Hacı Musa Bey, 19. yüzyılın ortalarından Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzanan süreçte, Osmanlı taşra siyaseti, aşiret düzeni, Hamidiye sonrası dönüşüm ve erken Cumhuriyet gerilimlerinin kesişim noktasında yer alan son derece tartışmalı bir Kürt aşiret reisidir.
Sedat ULUGANA
Bir Aşiret Reisinin Uzun Yüzyılı: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Hacı Musa Bey’in İbretlik Yaşamı (1853?-1928)
Hacı Musa Bey (Musa Suphi) 19. yüzyılın ortalarından Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzanan süreçte, Osmanlı taşra siyaseti, aşiret düzeni, Hamidiye sonrası dönüşüm ve erken Cumhuriyet gerilimlerinin kesişim noktasında yer alan son derece tartışmalı bir Kürt aşiret reisidir. Onun hayatı, yalnızca şahsi bir biyografi değil; aynı zamanda Bitlis-Muş havzasında devlet, aşiret ve farklı etnik-dini topluluklar arasındaki güç ilişkilerinin dönüşümünü de yansıtır.
Ailesi ve Çocukluk Yılları
Asıl adı Musa Suphi olan Hacı Musa Bey, iddiaya göre 1853 Yılında Huyut kazasının Cinyar köyünde doğdu. Babası Mirza Bey, Xweyti aşireti reisi hem de Osmanlı idaresinde görev almış bir yerel yöneticiydi. Mirza Bey’in kişiliği Musa Bey’in yetiştiği dünyayı anlamak açısından belirleyicidir: bir yandan Ermeni Kiliseleri ile temas kurabilecek kadar pragmatik ve toleranslı, diğer yandan rakip aşiretlere karşı son derece sert bir figürdü. 1854’te Beleki aşiretinin Nok köyüne düzenlenen ve onlarca kişinin yakılarak öldürüldüğü saldırı, bu şiddet kültürünün erken örneklerinden biridir. Devletin Mirza Bey’i takip ederek tutuklaması ve yıllarca sürgünde tutması, Musa Bey’in çocukluğunu Osmanlı merkezileşme politikalarının yarattığı şiddet ortamında geçirmesine yol açtı.
1885’te Mirza Bey’in öldürülmesiyle (Hewêdî aşireti tarafından) Musa Bey genç yaşta aşiretin başına geçti. Çocukluğu aşiret savaşları, gençliği ise Osmanlı’nın Kürdistan’da otorite kurma çabaları ile şekillenmişti. Bu ortam, onun ilerideki sert ve pragmatik siyasetinin temelini oluşturdu.
Yerel Güç Olarak Yükselişi ve 1880’ler Krizi
Musa Bey’in yükselişi, Osmanlı idaresi ile kurduğu ilişkiler sayesinde oldu. Muş Mutasarrıfı Salih Paşa ile geliştirdiği yakınlık, nahiye müdürlükleri gibi resmî görevler almasını sağladı. Aynı zamanda geniş ekonomik gücü ve silahlı adamlarıyla bölgesel bir otorite haline geldi.
1883’te Amerikalı misyonerler Dr. Reynolds ve George Knapp’a yönelik saldırı iddiası, Musa Bey’in adının uluslararası belgelerde ilk kez görünmesine yol açtı. Olayın gerçek failleri tartışmalı olsa da İngiliz konsolosluk raporları Musa Bey’i sorumlu tuttu ve mesele diplomatik krize dönüştü. Bu süreçte Avrupa basınında yürütülen kampanyalar onun imajını “Kürt Musa Bey” adıyla uluslararası bir tartışma konusu haline getirdi.
Gülizar Olayı ve Uluslararası Baskı
Musa Bey’in hayatındaki en tartışmalı dönüm noktası 1889’da Ermeni bir kız çocuğu olan Gülizar’ın zorla kaçırılmasıdır. Olay kısa sürede yerel bir vakadan çıkarak Osmanlı-Avrupa diplomatik krizine dönüştü. Avrupa basını ve Ermeni diasporası Musa Bey’i hedef alan yoğun bir kampanya yürüttü. İstanbul’da yapılan geniş çaplı yargılamalarda pek çok suçtan beraat etse de siyasi baskılar nedeniyle Medine’ye sürgüne gönderildi. Bu sürgün yılları onun kimliğini ve temsiliyetini de değiştirdi; hac ziyaretleri nedeniyle artık resmî belgelerde “Hacı Musa Bey” olarak anılmaya başladı.
