Tuğçe Tatari
Tarihin karanlık bir dönemine denk geldiğimizi, bazımızın uzun zamandır bu karanlığın hızla yaklaşmakta olduğuna dair uyardığını, fakat o karanlık artık yanı başımıza kadar gelmiş olsa dahi hâlâ uyanamayanlarımızı görmek acı.
Barış gazeteciliğini benimseyemeyişimize, kendimize bu dili yediremeyişimize tanık olmak ne acı.
Kendimize yediremediğimizin ne olduğunu algılamak, görmek, fark etmek daha da acı.
Bugün gazetecilik ve başarılı gazetecilik adına baktığımızda Türkiye’de siz ne görüyorsunuz bilmiyorum ama benim gördüğüm tablo, her tarif edişimden sonra yeni küskünler yaratıyor.
Artık onu da yapmayı anlamsız buluyorum.
Kimsenin kendine çeki düzen vermeye niyeti yok besbelli. Ama yine de yapılan savaş yandaşlığıysa, düşmanlıksa, tarafgirlikse ifşayı kıymetli buluyorum.
İfşa edelim ki tarihe gerçekten de eylemleriyle, söylemleriyle geçsinler; bunu önemsiyorum.
Gazeteciliğin içine sıkıştığı bu tablo, yaşamın olağan akışında bir şekilde akıp gidiyor, evet; ama beklenmedik olaylar, insanlık dışı cereyanlar ve çatışma anlarında o akış yerini büyük bir fiyaskoya bırakıyor.
Malumunuz, Suriye’nin artık birçok noktasında İsrail bayrağı dalgalanıyor. Bu bilgiyi cebimize koyalım lütfen. Bugün bunu mesele etmeyenlerle, zamanı geldiğinde konuşabilecek düzlemi bulabilirsek inşallah konuşuruz.
Bana göre Türkiye’nin en büyük gündemi İsrail’le sınır komşusu olmuş olmaktır ama işin o kısmını konuşan yok.
İsrail’i konuşmuyoruz ama Suriye’deki Kürtlerin bizim için, bekamız adına ne kadar tehlikeli olduğu konusunun üzerinde tepiniyoruz; tuhaf!
PYD’nin Türkiye’nin en büyük düşmanı olduğunu konuşuyoruz ama bunu hangi göstergeye göre ve neyi veri kabul ederek belirliyoruz, o da önemli ölçüde cevapsız.
İnanın derdim Suriye meselesini konuşmak değil. Onu daha çok konuşacağız belli ki.



