BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Doğu Ergil yazdı |

Trump Amerika’sı, küresel gerilimler ve İran’ın geleceği

Doğu Ergil yazdı |

Doğu ERGİL

Eski Dünya Düzeninin Sonu

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle ortaya çıkan uluslararası sistem, uzun süre “liberal uluslararası düzen” olarak tanımlanmıştır. Bu düzenin merkezinde ABD’nin askeri gücü, küresel ticaret ağları, NATO gibi güvenlik kurumları ve Birleşmiş Milletler gibi normatif (kural koyan ve korumaya çalışan) yapılar bulunuyordu.

Bu sistem kusursuz değildi; fakat yine de küresel güç rekabetini sınırlayan ve ekonomik entegrasyonu teşvik eden bir çerçeve sunuyordu. Ancak son yirmi yılda bu düzen giderek aşındı. Çin’in yükselişi, Rusya’nın revizyonist hamleleri, Orta Doğu’daki kırılgan devletlerin çöküşü ve küresel eşitsizliklerin derinleşmesi, büyük ölçüde Amerikan hegemonyasına dayanan tek kutuplu düzenin sürdürülebilirliğini zayıflattı. Donald Trump başkanlığının kural, kurum ve sınır tanımayan tavrı, eski dünya düzeninden geriye ne kaldıysa onu da yok etti.

Bugün birçok uluslararası ilişkiler kuramcısının üzerinde uzlaştığı nokta şudur: Dünya artık post-hegemonik bir evreye girmiştir. ABD hâlâ en güçlü aktördür, fakat artık tek başına düzen kuran bir güç değildir. Küresel sistem giderek daha parçalı, daha rekabetçi ve daha belirsiz bir yapıya dönüşmüştür. Daha da dönüşmesi olasıdır. Bu dönüşüm yalnızca güç dağılımında değil, mevcut normların ve kurumların meşruiyetinde de bir aşınmaya yol açmıştır.

Trump Amerika’sı: Stratejik Kırılma mı, Düzeltme mi?

Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde ABD dış politikası, sözü edilen dönüşümü hızlandıran önemli bir kırılma noktası oluşturmuştur. Trump yönetimi, klasik Amerikan dış politikasının dayandığı çok taraflılık, ittifak yönetimi ve normatif liderlik yaklaşımını önemli ölçüde sorgulanır hale getirmiştir. Bunun yerine daha işlemsel (transactional), daha dar ulusal çıkarlara dayalı ve daha sert (güç kullanmayı) içeren bir strateji benimsemiştir.

Önce Amerika (‘America First’) söylemi yalnızca bir seçim sloganı değildi; aynı zamanda ABD’nin küresel rolünü yeniden tanımlama girişimiydi. Trump yönetimi, NATO müttefiklerine daha fazla savunma harcaması baskısı yaptı, ticaret savaşları başlattı, İran nükleer anlaşmasından çekildi ve Çin’i kalıcı rakip olarak tanımlayan hamleleri hızlandırdı. Bu yaklaşım, bazı yorumculara göre, Amerikan hegemonyasının geri çekilmesi, bazılarına göre ise küresel düzeni yeniden dengeleme girişimi olarak tanımlandı. Bu tanıma eşkik eden mantığa göre Trump dönemi, ABD’nin küresel düzen kurucu rolünden tamamen vazgeçmesi anlamına gelmiyordu. Daha çok, bu rolün daha maliyet-hesaplı ve daha milliyetçi bir biçimde yeniden tanımlanması anlamına geliyordu.

Yeni Düzenin Gerilimleri

Bugün ortaya çıkan uluslararası sistem, klasik anlamda çok kutuplu bir düzen değildir; fakat rekabetçi blokların oluştuğu hibrit bir sistemdir. Bir yanda ABD ve müttefikleri, diğer yanda Çin’in ekonomik ağırlığı ve Rusya’nın askerî revizyonizmi duruyor. Bu eksene Kuzey Kore, İran ve bazı bölgesel aktörlerin oluşturduğu gevşek jeopolitik bağlantılar da eklenebilir.

Bu yeni ortamda uluslararası gerilimler üç temel eksende yoğunlaşıyor:

1. Büyük güç rekabeti: ABD-Çin stratejik rekabeti artık yalnızca ticaret değil, teknoloji, enerji ve askeri alanlara da yayılmıştır.

2. Vekâlet savaşları: Ukrayna, Orta Doğu ve Afrika’daki çatışmalar büyük güçlerin dolaylı (aracılarla) mücadele alanlarına dönüşmüştür. Bu durumun, ne kadar devam edeceğini kestirmek zordur.

