Tuğçe Tatari
Aslında yazacak, üzerine tartışılacak çok konu var.
Her biri de birbirinden ilgi çekici…
Bahçeli’ye giden ‘hediye kilim’ meselesi mesela, ne kadar da çekici bir konu, öyle değil mi?
Veya Öcalan’ın pozisyonunda bir sarsılma olup olmadığını tartışmaya açmak… Evet, o daha da çok ilgi görür ve muhakkak tartışılır.
Kim kime ne söz vermişti ya da verilmiş bir söz var mıydı, kim kimi yolda bıraktı ve elbette Türkiye süreci ne olacaktı?
İnanır mısınız bilemem ama tam da kalabalıkların aksi yönüne düşen görüşlerimle, tüm bu konular hakkında epey ilgi çekici yazılar yazabilme şansım var. Fakat an itibarıyla bu yazıların sadece yazana faydası var.
Suriye’de, Kobani’de, Rojava’da yaşayan Kürtlere, Alevilere, Dürzilere ve zulümle burun buruna kalan kimseye tek bir faydası yok!
Oysa “barış gazeteciliği” dedik, kendimizi de öyle tanımladık.
Bunun bir sorumluluğu ve devamlılığı olmalı diye düşünüyorum…
Ortalık yangın yeri. Kobani’nin etrafını çevirdiler ve ‘adeta yeni bir Gazze yaratılacak’ endişeleri var. Söz verilen, 15 gün uzatılan ateşkese tam anlamıyla uyulmuyor; çocuklar ölüyor. Açlık, hastalıklar, soğuk, yemek ve temiz suya ulaşamama, elektrik kesintileriyle sivil halka adeta işkence ediliyor.
Muhakkak ki bir iç isyan, bir kırılma, bir ayrışma gözetiliyor ve bunun için de hem dışarıdan bağ koparılıyor hem de yaşam muslukları kesiliyor ama bizim meselemiz orada uygulanan insanlık ve etik dışı taktikler de değil, en azından şimdilik.



