BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Faik Bulut yazdı |

İran muhalefet örgütleri (1)

Faik Bulut yazdı |

Faik Bulut

ABD-İsrail’in saldırısının (28 Şubat 2026) dokuzuncu gününde (8 Mart) savaş giderek yaygınlaştı ve farklı boyutlara ulaştı. Hava, kara ve denizde sınır tanımayan düşman taraflar sadece askeri değil, sivil hedefleri de hastane, okul, otel, havaalanı demeden çeşitli bombalar, balistik-süpersonik füzeler ve SİHA’lar aracılığıyla vuruyorlar.

ABD’nin emrindeki CENTCOM (Genel Komutanlık), “İran terör rejimi masum insanların güvenliğini hiçe saymaya devam ederse (İran’ın sivil bölgeleri canlı kalkan olarak kullanması kastediliyor-FB) buraları koruma statüsünü kaybetmiş sayıp bombalamaya mecbur kalırız” şeklinde bir açıklama yaptı.

Tahran, 6 Mart’ta ABD üslerine ev sahipliği yapan komşu ülkelere yönelik yeni bir saldırı dalgası başlattı. ABD Başkanı ise İran ile savaşı sona erdirebilecek herhangi bir anlaşmanın yalnızca “koşulsuz teslimiyetin” ardından mümkün olacağını açıkladı.

İran muhalefeti ne durumda?

Suudi Arabistanlı gazeteci Muhammed Garsan’ın muhalif kesimlere ilişkin 19 Ocak 2026 tarihli tanımına başvuralım: “Çok sayıda muhalif kesim olmasına rağmen bunların dağınık ve bilhassa diasporadakilerin bölünmüş vaziyette oldukları açıktır. 2009 yılından bu yana sokaklarda gösteri yapan protestocuları organize ve seferber edemiyorlar. Merkezi bir önderlik oluşturamıyorlar. Neticede mevcut rejime alternatif bir plan ve siyasi programları bulunmuyor. Ayrışmaları derinleştiren ideolojik ihtilafları yüzünden içerdeki başkaldırıları etkileyemiyorlar.”

İngiltere merkezli Reuters haber ajansını tespitine göre: “Gurbetteki muhalefet paramparçadır; kendi aralarında kavgalıdır, toparlayıcı ortak siyasi söylemleri yoktur. Bu durumda kriz ve kendiliğinden kalkışma anlarında toparlayıcı bir güç oluşturamıyorlar. Sonuçta etkin siyasi akıma dönüşemiyorlar. İran İslam Cumhuriyetinin kurulduğu 1979’dan günümüze İran muhalefeti iç çatışma ve çekişmelerin esiri olmuştur; haliyle de büyük ittifaklar yapacak radikal bir dönüşüm gerçekleştiremiyorlar. Diğer yanıyla bakıldığında mevcut rejimin ayakta kalmasının, muhalefetin olumsuz niteliklerinin bir sonucu olduğu kolayca görülecektir.”

Beni Sadr’ın hazin hikâyesi

Ayetullah Humeyni başa geçince, devrim yıpranmaya ve kendi evlatlarını yemeye başlamış ve içeriden bambaşka muhalifler ortaya çıkmıştı. Örneğin başlangıçta Humeyni ile arası çok iyi olan iktisatçı ve siyasetçi Ebu’l Hasan Beni Sadr, İran İslam Devriminden sonra ilk cumhurbaşkanı olabilmiş; Humeyni ve din adamları ile ihtilafa düşünce ise ülkesini terk ederek Fransa’yı sığınmıştı. İç çekişmeler sonucunda Humeyni rejimi tarafından “ihanet/hıyanet” suçuyla damgalanan Beni Sadr’ın başına gelenler İslam Devrimi sürecindeki ilk kapışma ve bölünme vakasıydı.