Medine ve Şam Sürgünü: Kimliğin Dönüşümü
1890’lardan 1908’e kadar Medine ve ardından Şam’da geçen sürgün yılları, Musa Bey’i Kürdistandan kopardı ancak etkisini tamamen ortadan kaldırmadı. Devlet tarafından maaşa bağlanması, onu tamamen tasfiye etmekten ziyade kontrol altında tutma politikasının göstergesiydi. Bu dönemde Kürt şeyhleri ve sürgündeki diğer muhalif figürlerle temas kurduğu bilinir.
1908 Meşrutiyet affıyla memleketine döndüğünde vilayette hem korku hem de kaygı uyandırdı. Başlangıçta gözlerden uzak durması, yeni siyasi dengeleri ölçme çabasının göstergesiydi.
Meşrutiyet Döneminde Güç Mücadelesi (1908-1913)
Meşrutiyet yılları Musa Bey için yeniden yükseliş ve çatışma dönemidir. Huyut bölgesinde yeniden otorite kurmaya çalışması, Ermeni-Kürt geriliminin arttığı bir ortamda gerçekleşti. 1910’daki Huyut İsyanı sırasında Osmanlı birlikleriyle karşı karşıya geldi; ancak devlet onu tamamen tasfiye etmek yerine zaman zaman korumayı tercih etti. Valilerin görevden alınmasına kadar uzanan bu süreç, merkezî otoritenin Musa Bey gibi yerel aktörlere duyduğu pragmatik ihtiyacı gösterir.
1913’e gelindiğinde Musa Bey yeniden affedilmiş, hatta askerî görevlerde kullanılabilecek bir figür olarak görülmeye başlanmıştı.
Birinci Dünya Savaşı: Milis Komutanı
Birinci Dünya Savaşı sırasında Musa Bey, Rus ilerleyişine karşı oluşturulan milis kuvvetlerinin başlıca liderlerinden biri oldu. Mustafa Kemal’ın 16. Kolordu Komutanı olarak bölgeye gelmesi, ikili arasında uzun süre devam edecek siyasi bağın başlangıcıdır. Musa Bey’in gönüllü birlikleri Bitlis ve Muş muharebelerinde Osmanlı ordusuna destek verdi ve bu hizmetleri nedeniyle gümüş liyakat madalyasıyla ödüllendirildi. Bu süreçte elbette Ermeni Katliamında aktif rol üstlendi.
Bu dönem, Musa Bey’in devlet nezdinde “sadık aşiret reisi” olarak yeniden meşruiyet kazandığı yıllardır.
Kemalist Hareket ve Heyet-i Temsiliye
Mondros Mütarekesi sonrasında Osmanlı’nın Şark vilayetlerinde Ermenistan ve Kürdistan projelerinin tartışıldığı ortamda Musa Bey, başlangıçta Osmanlı birliği yanlısı bir pozisyon aldı. Mustafa Kemal’ın davetiyle Erzurum Kongresi’ne çağrıldı; katılamasa da Heyet-i Temsiliye üyeliğine seçildi. Sivas Kongresi sonrasında da bu statüsü devam etti.
Mustafa Kemal, muhitteki Kürt aşiretleri üzerinde etkili isimlerden biri olarak Musa Bey’e dayanıyor, onun aracılığıyla Kürdistani girişimlere karşı denge kurmaya çalışıyordu. Bu dönemde Musa Bey, hem telgraflarla hem de yerel teşkilat faaliyetleriyle Kemalist hareketi destekledi.
Cumhuriyet Sonrası Yol Ayrımı
Cumhuriyet’in ilanı, halifeliğin kaldırılması ve Kürdistan’daki yeniden merkezîleşme politikaları Musa Bey ile Ankara arasındaki ilişkileri değiştirdi. 1923’ten itibaren Kürt İstiklâl Komitesi (Azadî) çevresindeki toplantılara katıldığı iddia edildi. 1924’te tutuklandı; bazı itirafları nedeniyle idam yerine hapis cezasına çarptırıldı ancak Mustafa Kemal ile eski ilişkileri sayesinde serbest bırakıldı.
Şeyh Said İsyanı sırasında doğrudan aktif rol oynadığına dair kesin kanıt yoktur; ancak buna rağmen sürgüne gönderildi ve daha sonra Kör Hüseyin Paşa ile Suriye’ye kaçtı. Hoybun çevresine katıldığı, Ağrı İsyanı’na iştirak etmek üzere yola çıktığı sırada Haco Ağa’nın evinde hastalanarak 1928’de öldü. Mezarı bu gün Rojava’nın Dugir köyündedir.



