Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Ercan Jan Aktaş yazdı |

Avrupa’da yükselişe geçen militarizm

Ercan Jan Aktaş yazdı |
Ercan Jan AKTAŞ

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa, göreceli olarak barış, refah ve sosyal devlet idealleri üzerinden şekillenen bir siyasal tahayyül geliştirmiştirmeye çalıştı. Ancak son yıllarda, özellikle Ukrayna savaşının ardından, bu tahayyülün ciddi bir şekilde kırılma yaşadığını görmekteyiz. Fransa ve Almanya başta olmak üzere Avrupa’nın önde gelen ülkeleri, hızla artan askeri harcamalar, zorunlu askerlik tartışmaları ve güvenlikçi politikalarla yeniden militarist bir çizgiye kaymakta. Bu süreç, yalnızca uluslararası ilişkiler düzeyinde değil; sosyal devletin dönüşümü, göçmenlere ve emekçilere dönük baskılar ve siyasal alanın aşırı sağa kayışıyla da yakından ilişkilidir. Dolayısıyla, Avrupa’da yükselişe geçen militarizm, salt bir savunma stratejisi olarak değil; aynı zamanda emperyalist yayılmacılık ve neoliberal yeniden yapılanmanın parçası olarak değerlendirmek mümkündür.

Bu gerçeklerden hareketle, Avrupa’da yükselişe geçen militarizme dair son zamanlarda yapılan tartışmalar daha da bir boyut kazandı. Fransa ve Almanya başta olmak üzere İkinci Dünya Savaşından sonraki dönemde emperyalist yayılma, militaristleşme, askeri harcamaları hızlı artışları Ukranya savaşından bu tarafa daha da boyutlandığını görebilmekteyiz. Bu anlamıyla denilebilir ki, 75 yılda yapılamayanlar son üç buçuk yılda yapılmaya başladı. Ukrayna savaşının başladığı 24 Şubat 2022 tarihinden bu tarafa Fransa ve Almanya’da askeri harcamaların gittikçe boyutlandığını görebilmekteyiz.

Her iki ülkedeki askeri harcamaların boyutuna baktığımızda, Ukranya savaşını adeta araçsallaştırdıklarını görmek mümkün. Almanya ve de Fransa’daki bütçelerin yaşamaya başladığı değişime baktığımızda, geliştirdikleri politikalar ile göçmenleri ve emekçileri hedefleyerek adeta sosyal devleti ortadan kaldırmaya çalıştıklarını görmekteyiz. Yapılan ve yapılacak sosyal kısıtlamalarla halkın sırtına bindirilerek ordularını büyütmeye hızlı adımlar ile yol almaktalar. Her iki ülkenin de hedefi Avrupa’nın en güçlü ordusu olmak.

Almanya’daki militerleşmeye dair gelişmelerin hızını “Bild” gazetesindeki 27 Ağustos tarihli bir haberde görmekteyiz. Federal Savunma Bakanlığında Başbakan Friedrich Merz başkanlığında yapılan bakanlar kurulu toplantısına misafir olarak NATO Avrupa Kuvvetlerinin yeni başkomutanı ABD’li Korgeneral Alexus Grynkewich ve Alman Genelkurmay Başkanı Carsten Breuer de katıldı. Haberde her iki komutan dünyadaki durum konusunda bakanları bilgilendirği ve Rusya’nın uzun bir süre daha tehdit olarak kalacağının altını bir kez daha çizdiği ifade ediliyor. Adeta savaş koşullarında yapılmış gibi kapalı kapılar arkasında yapılan, ne konuşulduğu sır gibi saklanılan bu toplantıda, yapılan kimi yorumlara göre muhtemelen Alman ordusunun kısa ve orta vadede özellikle Doğu Avrupa’da hangi görevler üstlenmesi, neler yaptığı ya da yapması gerektiğine dair görüşler beyan edildi.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in üzerinde çalıştıkları diğer temel bir durumda, özellikle muhafazakarların, aşırı sağcıların, neoliberallerin gönlünde yatan, Fransa’da 1997’de Almanya’da ise 2011’de kaldırılan zorunlu askerlik hizmetinin yeninden hayata geçirilmesi bulunmaktadır. Fransa’da 1997 tarihinden bu yana zorunlu askerlik olmamasına rağmen gönüllü askerlik ve sözleşmeli profesyonel askerlik sistemi var. 2019’dan itibaren ise gençlere yönelik kısa süreli “SNU – Service National Universel” (Evrensel Ulusal Hizmet) programı başlatıldı. Bu, askeri değil; vatandaşlık, toplumsal dayanışma ve sivil eğitim odaklı bir program olarak ifade edilse de Macron’un bir şekilde zorunlu askerlik sistemini tartışmaya açmak için bunu revize edeceği ifade ediliyor.