Fikirsel muhalif akımlar

Günümüzdeki muhalif hareketler fikirsel anlamda üç başlıkta tasnif edilebilir: 1-Sol, sosyalist akımlar. 2-Liberal ve seküler akımlar. 3-Monarşi destekçisi zümreler (Şah yanlısı aristokratlar, komprador burjuvazi, askeri ve sivil bürokratlar vs). Bunlar kendi aralarında devletin niteliği, değişim mekanizmaları, dış ilişkilerdeki tutumları nedeniyle ayrışmaktalar.

Siyasi açıdan ihtilaflı oldukları konular şöyle sıralanabilir: Rejim sonrası kurulacak düzenin/sistemin niteliği, geçiş dönemi, yeni anayasanın içeriği (krallık, liberal demokrasi, demokratik parlamenter sistem), yönetim tarzı (merkeziyetçi, federalist, özerklik yanlısı, âdemi merkeziyetçi). Bu noktalarda ortak payda bulunmadığı takdirde diaspora ve içerideki uzantılarının etkin siyasi bir güce kavuşmaları beklenemeyecektir.

Uluslararası İran Araştırmaları Enstitüsü (rasanah-iiis.org) ve Al Jazeera Centre for Studies (El Cezira Araştırmalar Merkezi) gibi kuruluşlardaki yazılarıyla bilinen Yahya Buzidi, Independent Arabia gazetesindeki söyleşisinde durum tespiti yapıyor:

“Dışarıdaki İran muhalefetinin çok parçalı olması, onun içerideki kitle hareketleri üzerindeki etkisini kısıtlıyor. Onların kurdukları geçici ittifaklar, çabucak bozulabiliyor, Dahası fraksiyonel veya şahsi kapışmalar rejim sonrası İran’ın inşası hususunda ayrılık nedeni olabiliyor. Dolayısıyla mevcut durumda yine de en etkin ve etkili muhalefet ülkenin içindedir. Özellikle Yeşil Akım mensubu reformcular, İran’ı tek adam rejimine mahkûm eden Velayeti Fakih kurumunu hedef alıp feshedilmesini ve yerine bir cumhuriyet sistemi ikame edilmesini istiyorlar.”

Şah yanlıları

Babasının tavus kuşu nakışlı tahtına konmaya heveslenen sürgündeki Rıza Pehlevi, Batılı sosyal medya ve yayın organlarında kendini pazarlama, daha çok da ABD yönetiminin rızasını alma derdine düşmüştür. Molla rejiminin düşmesi veya devrilmesinin ardından geçiş süreci için “bulunmaz adam” profili çiziyor ve rejime alternatif bir plan ve projesinin olduğunu iddia ediyor. “Kalkınan ve Gelişen İran” diye anılan bu proje geçiş aşamasındaki idari kuralları içeriyor ve iktidar boşluğuna alternatif olarak sunuluyor. Bu amaçla sivil itaatsizlik çağrısı yapmakla yetinmiyor; aynı zamanda referandum yoluyla kurulacak düzenin/sistemin belirleneceği müjdesini veriyor.

Şah yanlıları esas olarak ABD ve İngiltere’de kümelenmekle birlikte Avrupa’nın farklı şehirlerindeki monarşi sever zümreler arasında da faaliyet gösteriyor; medya ile ilişkilerini geliştirmeye bakıyorlar. İran’daki protestocular arasındaki bazı gruplar fırsattan istifade, “Şah’ın geri dönüp tahta oturmasını istiyoruz!” tarzı sloganlar atmak suretiyle Amerikan yönetimini kendilerine çekmeyi başardılar. Bunu fırsat bilen “Şah adayı” Rıza Pehlevi de bazı televizyon kanalları ile gazetelerle söyleşti. Yetmedi; Trump’ın devlet olmayan örgütler yerine merkezi devleti güçlendiren tutumunu göz önüne alarak bu telden çalmaya başladı.

