Hicri İzgören
Kimliğin suç aleti gibi taşındığı yerde çekilen sancı, sadece mermilerin değil, aynı zamanda var olma mücadelesinin, görmezden gelinmenin ve bir halkın iradesinin üzerine çekilen o kalın, karanlık perdelerin sancısıdır. Rojava’da bugün barışı dilemek; sadece silahların susmasını değil, gasp edilen hakların iadesini, insanın kendi yurdunda yabancı kılınmamasını da savunmaktır.
Rojava’daki haksızlık, sadece bir çatışma değil; bir yaşam iradesinin boğulmak istenmesidir. Kendi toprağında köksüz bırakılmak, kendi suyuna yabancı kılınmak istenen bir halkın; “biz de buradayız” diyen o vakur duruşudur.
Bir yanda rejim baskısı, bir yanda küresel güçlerin satranç tahtasına dönen şehirler, diğer yanda Rojava’da filizlenen ama her defasında budanmak istenen bir yaşam iradesi. Barış, bu haksızlıklar silsilesi içinde sadece bir ateşkes değil, bir hak teslimidir.
Ortadoğu’nun kalbinde Rojava’da zaman artık yersiz yurtsuz kalan, uykusuz bakışlarla ölçülüyor. Kederli coğrafya bugün Halep’in sokaklarında, İdlib’in zeytinliklerinde ve Şam’ın rüzgârlarında hüzün damıtıyor.
Barış, bu topraklarda artık sadece bir kelime değil; annelerin dudaklarında kuruyan bir dua, çocukların hiç görmediği bir masal kahramanı. Silahların gürültüsü, insanın insana duyduğu o kadim güveni parçalarken; geriye sadece yıkıntılar arasından göğe bakmaya çalışan yorgun gözler kalıyor.
Suriye’deki çatışma, sadece sınırların veya iktidarların kavgası değil; bir medeniyetin kendi mirasını kendi elleriyle toprağa gömmesidir. Oysa barış, betonun değil, toprağın yeşermesidir; sınırların değil, sofraların genişlemesidir; ölümün değil, yaşama sevincinin kutsanmasıdır.



