BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Duvarların ardında kadın olmak:

Cezaevindeki ‘şiddet’, temel haklar ve adalete erişim sorunu

Duvarların ardında kadın olmak:

Türkiye’de binlerce kadın tutuklu, erkekler için tasarlanmış cezaevi sisteminde barınma koşullarından sağlık hizmetlerine kadar birçok alanda hak ihlalleriyle karşı karşıya. İHD Eş Genel Başkanı Oya Ersoy, cezaevlerini toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en görünür olduğu alanlardan biri olarak nitelendirdi. 

HÜLYA EMEÇ

8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘de kadınların maruz kaldığı eşitsizlikler yalnızca kamusal alanda değil, cezaevlerinde de sürüyor. Kadınların adalete erişimi ve insan onuruna yakışır koşullarda yaşama hakkı, cezaevlerinde de tartışılmaya devam ediyor.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) verilerine göre; Türkiye ve Kürt illerindeki cezaevlerinde 2026 itibarıyla 19 bin 339 kadın tutuklu bulunuyor. Türkiye’de 12 kadın kapalı, 8 kadın açık ve 9 çocuk-gençlik kapalı ceza infaz kurumu yer alırken bu kurumlarda tutulanların 206’sı kız çocuğu. Veriler, kadın tutukluların önemli bir bölümünün yalnızca kadınlara ayrılmış cezaevlerinde değil, erkekler için tasarlanmış cezaevlerinde sonradan oluşturulan koğuşlarda kaldığını gösteriyor.

İnsan hakları savunucularına göre, cezaevlerinin büyük ölçüde erkekler düşünülerek planlanmış olması kadınların barınma koşullarından sosyal faaliyetlere kadar birçok alanda eşitsizlik yaşamasına yol açıyor. Araştırmalar ayrıca birçok kadının cezaevine girmeden önce de erkek şiddetine maruz kaldığını ortaya koyuyor. Mor Güvercin Projesi kapsamında yapılan bir çalışmada kadın tutukluların yaklaşık yüzde 46,8’i hayatında en az bir kez şiddet mağduru olduğunu belirtirken, cezaevlerinde yaşanan sözlü, psikolojik veya aşağılayıcı muamelelerin ise çoğu zaman “cezaevi prosedürü” olarak görülmesi nedeniyle şiddetin normalleştirilebildiği ifade ediliyor.

Nûmedya24’e açıklamalarda bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Oya Ersoy, kadın tutukluların yaşadığı sorunların kadın hakları tartışmalarında  yeterince görünür olmadığını dile getirdi, Türkiye’de kadınların yaşadığı sorunların görünür olmadığına vurgu yaptı.

Cezaevlerinin erkekler düşünülerek tasarlandığına dikkat çeken Ersoy, “Özellikle kadınlara özgü şeyler geliştirilmediğinde erkekler için uyarlanan cezaevleri içerisinde tutuluyorlar. Bu nedenle erkekler için düşünülen hapishanelere kadınlar kapatılmış durumdalar. Bu zaten başlı başlına bir problem” dedi.

Kadın tutukluların durumu Türkiye’deki adalet sisteminin toplumsal eşitsizliği gözetmediğinin de bir göstergesi olduğunu söyleyen Ersoy, “Zaten toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı bir erkek egemen sistem içerisinde yaşıyoruz Türkiye’de. Tabii bunun hapishane boyutu sorunu kat ve kat daha fazla artırıyor” ifadelerini kullandı. 

