Bahadır Altan
Zaman gibi, gelişmeler de baş döndürücü bir hızla akıyor. Uluslararası ilişkilere, insan eliyle bozulan iklim dengesinin, gezegenimizin kaçınılmaz sonunu görünür kılmasına dahi aldırış etmeyen bir aymazlık hâkim. Trump etkisi, bu ivmeyi, hiç olmadığı kadar artırarak dünyamızı karanlık günlere, sınırları öngörülemez savaşlara doğru sürüklüyor. Hemen yanı başımızda Suriye ve Rojava’da ise cihadist vahşet gemi azıya almış durumda.
Kürtler, Bahçeli’nin deyimiyle “Kurucu Önderlerini” 27 yıl önce, Türkiye Devleti’ne teslim eden ABD’nin iki yüzlülüğüyle bir kez daha yüzleştiler. Aslında antiemperyalizm bayrağını kimseye kaptırmayan ama kendi devletlerinin ABD ile iş birliğine gözleri kapalı Türklerin aksine, bu gerçeğin hep bilincindeydiler. IŞİD vahşetine karşı direnirken, ne onlara kimlik dahi vermeyen Esad rejiminden, ne de komşularından destek görmeyen Rojava Halkları için ABD, “denize düşenin sarıldığı yılandı!”
Şimdi bir kez daha, bu sefer de ABD’nin El Kaide’den devşirip yetiştirdiği ve Colani’den dönüştürüp Şara yaptığı “Neo IŞİD’e” ve ne yazık ki baş destekçisi Türkiye’ye karşı yeniden varlıklarını koruma mücadelesine soyunuyorlar. İran, Irak, Suriye, Türkiye ve dünyanın her yerine dağılmış soydaşlarının, özellikle de sosyalist dünyanın yükselen desteği dikkat çekiyor. Ama esas olarak da sadece kendi halklarına, örgütlülüklerine güvenmek durumunda olduklarını biliyorlar.
Son 15 yılı geri sarıp izlemek mümkün olsaydı, ABD’nin, Esad’ı devirme konusunda IŞİD’den umudu kesip YPG’ye dönmesi, daha sonra da Rojava Devrimini, kendi kapitalist sistemi ve sadık müttefiki Türkiye’yle ilişkileri açısından tehdit olarak değerlendirilmesi gün gün izlenebilirdi. Ve sonunda Trump, “çok sevdiği dostu” Erdoğan’la birlikte, uzun vadeli emperyal çıkarları için Suriye’de, kontrol edebileceği en elverişli iktidarın, Şara’nın İslami rejimi olacağına karar verdi. Gerisi teferruattı!



