” diye takılıyor.

Şimdilik, bir bodrum katında başka bir Afrinli aileyle birlikte, oldukça zor koşullar altında yaşamlarını sürdürüyorlar. Tüm yokluklara rağmen, başlarını sokabilecekleri bir yerin olması onlar için en azından geçici de olsa bir sığınak anlamına geliyor. Bu küçük ve zor mekânda, bütün belirsizliklere rağmen yaşamaya ve bir gün kendi topraklarına geri dönme umudunu ayakta tutmaya çalışıyorlar.

“EV İNSANIN HAYATIDIR”

Mihemed için ev sadece bir yapı değil, insanın varlığıdır. Bu yüzden, “Ev insanın hayatıdır. İnsan evsiz olunca gerçek bir hayat olmaz” diyor.

Aile bugün Qamişlo’da yaşıyor. Geçimlerini çoğu zaman kurumların ve yardım kuruluşlarının verdiği destekle sürdürüyorlar. Mihemed bir yıl önce çalıştığı işten çıkarılmış ve şu anda düzenli bir işi yok. Yıllardır süren göçün ardından aile artık yalnızca tek bir şey istiyor; kendi köylerine geri dönmek.

Mihemed, “Biz Afrinliyiz. Tek isteğimiz bir gün bir çözüm olsun ve kendi yerimize, yurdumuza geri dönelim. Bu toplum artık çok yoruldu” diyerek Kürtlerin gerçekliğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Bir zamanlar zeytin ağaçlarının gölgesinde yaşayan bu aile için ev, hâlâ Birchêder köyünde bıraktıkları hayatın adı. Göç yollarında geçen yıllar ise onların hikâyesinde sadece geçici bir durak olarak kalmasını umut ettikleri uzun bir bekleyiş…

Benzer Haberler

8 Mart öncesi araştırma I

"Genç kadınların yüzde 68’i gece yürürken korkuyor"

Tanju Özcan görevden uzaklaştırılmıştı |

Bolu Belediye Meclisi'nde başkanvekili seçimi yapıldı

İmamoğlu’nda dava öncesi açıklama l

'Çılgınlığın son perdesi açılıyor'

Adalet Bakanı Gürlek’ten açıklamalar |

Umut hakkı, İmralı'nın statüsü, Demirtaş'ın durumu...