3. Norm krizleri: Uluslararası hukuk ve kurumlar giderek daha az bağlayıcı hale gelmekte, güç politikası yeniden belirleyici olmaktadır.

Bu nedenle bazı analistler günümüz sistemini “düzen sonrası dünya” (post-order world) olarak tanımlamaktadır.

Oluşan Uluslararası Tabloda İran’ın Yeri

Orta Doğu’da İran, yalnızca bir bölgesel devlet değil, aynı zamanda jeopolitik bir düğüm noktasıdır. İran’ın etkisi üç temel araç üzerinden şekillenmiştir: ideolojik nüfuz, vekil aktörler ve enerji gelirleri. Hizbullah; Irak, Suriye ve Lübnan’da çeşitli Şii milisler ve Yemen’deki Husiler gibi aktörler, İran’ın bölgesel stratejisinin önemli bileşenleri olmuştur.

ABD’nin İran’a yönelik sert yaptırımları ve bölgesel baskı politikaları, bu stratejik ağın zayıflatılmasını hedeflemektedir. Ancak İran’ın jeopolitik önemi yalnızca ideolojik veya askeri boyuttan kaynaklanmaz. Ülke aynı zamanda Hazar havzası, Basra Körfezi ve Orta Asya arasında bir geçiş alanıdır. Bu nedenle İran’ın istikrarsızlaşması yalnızca Orta Doğu’yu değil, küresel enerji ve güvenlik dengelerini de etkileme durumundadır.

İran’ın geleceği büyük ölçüde üç faktöre bağlıdır: İç siyasal dönüşüm, bölgesel güç dengeleri ve büyük güçlerin stratejik rekabeti. Eğer küresel sistem daha keskin bloklara ayrılırsa, İran muhtemelen Rusya ve Çin’e daha fazla yaklaşan bir stratejik konuma sürüklenecektir. Ancak iç siyasi istikrar veya dünya ile ekonomik ve siyasî entegrasyon ihtimali gerçekleşirse, İran’ın uluslararası sistemle daha farklı bir ilişki kurması da mümkündür.

Düzen mi, Geçiş mi?

Bugün dünyanın karşı karşıya olduğu temel soru şudur: Yaşadığımız dönem gerçekten yeni bir dünya düzeninin başlangıcı mı, yoksa uzun bir geçiş döneminin belirsizliği midir?

Trump döneminin dış politikası, bu geçişin en görünür semptomlarından biri olarak okunabilir. Eski düzenin normları çözülürken yeni düzen henüz kurumsallaşmamıştır. Bu nedenle uluslararası sistem hem daha rekabetçi hem de daha kırılgan bir hal almıştır.

Bu bağlamda İran gibi bölgesel aktörler yalnızca krizlerin değil, aynı zamanda yeni jeopolitik mimarinin de önemli parçaları olmaya adaydır. Çünkü dünya düzenleri yalnızca büyük güçlerin iradesiyle değil, bölgesel güçlerin konumlanışıyla da şekillenir.

Sonuç olarak bugün karşı karşıya olduğumuz manzara, bir düzenin sona ermesi ile yenisinin doğması arasındaki tarihsel eşiktir. Böyle dönemlerde uluslararası sistem genellikle daha gergin, daha öngörülemez ve daha tehlikeli olur. Fakat aynı zamanda yeni güç dengelerinin ve yeni kuralların ortaya çıktığı dönemler de tam olarak bu tür eşik zamanlarıdır.

Dünya henüz yeni düzenini bulmuş değildir. Ama artık eski düzenin sona erdiği açıktır.

Benzer Haberler

Üç aydır tutuklu bulunuyordu |

Aysever'e ilk duruşmada 10 ay hapis cezası ve tahliye

Doğu Ergil yazdı |

Trump Amerika’sı, küresel gerilimler ve İran’ın geleceği

TÜİK açıkladı l

Türkiye'de yaşlı nüfusu 9,5 milyonu aştı

İBB Davası’nda dördüncü gün l

Gazetecilerle tartışma çıktı, duruşma ertelendi

Erdoğan, Guterres’le görüştü |

"Şiddet sarmalının büyümemesi için diplomasi trafiği yürütüyoruz"

Bölgesel gelişmeler ele alındı |

Barzani, Tom Barrack ile telefonda görüştü

Dışişleri Bakanı Fidan:

Her türlü senaryoya hazırlıklıyız

“Bayram arefesi ya da sonrasında görüşme olabilir” |

Doğan: Mesele konut değil, Öcalan'ın koşullarına ilişkin hukuki düzenlemeler