Rıza Pehlevi son demeçlerinden birinde “İran’ın milli birlik ve bütünlüğünden” bahsetti; etnik bölünmelere kesinlikle karşı olduğunu” vurguladı. Kürtlerin hak mücadelesini “bölücülük” olarak niteledi; Şah yanlısı bazı Kürt şahsiyetlerine “Birlik İçin Kürt Aydınları ve Önderleri” adı altında muvazaa bir oluşum kurdurttu.

Reuters ajansına konuşan Trump şöyle demişti: “Nazik ve latif biri gibi görünüyor. Ancak yurduna dönünce nasıl davranabileceğini kestiremiyorum. Halkın kendisini nasıl karşılayacağı da belli değil. Halk onu ve idaresini benimserse, benim için de makbul sayılabilir. Zaten henüz iktidara aday seçme aşamasına henüz gelmedik.” Yine de Trump’ın ne yapacağı belli olmaz. Tencere yuvarlanır kapağını bulur nasılsa!

Rıza Pehlevi hakkında Batılı uzmanlar da benzer değerlendirmeler yapıyorlar. Londra merkezli Chatham House isimli kuruma bağlı Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı müdür yardımcısı Dr. Sanam Vekil’e göre: “Pehlevi bazı protestocuların desteğine müzahir olmasına rağmen kendi önemini ve değerini abartıyor. Kişinin kendini övmesinden çok, bu kriz zamanında baskılar karşısında halkın ona bakışı ve ondan beklentisinin oranına bakmak lazım.”

Halkın Mücahitleri Örgütü (HMÖ)

Örgüt hakkındaki bilgilerin önemli kısmını aldığımız Vikipedi Ansiklopedisindeki “Halkın Mücahitleri Örgütü” maddesine ilaveten Arapça ve İngilizce farklı kaynakları derleyerek sunacağız.

Farsça Sāzmān-e Mocāhedin-e Khalq-e İrān adıyla bilinen bu örgüt sosyalist ve İslami görüşlerin sentezine dayanan doktrini benimsemişti. “Mücahidin” kavramı ise yeni değildir. İran’da Meşrutiyet için verilen mücadele (1906) sırasında da o devrin aktif katılımcılarına “Mücahit” deniliyordu.

Diğer isimleri şöyledir:

  • İran Halkın Mücahitleri, çeşitli isimlerle anılmaktadır.
  • Halkın Mücahitleri Örgütü (HMÖ).
  • İran Ulusal Kurtuluş Ordusu (örgütün silahlı kanadı).
  • İran Ulusal Direniş Konseyi (İUDK)-HMÖ, bir örgütler şemsiyesi olan İUDK’nın kurucu üyesidir. Amerikan iç istihbarat teşkilatı FBI tarafından kurulan paravan bir örgüt olduğu iddia edilmektedir. İran hükûmeti, bu örgütü “Halkın Münafıkları” diye isimlendirip “ihanetçi/hain” olarak damgalamıştır.

Lideri: 1970’lerden itibaren HMÖ önderliğinde yer alan Mesud Recavi (d.1948), 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgalinden günümüze herhangi bir görüntü vermedi. Hayatta olup olmadığına dair çeşitli spekülasyonlar yapılıyor. Ortadan kaybolmasından sonra eşi Meryem Recavi, örgütün tarihi önderi olarak kabul görüyor.

İdeolojisi-öğretisi: HMÖ’nün devrimci Şiilik ideolojisi, ilk beş yılda Marksizm-İslam sentezine dayanmaktaydı. Birçoklarına göre ise ilham aldıkları radikal İslamcı (Marksist doktrini köktenci Şiilik öğretisine aşılayan) Ali Şeriati’nin yaptığına çok benzer bir İslam yorumudur. Tarihçi Ervand (Yervan) Abrahamian’a göre; ilerleyen yıllarda Şeriati bizzat kendisi ve eserleri yoluyla Mücahitlere yardım etmiştir. Amerikan Dışişleri Bakanlığı şu tespiti yapmıştır: HMÖ’nün felsefesi Marksizm, nasyonalizm ve İslam’ın bir sentezidir.