Macron, “SNU – Service National Universel” (Evrensel Ulusal Hizmet) programı üzerinde bir revizyon için çalışırken Almanya’da koalisyon ortağı SPD ise “gönüllü-zorunlu” diye tanımlanabilecek bir ara formül ile kendi süreçlerini başlatmış durumdalar.

Almanya Bakanlar Kurulu tarafından da kabul edilen yeni karara göre 1 Ocak 2007’den sonra doğanlar gönüllü olarak sağlık durumlarını, ilgi alanlarını orduya bildirecekler. 1 Ocak 2008’den sonra doğanlar ise zorunlu olarak gönderilen formları doldurduktan sonra sağlık kontrollerine gidecekler. Böylece ordunun elinde kimin askerlik yapmaya elverişli olduğuna dair bilgiler hazır hale getirilecek. Gerekli durumlarda kimin zorunlu olarak askere alınacağına da bu şekilde karar verilecek. Bir taraftan askere gitmede “gönüllülüğün” esas alınacağından dem vurulurken diğer taraftan ihtiyaç durumunda zorunluluk dayatılacak.

Hem Fransa ve hem de Almanya’nın içinde bulundukları durum, Ukranya savaşını gerekçe göstererek militer politikalara hız verdiklerini görmekteyiz. Bunun siyasete yansımaları olduğu gibi, gündelik hayat, sosyal hayat ve çalışma hayatına negatif etkilerini de gün geçtikçe daha da yakından izlemekteyiz. Resmi verilere göre Almanya’da 2024’te siyasi içerikli suçlar %40,2 artSaldırılarda yaralananların %45’i sağcı motivasyonlu olaylarda meydana geldi. Bu saldırıların özellikle göçmenlere, göçmen konutlarına, ve LGBTİ+ etkinliklere yönelik saldırılar olduklarını görmekteyiz. Sadece Berlin özelinde: 2024’te mültecilere ve barınma merkezlerine yönelik 77 fiziksel saldırı ve 8 mülk tahrip vakası yaşandığını resmi açıklamalarda görmekteyiz.

Fransa ve Almanya örneğinde görüldüğü üzere, militarizmin yeniden yükselişi, halkların güvenliği için değil; sermayenin çıkarları ve emperyalist pazar rekabeti için örgütlenmektedir. Zorunlu askerlik tartışmalarından artan savunma bütçelerine, aşırı sağın güç kazanmasından göçmen ve emekçilerin hedef haline getirilmesine kadar geniş bir yelpazede yaşanan gelişmeler, militarizmin toplumsal hayat üzerindeki yıkıcı etkilerini açıkça göstermektedir.

Bu tablo, Avrupa’da “barış”ın her geçen gün daha da kırılganlaştığını ve demokratik değerlerin geriye itildiğini ortaya koymaktadır. Böylesi bir dönemde, militarizme karşı güçlü bir toplumsal itiraz geliştirmek, yalnızca savaş karşıtı bir tutum değil; aynı zamanda özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu nedenle, yaklaşan 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde yükselen militarizme karşı barışın kolektif sesini büyütmek, tarihsel bir sorumluluk olarak karşımızda durmaktadır.

Benzer Haberler