Hakkı Özdal
Kuzey ve Doğu Suriye’de (Rojava) son 15 günde yaşananlar, bölge ve Türkiye siyasetine olduğu kadar, çok daha geniş ölçekte bir uluslararası denkleme de etki edecek nitelikte. Ama bundan önce bazı ‘kavramları’ işaret etmekte yarar var.
Birinci olarak; Kürt gruplara yönelik askeri operasyonları yürüten güçler “Suriye Arap Ordusu” ya da “Suriye Ordusu” değildir. Suriye Arap Ordusu (SAA) 2024 kasım sonunda başlayıp 8 Aralık’a kadar süren yabancı destekli Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) ilerleyişi karşısında herkesi şaşırtacak şekilde buharlaşmış, Şam’ın HTŞ’ye teslim edilmesinin ardından birçok subayı öldürülmüş, tutuklanmış ya da saklanmak zorunda kalmış, daha alt kademelerdeki askerleri silahlarını teslim etmiş ve sorgulanmış; velhasıl, artık olmayan bir ordudur. El Kaide menşeli Nusra Cephesinden tevarüs Colani kod adlı cihatçı Ahmet Şara’nın, Arap milliyetçiliği nezdinde bu isimden yararlanmak istemesi şu an sahada onun yönlendirmesiyle çatışan grupların bir düzenli ordu olmadığı gerçeğini değiştirmez. HTŞ ve onunla birlikte davranan diğer gerici güçler, Suriye iç savaşında tertiplenmiş; ardından İdlib’de, İngiltere ve Türkiye başta olmak üzere pek çok uluslararası aktörün himayesindeki bir kozada iktidar için eğitilip donatılmış; pek çoğu, sivillere karşı işlenmiş tedhiş suçlarına karışmış bulunan milis gruplarıdır. Bu basit bir detay değildir, döneceğiz.
İkinci olarak; “Suriye Arap Cumhuriyeti” ya da “Suriye Cumhuriyeti” adlandırması için de aynı şerh geçerlidir. 8 Aralık 2024’ten sonra Şam’a ve geniş anlamda Suriye’ye hakim olan güçlerin ‘yönetimi’nin cumhuriyet ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ağır silahlı mobilize HTŞ güçlerinin kentleri Baas yönetiminden almasıyla seyreden, İngiltere, İsrail, ABD, Türkiye ile Suudi ve Körfez monarşileri destekli darbe nasıl bir devrim değildiyse; darbecilerin göstermelik bir seçime bile gitmeye gerek duymaksızın oluşturdukları yönetim de bir cumhuriyet değildir.