1965’te kurulmuş olan örgüt esas olarak İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi, kapitalizm ve Batı emperyalizmine karşı silahlı mücadeleyi amaçlamıştır. 2001 yılından beri şiddet eylemlerini terk ettiğini iddia etmektedir. Bugün İran’da demokratik, seküler bir koalisyon hükûmeti için çabalayan, sürgün parlamentosu rolünü üstlenmiş “şemsiye örgüt” İran Ulusal Direniş Konseyi’ndeki (İUDK) temel yapıdır.

Örgütün resmi ideolojisine göre, serbest seçimler ve bu seçimlerde halkın seçme ve seçilme hakkının bulunması siyasi meşruiyetin olmazsa olmaz ön koşulu ve yegâne göstergesidir. Örgüt yayınlarında, toplumu oluşturan bireylerin şahsi irade ve seçimleri göz ardı edilerek, İslam dininin kavranamayacağı öne sürülmektedir.

Bu düşüncenin temelinde asıl olan insanoğludur. Özgürlük olmadan toplumsal gelişmeden bahsedilemez. Örgüt liderleri kendilerini Müslüman olarak tanımlasa da, HMÖ kendisini laik bir örgüt olarak tanımlamaktadır. Ulusal Direniş Konseyi, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı olması gerektiğini savunur.

Örgütsel durumu: HMÖ, 1981 yılında İran hükûmetine muhalifleri tek bir şemsiye örgüt altında birleştirme amacıyla İran Ulusal Direniş Konseyi’ni (İUDK) kurmuştur. HMÖ, son 25 yıl içinde İUDK’nın 540 üyeli, serbest seçimleri, cinsiyet eşitliğini, etnik ve dini azınlıklara eşit haklar verilmesini savunan bir sürgün meclisine dönüştüğünü iddia etmektedir. HMÖ aynı zamanda serbest piyasa ekonomisini savunduğunu ve Orta Doğu’da barışı desteklediğini iddia etmektedir.

FBI (ABD iç istihbarat teşkilatı) ise İUDK’nın ayrı bir örgütlenme olmadığını HMÖ’nün politik kolu olduğunu iddia etmektedir. Bugün UİDK’daki temel örgüt HMÖ olmasına rağmen geçmişte İran Kürdistan Demokrat Partisi gibi diğer örgütlere de ev sahipliği yapmıştır.

HMÖ’nün silahlı kanadı İran Ulusal Kurtuluş Ordusu (İUKO) olarak adlandırılmaktadır. İran hükûmeti silahlı kanadın ve HMÖ’nün gerçekten İslami olmadığını öne sürerek, onları Münafıklar olarak isimlendirmektedir.

İUDK’nın sadece HMÖ’nün bir paravan örgütü olup olmadığı, teröre bulaşıp bulaşmadığı ya da İran’da demokrasi için mücadele veren meşru bir muhalif örgüt olup olmadığı konusundaki önemli tartışmalar, batılı karşıtları tarafından İran’la yapılan pazarlıklarda koz olarak kullanılmaktadır.

Kanada, Irak ve İran HMÖ’yü terörist örgüt olarak kabul etmektedir. 26 Ocak 2009 tarihinde Avrupa Birliği Konseyi HMÖ’nü AB terörist örgütler listesinden çıkartmıştır. Örgüt bu durumun “yedi yıllık hukuki ve siyasi savaşın” bir sonucu olduğunu açıklamıştır. Amerikan Yönetimi, HMÖ’nü 28 Eylül 2012 tarihinde terör örgütleri listesinden çıkarmıştır.

HMÖ ve İUDK’nın, 2002 ve 2008 senelerinde destekçileri/hamileri sayılan ABD’ye, İran’ın nükleer programıyla ilgili istihbarat sağladıklarını iddia edildi.

Silahlı militan sayısı: Saddam Hüseyin yönetiminin devam ettiği sırada ve 2003 (Amerikan işgali) öncesinde Irak’ta konuşlanmış 5000 ila 7000 arasında ağır silahlı HMÖ militanı olduğuna inanılmakla birlikte, 3000 ila 5000 arasındaki bir sayı daha mantıklı görülebilir.

