Gökçer Tahincioğlu
Bu ülkede demokrasi, ifade özgürlüğü, evrensel sözleşmeler ve anayasa ile düzenlenen temel hakların kullanımı gibi kavramlar ve başlıklar havada kaldıkça, keyfi ve ideolojik bakışla yorumlandıkça, her istendiğinde yerlere atıldıkça, hiçbir sürecin, hiçbir müzakerenin başarıya ulaşması, demokratik alanın genişlemesi ihtimali yoktur.
Kimse kendini boşuna kandırmasın!
En somut örneği, henüz yeni verilmiş bir karar.
Türkiye’nin demokratik haklar konusunda neden bu durumda olduğunun, neden attığı her adımı sürekli açıklamak zorunda kaldığının somut kanıtı.
Neden hukuk devleti olmayı bırak kanun devleti olmakta bile zorlandığının ispatı…
“Barış Akademisyenleri” başlığının çoktan tarih olması, tarihe karışması gerekirdi. Düşünün “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisinin üzerinden 10 sene geçmiş, Türkiye yeni bir sisteme, yeni bir dünyaya adım atmış, yetmemiş ülkenin demokratik standartlar açısından en tartışmalı dönemlerinden birinde, ülkenin en milliyetçi partisinin liderinin öncülüğünde yeni bir “çözüm süreci” başlatmış ama bu konuyu hala kapatamıyor.
Kapatamıyor zira hamaset her zaman baskın, belli kavramların arkasına soyut gerekçelerle sığınarak adım atsanız da “bayrak, millet, vatan” dediğinizde kimse size hesap sormuyor.
Oysa beklenen anayasaya, evrensel sözleşmelere uyulması…