Cezaevlerindeki doluluk oranına dikkat çeken Ersoy, Türkiye’de kadın hapishanelerinin aşırı kalabalık olduğunu söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü: 

“2025 sonu itibariyle cezaevlerinde 433 bin 500 toplam mahpus bulunuyor. Bu durum karşısında yeni hapishane açmakla övünen bir iktidar var karşımızda. Ancak şu an mevcut cezaevlerinin kapasitesi 350 bin. Yani yaklaşık 128 bin kişi kapasitenin üzerinde cezaevlerinde tutuluyor. Bu yoğunluk barınma, sağlık hizmetlerine erişim ve temel ihtiyaçların karşılanması açısından ciddi sorunlar yaratıyor. Bu kalabalıklaşma aynı zamanda Türkiye’de adaletsizliğin de bir göstergesi. Her gün bir muhalif hapishanelere kapatılıyor, özellikle siyasi yargılamalarla karşı karşı kalıyor. Kadın mahpusların bir kısmı eski tip kapalı cezaevlerinde tutuluyor. Bir kısmı da ‘yüksek güvenlikli’ olarak sayılan hapishanelerde tutuluyor. Ve bu hapishanelerin her iki türünün de kadınlar üzerinde, genel olarak toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmeyen bir yerden yapıldıkları için ve işleyişleri de böyle olduğu için ciddi ihlallere yol açıyor.”

‘KELEPÇELİ MUAYENE MAHREMİYET İHLALİDİR’

Kadın tutukluların sağlık hizmetlerine erişimde de sorunlar yaşadığını belirten Ersoy, özellikle kelepçeli muayene uygulamasının ciddi bir hak ihlali olduğunu söyleyerek, cezaevlerindeki hak ihlallerini şöyle aktardı:

“Kelepçeli muayene uygulamaları, kadınlar açısından özellikle mahremiyet ihlalleridir. Düşünün; bir jinekolojik sağlık sorunu olan, doktora ulaşmak isteyen bir kadın mahpus, mahremiyeti engellendiği için elleri kelepçeli ve aynı zamanda da başında jandarmanın bulunduğu için muayeneye olmaza zorlanıyor. Doğal olarak kadınlar muayeneye olmayı reddediyor. Çok yaşamsal insan hakkı böylece ihlal ediliyor.” 

‘HASTA KADIN TUTUKLULAR SERBEST BIRAKILSIN’

Türkiye’de ağır hasta ve yaşlı tutukluların önemli sorunlar yaşadığına dikkat çeken Ersoy, bu kişilerin acilen tahliye edilmesi gerektiğini ifade ederek “Tek başına yaşamını sürdüremeyecek durumda olan tutukluların bakımı başka tutukluların üzerine bırakılıyor. Bu durum çifte cezalandırma anlamına geliyor” dedi.

‘TEMEL İHTİYAÇLAR KARŞILANMIYOR’

Kadınların hijyen ve öz bakım ihtiyaçlarına erişimde de sorunlar yaşandığını belirten Ersoy, özellikle regl döneminde ped ve benzeri ürünlere erişimin sınırlı olduğunu söyleyerek, “Kadınlar hesaplarında para yoksa kantinden ped veya hijyen ürünleri alamıyor. Temel ihtiyaçların devlet tarafından ücretsiz karşılanması gerekirken yalnızca parası olanlar bu ürünlere erişebiliyor” şeklinde  konuştu. 

Cezaevlerinde kadınların özellikle orta yaş ve genç yaş nüfusun yoğun olduğunu aktaran Ersoy, “Yaş almış kadınlar açısından ya da menepoz sürecindeki kadınlar ya da kronik hastalığı bulunanlar ya da engelli kadın mahpuslar cezaevlerinde çok ciddi hak ihlalleriyle karşı karşı kalıyor. Özel durumuna dair düzenlemeler cezaevlerinde yok. Devlet tarafından kadınlar ikinci kez mağdur ediyor. İnsanca yaşam koşulları hapishane koşullarında çok daha kötü” diye belirtti. 

CEZAEVİNDE BÜYÜYEN ÇOCUKLAR NELER YAŞIYOR?