2005’te ABD think-tank kuruluşu Council on Foreign Relations, en az yarısı savaşçı olan 10 bin üyesi olduğuna inanmaktadır. Aynı kuruluş, HMÖ’nün üye sayısında düşüş olduğunu ve yeni üye bulmakta başarısız olduğunu da iddia etmektedir.

The New York Times gazetesinde 2003’te yayımlanan bir makaleye göre HMÖ, Irak’ta konuşlanmış çoğu kadınlardan oluşan 5000 savaşçıya sahipti. Eşref kampındaki son nüfus sayımı, 900 kadarı kadın olmak üzere toplamda 3500 civarında üye olduğunu göstermiştir.

Örgüt tarihçesi: İran HMÖ 1965 senesinde, orta sınıftan, Tahran Üniversitesi öğrencisi olan ve içlerinde Mohammad Hanifnejad, Said Muhsin ve Ali Asgar Badizadegan’in de bulunduğu, İran Özgürlük Hareketi’nin altı eski üyesi tarafından kurulmuştur. HMÖ yozlaşmış ve baskıcı buldukları Şah Muhammed Rıza Pehlevi yönetimine karşıydı. Özgürlük Hareketini ılımlı ve etkisiz olarak görmekteydi. Örgütün ilk eylemleri, Pehlevi’nin savurganlığını gösteren “İran monarşisinin 2500 yılı kutlamaları” nedeniyle 1971 yılının Ağustos ayında Tahran elektrik idaresinin bombalanması ve başarısız bir uçak kaçırma olayıydı.

Başlangıçta dokuz mücahit tutuklanmış; işkence altındaki tutuklulardan birisinin bilgi vermesi üzerine 66 örgüt üyesi daha yakalanmıştır. Birkaç ay içerisinde örgütün tüm yönetici kadrosu idamlar ve sokak savaşları aracılığıyla SAVAK tarafından ortadan kaldırılmıştır. Diğer üyeler yıllarca tutuklu kalmış; önder Mesud Recavi’yi de içine alan son grup Ocak 1979’da, Humeyni’nin Tahran’a dönmesinden hemen önce serbest bırakılmıştır.

Bölünme-hizipleşme: Ekim 1975’te örgüt ideolojik bölünmeye maruz kalmıştır. HMÖ’nün tutuklanmamış liderlerinin büyük çoğunluğu Marksizmi kabul etmiş ve örgütü Marksist-Leninist olarak ilan etmeye “evet” demiştir. “İdeolojik Meseleler Manifestosu” isimli kitapta bu durum için şöyle denilmektedir: “Merkez yönetici kadro on yıllık yeraltı varlığı, dört yıllık silahlı mücadele ve iki yıllık yoğun bir ideolojik yeniden değerlendirme sonucunda esas devrimci yolun İslam değil Marksizm olduğu sonucuna ulaşmıştır.”

Ayetullah Taleqani’nin oğlu Mücteba Taleqani de Marksizmi kabul edenler arasındaydı. Mayıs 1975’le birlikte, her birinin kendine ait yayın organı, kendi örgütlenmesi ve eylemleri olan iki rakip Mücahit örgütü oluşmuştu. İran devriminden birkaç ay önce Marksist Mücahitlerin büyük kısmı kendilerini “Peykar” olarak isimlendiriyorlardı. 7 Aralık 1978 tarihindeki tam ismi ise “İşçi Sınıfının Kurtuluşu için Mücadele Örgütü” oldu. Bu isim St. Petersburg’da sosyalist bir grup olan ve Lenin tarafından kurulan İşçi Sınıfının Kurtuluşu İçin Mücadele Birliği’nden gelmekteydi.

