Gelawej EWRÎN
Son dört gündür İran genelinde telefon ve internet hatları neredeyse tamamen kesilmiş durumda. İran halkının duyma, görme ve konuşma hakları fiilen ortadan kaldırılmış halde. Starlink aracılığıyla bazı İran şehirlerinden sınırlı görüntüler gelmeye devam etse de dikkat çekici bir biçimde Kürt şehirlerinden hiçbir görüntü ulaşmıyor. Ancak içeriden gelen kısıtlı bilgiler, Tahran, Karaj ve Kürdistan’daki bazı şehirlerde ağır saldırıların yaşandığını ve çok sayıda insanın öldürüldüğünü gösteriyor.
Bu tablo, Halep’teki iki Kürt mahallesine yönelik vahşi ve insanlık dışı saldırılarla karşılaştırılabilecek nitelikte. Türkiye, İran’daki her değişimi kendisine yönelik bir müdahalenin ilk adımı olarak okurken; İran ve Türkiye bugün tarihsel bir yol ayrımında bulunuyor. İran açısından bu yoldan geri dönüş neredeyse imkânsız. Özellikle geceleri, İran’ın birçok kentinde halk fiili olarak kontrolü ele geçirmiş durumda.
İç güvenlik güçleri ve polis artık karakollarından çıkamıyor. Halk; belediye binalarını, valilikleri ve çok sayıda devlet kurumunu ateşe veriyor. İslam Cumhuriyeti bayrakları indiriliyor ve yakılıyor. Sanal medyaya sızan görüntülerde, birçok şehirde onlarca kişinin öldürüldüğü görülüyor. Karaj’dan gelen görüntüler özellikle sarsıcı: Onlarca cansız beden, sokakların ve hastanelerin sessiz tanığı. Yaralıların büyük bir bölümü, devlet baskısından korkulduğu için halk tarafından gizlice tedavi ediliyor.
İran’daki bu büyük huzursuzluğun en önemli nedenlerinden biri, Kürtlerin sergilediği ortak ve kararlı duruştur. Geçtiğimiz Perşembe günü Doğu Kürdistan’daki yedi siyasi parti, halkı genel greve çağıran ortak bir bildiri yayımladı. Bu çağrıya ilk kez bu denli güçlü, örgütlü ve yaygın bir yanıt verildi. Tüm Kürt şehirleri genel greve gitti. Bu durum, hem İslam Cumhuriyeti’ni hem de Şah rejiminin mirasını “alternatif” olarak sunmaya çalışan dış güçleri şaşkına çevirdi. Kürtlerin bu net duruşunun hemen ardından İran genelinde iletişim hatlarının kesilmesi tesadüf değildi. Asıl önemli olan ise Kürtlerin kararlı tutumunun tüm İran toplumunu harekete geçirmesi ve belirleyici bir rol üstlenmesidir.
Bugün binlerce, hatta milyonlarca insan başta Tahran olmak üzere birçok şehirde sokaklarda. Bu kez geri çekilmiyorlar. Soğuk ve sert hava koşullarına rağmen geceleri sokaklarda geçiriyorlar. İran ordusunun bel kemiğini oluşturan Devrim Muhafızları artık doğrudan sahada. Şehirlerde yaşanan saldırılar ve katliamlar, bizzat Devrim Muhafızları tarafından gerçekleştiriliyor. Kendilerini rejimin mutlak koruyucusu olarak gören bu güç, emirlerini doğrudan Ali Hamaney’den alarak halkın üzerine sürülüyor.
Görüntüler, yerel güvenlik güçlerinin ve polisin geri çekildiğini, halk karşısında etkisiz kaldığını açıkça gösteriyor. İşte tam da bu nedenle Sipah, yani Devrim Muhafızları şehirlere girdi. Tarih bize şunu söylüyor: Muhafızların şehirlere girişi, büyük çaplı katliamların habercisidir. İnternetin kesilmesi de bu vahşeti gizleme çabasından başka bir şey değildir.
Devrim Muhafızları, İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana “ulusal ve mezhepsel kazanımları koruma” bahanesiyle Doğu Kürdistan’dan Belucistan’a kadar birçok bölgede binlerce insanın ölümünden sorumludur. 1980’lerin başında Kürt şehirlerine yönelik ilk büyük askeri harekât, Ayetullah Humeyni’nin yayımladığı fetvayla başlamış; şehirler kuşatılmış, meydanlarda insanlar kurşuna dizilmiş ve asılmıştır.
Bugün Ortadoğu’nun Irak’tan Lübnan’a, Yemen’e kadar uzanan çatışma hattında kurulan ve desteklenen pek çok silahlı yapının arkasında da yine Devrim Muhafızları vardır. İran ekonomisinin tüm kaynakları, savaşın ülke sınırlarına ulaşmasını engellemek adına yıllarca bu çatışmalara aktarılmıştır. Petrol gelirleri, yeraltı zenginlikleri, iletişim altyapısı ve ülkenin kaderi bu savaş ekonomisinin hizmetine sunulmuştur.
Şimdi ise halkı açlığa mahkûm ederek, ülke ekonomisini tamamen çökertmiş bir iktidar, ömrünü uzatmaya çalışıyor. Halk itiraz ettiğinde ise cevap hep aynı: tutuklama, idam ve katliam.
İran’ın kapıları dünyaya kapatılmış durumda ve bu kapalı kapıların ardında ağır bir insanlık suçu işleniyor. Bu yazı kaleme alındığı sırada, yalnızca Tahran’da yüzlerce insanın cansız bedeninin morglara ve hastanelere taşındığı bilgisi geliyor.
Ancak tüm bu vahşete rağmen halk geri adım atmıyor. Her gece sokaklara çıkıyor, sabaha kadar şehirleri kontrol altında tutuyor ve tek bir sloganı haykırıyor:
“Jin, Jiyan, Azadî!”
Ne olursa olsun, İran Devrim Muhafızları’nın katliamlarına karşı bu isyan sürecek.
Ve görünen o ki, “Jin, Jiyan, Azadî” devrimi durmayacak.