0-6 yaş grubu çocukların anneleriyle birlikte cezaevinde kalabildiğini hatırlatan Ersoy, cezaevi koşullarının çocuk gelişimi için uygun olmadığını söyledi ve sözlerinin devamın şunlara dikkat çekti:

× Eğer dışarıda çocuğa bakacak kimse yoksa ve anne ile bağlıysa ve anne hapishanedeyse 0-6 yaş grubu çocuklar hapishanede anneleriyle beraber yaşamak zorunda kalıyor. Özellikle hapishanede çocukların psikososyal gelişimi mümkün değil. Hapishaneyle çocuk zaten bir araya gelmemesi gereken iki tane yapı. Oyun alanları yok, sosyal etkileşim sınırlı ve çocukların beslenme ihtiyaçları da yeterince karşılanamıyor. Çocukların psikolojik ve fiziksel gelişimi doğal olarak direkt olumsuz etkilendiği gibi kadınlar açısından da bu annelik yükümlülüğü ve çocuklarla birlikte yaşamanın getirdiği ek zorluklarla da karşı karşıya kalıyorlar.

‘ERKEK ŞİDDETİNİN MAĞDURLARI CEZAEVLERİNDE MAĞDUR EDİLİYORLAR’

İHD’ye yapılan başvurular arasında özellikle ‘fiziksel şiddet’, kötü muamele ve temel insan haklarından yoksun bırakılma şikayetlerin bulunduğunu aktaran Ersoy şöyle devam etti: 

×Kadınlar hapishanelere ilk adım atar atmaz, çıplak aramada dayatmasıyla karşılaşıyor. Bu başlı başına fiziksel bir işkencedir, cinsel işkencedir. Sayım adı altında koğuşlarda yapılan aramalarda fiziksel şiddet uygulandığına dair ciddi başvurular aldık ve alıyoruz. Bunun hem fiziki yanları var dayak gibi hem de cinsel, sözlü, cinsiyetçi küfürler var. Bu hak ihlalleriyle ilgili suç duyuruları da mevcut. Ama tabii ki her biri sınırlı bir soruşturma tabi tutuluyor ve takipsizlikle sonuçlanıyor. Aynı zamanda adli kadın mahpuslar açısından baktığımızda çoğu aynı zamanda dışarıda erkek egemen, erkek şiddetinin de mağdurları olduğunu görüyoruz. Yani cezaevine girmeden önce de toplumsal cinsiyet temelli bir şiddete maruz kalmışlar. Ve bu durum hapishane sürecinde de ceza infaz sistemi ile travmayı tetikleyen ya da toplumsal cinsiyet eşitlikçi bir yaklaşım olmadığı için bu travmayı artıran bir uygulama ile karşı karşıyalar. Aynı zamanda mevcut durumda psikolojik destek hizmetleri de yok ya da o anlamda çok yetersiz kalıyor.

‘BİR SAAT İÇİN BİN KİLOMETRE YOL ALIYORLAR’

15 Temmuz darbe girişimin ardından ilan edilen OHAL’den sonra cezaevlerinde hak ihlallerinin arttığına dikkat çeken Ersoy, Türkiye’nin hemen hemen tüm cezaevlerinde hak ihlallerine dair başvuru aldıklarını, özellikle F Tipi Yüksek Güvenlikli cezaevlerinde bu durumun daha fazla yaşandığını dile getirdi. Tutukluların ailelerinin yaşadığı illerden çok daha uzak cezaevlerine gönderildiğine dikkat çeken Ersoy, bu uygulamanın da 2015 sonrası OHAL ile beraber arttırıldığını, F Tipi Cezaevleri’nin ciddi anlamda bir “sürgün hapishaneleri” haline geldiğini aktararak, “Diyarbakır’daki bir kadını Edirne, Kandıra ya da Tekirdağ gönderiyorlar. Aileler sadece bir saat görüşmek için binlerce kilometre yol gelmek zorunda kalıyor” dedi. 