İslam Devrimi gerçekleşene kadar HMÖ’nün Marksist kanadı, hem İran hem de batılı hedeflere saldırılar düzenlemiştir. Amerikan Dışişleri ve Avustralya Meclisi Dışişleri komisyonunun HMÖ hakkındaki sunumuna göre örgüt, 1970’ler boyunca birçok Amerikan askerî personeline ve İran’da çalışan sivillere suikastlar düzenlemiştir. Devrimden sonra örgüt 1979’da Tahran’da ABD Büyükelçiliği işgalini aktif bir şekilde desteklemiştir.

20 Haziran 1980’de İslam bayrağı altında toplanarak, İran’ın yeni yönetimini ve lider kadrosunu protesto etmeyi hedefleyen geniş katılımlı bir miting tertip eden HMÖ, bu olayı çağdaş İran tarihinde bir dönüm noktası olarak tanımlamıştır. 1980 yılının Şubat ayında, Humeyni çizgisindeki koyu militanlar (Hizbullahçılar) HMÖ üyelerine ve diğer sol gruplara ait kitapçılara, stantlara ve toplanma mekânlarına yönelik saldırılar düzenlemiş; sol grupları yeraltına çekilmeye zorlamıştır.

28 Haziran 1981 tarihinde, İran İslami Cumhuriyet Partisi’nin (İCP) liderleri, partinin Tahran’daki genel merkezinde toplantı halindeyken çok güçlü bir patlama meydana geldi. Yargıtay Başkanı Muhammed Beheşti (o dönem Humeyni’den sonra İran İslam Devrimi’nin en güçlü kişisi olarak gösterilen kişi) dâhil, 73 parti yöneticisi ve parlamenter bombalama sırasında öldü. Ali Hamaney’in sağ kolu felç oldu. Mücahitler, bombalamayla alakaları olduğuna dair iddiaları ne yalanladılar, ne de eylemi üstlendi.

Örgüt, İran-Irak savaşının devam ettiği 1986’da genel merkezini Irak’a taşıdı. US State Department’e göre; tüm askeri ve finansal desteği 2003 Irak işgaline kadar Saddam hükûmetince sağlanmaktaydı. ABD merkezli RAND Corporation isimli kuruluşa göre HMÖ’nün “en köklü ve büyük hatalarından biri İran ile savaş halinde olan Irak yönetimine gidip sığınması ve bu yüzden İran halkının sempatisini kaybetmesi” idi.

HMÖ’den çok sayıda, diğer muhalif sol örgütlerden daha az miktarda mahkûm (çeşitli kaynaklara göre 1400 ila 30000 arasında) “Sonsuz Işık Operasyonu” ardından 1988 yılında idam edildi.

1986’da Fransa Başbakanı Jacques Chirac’ın Tahran ile Lübnan’da Hizbullah tarafından esir tutulan Fransız rehinelerin serbest bırakılması için anlaşmaya varmasıyla HMÖ Fransa’yı terk ederek yeniden Irak’a yerleşmek zorunda kaldı. Araştırmacı gazeteci Dominique Lorentz, 1986’da Fransızların rehin alınmasını, Fransa’nın İran tarafından nükleer programla ilgili olarak tehdit edilmesi olarak görmekteydi.

Takip eden yıllarda HMÖ İslam Cumhuriyeti’nin 1998’de “Evin Kasabı” olarak da bilinen İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay asbaşkanı Esedullah Lajivardi ve 10 Nisan 1999’da evinin kapısında öldürülen Tuğgeneral Ali Seyyid Şirazi’yi de içeren bazı politik ve askeri figürlere suikastlar düzenledi. HMÖ militanlarının kaldıkları Eşref kampı 28 Temmuz 2009 günü Irak güçleri tarafından saldırıya uğramıştı.

2003’teki Irak işgalinin ardından HMÖ kampları Saddam Hüseyin’le işbirliği yaptığı gerekçesiyle koalisyon güçleri tarafından bombalandı. 15 Nisanda ABD Özel Kuvvetleri HMÖ’nün liderleri ile bir ateşkes anlaşması sağladı. O tarihten itibaren Halkın Mücahitleri, İran’a karşı mücadelesinde başta ABD olmak üzere Avrupa ülkeleriyle işbirliği yapmaktadır.

