Hicri İzgören
Son günlerde başta Suriye, İran ve barış süreci de dahil olmak üzere cereyan eden olaylarla ilgili -her zaman olduğu gibi- medyada yalan-yanlış çarpıtılmış haberlerden geçilmiyor. Doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmak son derece kısıtlı.
Yaşanan gelişmeler, sadece askeri ve siyasi birer süreç değil; aynı zamanda dijital bir savaş alanı haline gelmiş durumda. Özellikle son dönemde sosyal medyada da bilgi kirliliği (dezenformasyon) zirve yapmış durumda. Algı operasyonlarının gölgesinde hakikatin esamesi okunmuyor.
Günümüzde savaşlar artık sadece cephede değil, avucumuzun içindeki ekranlarda, saniyeler içinde yayılan kısa videolar ve çarpıtılmış manşetlerle kazanılmaya ya da kaybedilmeye çalışılıyor. Bölge ekseninde cereyan eden son süreç, bu “bilgi düzensizliğinin” en acı örneklerinden birine sahne oluyor. Sosyal medya platformları, doğruluğu teyit edilmemiş iddiaların, halkı kutuplaştıran nefret söylemlerinin ve kasıtlı olarak üretilen yalan haberlerin laboratuvarı haline gelmiş durumda.
Bir yalanın dünyanın etrafını üç kez dolaştığı sürede, gerçek henüz ayakkabılarını bağlamaya çalışıyor. Köhneleşmiş ama ısıtılıp tekrar servis edilen yalanlar, toplumun sinir uçlarıyla oynamayı hedefleyen havada uçuşan bilgiler var.
Bu bilgi kirliliği tesadüf değildir elbet. Dezenformasyonun temel amacı durumunda. Amaç toplumsal kaos yaratmak, halk arasında güvensizlik ve korku iklimi yaratarak sosyal dokuyu zedelemek, karar mekanizmalarını etkilemek, toplumun düşünce, duygu veya davranışlarını kendi çıkarına göre yönlendirerek manipüle etmek. Bu yolla nefret söylemiyle insanları birbirine düşürmek.
Kara propagandanın yaşamın her alanına sirayet ettiği bir süreçten geçiyoruz. İnsana dair tüm duygular da dahil olmak üzere her şey propagandanın esiri olmuş durumda.
Bu “yalan sağanağı” altında ıslanmadan kalabilmenin yolu, her okuduğumuza ve duyduğumuza inanmamak ve dijital okuryazarlık alanımızı güçlendirmekten geçiyor.