‘YARGI, SİYASETİN ELİNDE BİR SOPA HALİNE GELDİ’

“Bunlar yalnızca sayı ya da böyle bir takım hak ihlali sıralamasından ibaret değil” diyen Ersoy, devamında şöyle konuştu: “Bunların hepsi aslında insan onuru, sağlık hakkı, çocuk hakları, toplumsal cinsiyet ayrımcılığının somut boyutladır. Bunlara karşı etkili politikaların ne kadar acil olduğunu gösteren veriler bu anlattıklarım. Böyle anlatıp sayıyoruz ama bunu yaşamak, söylemek gibi değil. Bu kadar insan hakları ihlalinin arttığı, insan hakları değerlerinden bu kadar uzaklaştığı, aynı zamanda yargının tamamen siyasetin elinde bir sopa haline geldiği Türkiye’de, hiçbir zaman yargı bağımsız değildi. Ama hiç bu kadar da siyasi iktidarın gizliden emri doğrultusunda alınan kararlar, hukuk bir kenara bırakarak, yargı kararlarına rağmen kendi iç hukukunu bile uygulanmadığı bir süreç belki olmamıştı. Türkiye’de yargı bu aşamadayken, hapishanelerdeki ihlallere karşı yargıya yapılan başvuruların, suç duyurularının ne kadar görünmez olduğunu düşünebilirsiniz.”

Ersoy, kadın tutuklular için kısa vadede atılması gereken elzem adımları şöyle sıraladı:

  • Genel af,
  • Kadın tutukluların sağlık hizmetlerine erişiminin önündeki engellerin kaldırılması,
  • Kelepçeli muayene uygulamasının sona erdirilmesi,
  • Hijyen ürünlerinin ücretsiz sağlanması,
  • Çocuğu olan kadınlar için alternatif infaz yöntemlerinin geliştirilmesi,
  • Cezaevi personeline toplumsal cinsiyet ve insan hakları eğitimi verilmesi,
  • Cezaevlerini izleyecek bağımsız mekanizmaların kurulması,
  • Kadın tutuklulara psikolojik destek ve sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi.

“Özgürlüğünden yoksun bırakılmak, insan onurundan yoksun bırakılmak anlamına gelir” diyen Ersoy sözlerini şöyle sonlandırdı:

×Hapishanede olan her bir bireyin, başta kadınlar olmak üzere herkesin insan onuruna uygun yaşama hakkı vardır. Hapishaneye kapatmak bir cezalandırma biçimidir. Bunun dışında ayrıca cezaevi koşullarından kaynaklı ikinci bir cezalandırma, çifte cezalandırma demektir. Ve bunu kabul etmek, insan hakları savunucuları açısından mümkün olmadığı için ve bu ciddi anlamda bir insan hakları ihlalidir. Aynı zamanda hukukun da yok sayılmasıdır. Sonuçta bizden uzak, bu toplumdan uzak, duvarlar arasına kapatılmış kadınların haklarını korumak yalnızca onların sorunu değildir, coğrafyamızda yaşayan bütün haklarımızın, adalet anlayışının da bir gereğidir bu.

Benzer Haberler

Faik Bulut yazdı |

Dr. Mara Karlin’in Kongredeki sunumu: Suriye’nin geleceği

İstanbul’da 8 Mart yasağı l

Yollar trafiğe kapatıldı, ulaşım kısıtlandı

İBB davası öncesi |

Silivri’de eylem yasağı kararı

8 Mart çağrı ve eylemleri |

"Örgütlenelim, özgürleşelim"

Savaşın 9. günü |

Petrol depoları hedefte, can kaybı artıyor -CANLI BLOG

TBMM’de gündeminde bu hafta l

Fidan ve Güler kapalı oturumda İran bilgilendirmesi yapacak

İBB davası öncesi CHP’den açıklama l

'İmamoğlu’na kurulan kumpas Trump-AKP ortak yapımıdır'

Özel’den İran tepkisi:

Türkiye’nin içinde bulunduğu durum içler acısı