Sistem içinden gelen reformcu hareket

Şimdiki reformcular İslam Devrimi’nin ilk yıllarında son derece radikal insanlardı. Dünya ölçeğinde sürekli devrim fikrini savunan Bolşevik liderlerden Troçki misali bölgesel düzeyde, özellikle de İslam dünyasında “sürekli devrim” tezini öne sürmekle kalmıyor; aynı zamanda İran’dan bölgeye “devrim ihracı” için uğraşıyorlardı.

Devrim ideallerinde hayal kırıklığına uğrayan ve pragmatist-oportünist mollalar tarafından yönetimden dışlanan reformcular, 2009 yılı cumhurbaşkanlığı seçimlerinde güçlü bir ittifak kurdular ve sistem muhalifi bazı oluşumlarla temasa geçtiler.

Hileli seçimlerde kaybeden bu hareketin öncüleri ve taraftarları sokaklara çıktılar. Tehlikeyi gören rejim isyan benzeri bu itaatsizliği silahla bastırdı. Hareketin ünlü simgesi Mir Hüseyin Musevi ile Mehdi Kerrubi’yi ev hapsine mahkûm etti. Böylece hareket giderek güçsüzleşti; siyasi faaliyetini asgariye indirmeye zorlandı.

Yeşil Hareket olarak nitelenen bu oluşumun bazı bileşenleri rejimi sorgulayıp hesap sormak ve hatta rejimle mücadele etmek yerine “hileli seçimin iptal edilip yeni bir seçim yapılması” noktasında ısrar ettiler; sadece sistem veya rejim ile uzlaşmak ve onun içinde kalmak şartıyla reform taleplerinin yerine getirebileceğini ileri sürdüler.

2017-2019-2022-2025 yıllarında ekonomik kriz, öğrenci hareketleri, kadın hareketleri ve geniş yığınlar tarafından başlatılıp yaygınlaşan sivil itaatsizlik ve protestolar olunca, reformcular aktif siyasi destek vermek ve onlarla birlikte sokaklara çıkmakta tereddüt ettiler. Bu geri durma tutumun, Yeşil Hareket’in kitle tabanını daralttığını ve protestocuların tepkisini çektiğini şu slogandan anlıyoruz: “Reformcuymuş, köktendinciymiş kelamdır kelâm; maval bitti vesselam!”

Halk, mevcut rejimin bütün klik ve kanatlarına olan güvenini hızla yitirmişti. Protestocuların rejimi hedefleyen radikal taleplerinden uzak duran Yeşil Hareket, ister istemez kamuoyunun nabzını da elinden kaçırdı. Netice itibarıyla somut alternatif bir seçenek sunamadı; önermeleri çürümüş yapıda küçük tadilatlar yapmanın ötesine geçemedi.

İran Komünist Partisi (TUDEH)

Farsça adı Hizb-i Tude-yi İran (İran Kitlelerinin Partisi) olan TUDEH, İranlı sosyal-demokratların birinci kongresinin sonucunda, Haziran 1920’de Gilan vilayetindeki Bendar-e Anzali’de kuruldu. İran Anayasal Devriminin liderlerinden Heydar Amou Oghly (Haydar Emmioğlu), yeni partinin genel sekreteri oldu. Parti, 1933’te yasadışı ilan edildi.

Anayasal Devrim ile İhtilalci Cengeli hareketinin önderlerinden Mirza Küçük Han, Sovyet Kızıl Ordusunun yardımıyla Gilan Sovyet Cumhuriyeti’ni kurmuştu. Tahran’daki Qajar sarayı üzerinde hâkimiyeti olan İngilizler, Cengeli hareketine sızmak üzere ajanlarını gönderdiler. Bunlar, özenle hazırlanmış bir komplo gereğince yeni kurulan Gilan’daki Sovyet tipi toplumcu cumhuriyet ile İran’daki TUDEH merkezini Şah hükümeti kanalıyla yok etmek amacıyla görevlendirilmişlerdi.

İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere ile Sovyetler Birliği İran’ı denetim altına aldıklarında, 29 Eylül 1941’de parti tekrar kuruldu. Süleyman Muhsin İskenderi parti başkanı seçildi. Birçok politik mahkûm serbest kaldı ve bu yeni atmosferde, milliyetçi ve sosyalist gruplar gelişme fırsatı buldular.

TUDEH, 1944 yılında parti 14. Meclis seçimlerine katıldı ve sekiz adayı seçildi. Bu andan itibaren parti muazzam biçimde büyüdü ve İran politikasında başlıca güçlerden biri haline geldi. İran’da 1941-1949 arasındaki dönemde 25 bin üyeye ve kendine bağlı sendikalarda örgütlenmiş 400 bin işçinin desteğine sahipti.

1949 yılında parti, Şah Muhammed Rıza Pehlevi’ye karşı “başarısız bir suikast girişiminden” dolayı suçlandı. İzleyen süreçte başbakan seçilen Muhammed Musaddık, İngiltere’nin tekelindeki petrol şirketini millileştirdi, halk lehine bir dizi reform yaptı. TUDEH’in bu uygulamalardaki rolü ve etkisi oldukça fazlaydı.

Musaddık’ın CIA VE MI6 isimli İngiliz-Amerikan istihbarat ajanlarınca devrilmesi, TUDEH’i olumsuz etkiledi. Sürgünden dönen Şah, onlarca parti üyesini idam ettirdi veya işkencehanelerde öldürttü, kimilerini de tutuklattı.

1979’da Humeyni başa geçince TUDEH sürgünden ülkeye geri döndü. Lakin kaderi değişmedi; önce Sovyet resmi çizgisine bağlı kalarak Humeyni rejimini destekledi. Çok geçmeden aleyhinde dinci kampanya başlatılınca parti mensupları tutuklandı, işkence gördü, öldürüldü. Partinin genel sekreteri resmi televizyonda komünist fikirlerinden ötürü pişmanlık duyduğunu ve tövbekâr olduğu beyan ettiyse de ölümden kurtulamadı. Sonuç olarak 1988 yılında zirveye ulaşan tüm muhalifleri tasfiye ve temizleme kampanyasının kurbanlarından biri haline geldi.

Günümüzde TUDEH ve üyeleri yurtdışında sürgünde yaşamaktalar. Bir fikir kulübünden öte gidemeyen partililer, rejimi devirme iddiasından da vazgeçtiler. Ülkedeki reformcu hareket safında yer alan partinin savunduğu kimi dış politikalar son derece tartışmalıdır. Söz gelimi Devrim Muhafızları generallerinden Kasım Süleymani’nin bölgedeki faaliyetleri ve politikaları övülmektedir.

Kısa bir süre önce TUDEH, REKAH (İsrail Komünist Partisi) ve ABD Komünist Partisi (CPUSA) ortak bir bildiri yayınlayarak Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını kınadılar. Ancak baskıcı ve katliamcı İran diktatörlüğüne yönelik direkt bir eleştiri yapmadılar.

Etnik kökenli örgütlerle devam edecek…

Benzer Haberler

İBB Davası’nda dördüncü gün l

Jandarma önlemleri artırıldı, sanıklar savunma yapacak

Faik Bulut yazdı |

İran muhalefet örgütleri (1)

Erdoğan imzaladı l

Enerji projeleri için acele kamulaştırma kararları

İBB davasında 3. gün |

Sanıkları savunma yapıyor: 'Ben neden 285 gündür tutukluyum?'

Erdoğan’dan diplomasi çağrısı |

Savaş bölgeyi tamamen ateşe atmadan durdurulmalı

Akın Gürlek’ten ‘İBB davası’ açıklaması l

'Mahkeme salonları siyaset arenası değildir'