Hicri İzgören
Kürt entelektüel dünyası büyük bir değerini kaybetti.
Kürt edebiyatı, dili ve tarih bilinci üzerine ömür vakfetmiş bir çınar olan Mehmet Emin Bozarslan’ın gidişi, sadece bir yazar, dilbilimcinin kaybı değil; bir hafıza odağının sessizliğe bürünmesidir.
Bazı insanlar vardır; yaşadıkları çağa sadece tanıklık etmezler, o çağın eksik bıraktığı taşları yerine koymak için bir ömür harcarlar. Kaybettiğimiz dilbilimci, yazar ve araştırmacı Mehmet Emin Bozarslan, tam da böyle bir figürdü. Kürt dili ve edebiyatının yasaklarla, unutulmuşluklarla ve engellerle dolu tarihinde bir dilin muhafızı gibi bir akademi gibi çalıştı.
Bozarslan denilince akla gelen ilk şey, sarsılmaz bir dil bilinci oluşu gelir. 1960’lı yıllardan bu yana, Kürtçenin sadece bir konuşma dili değil, bir edebiyat ve bilim dili olduğunu kanıtlamak için ter döktü. Onun en büyük mirası, şüphesiz ki Kürt edebiyatının “anayasası” sayılan Ehmedê Xanî’nin ölümsüz eseri Mem û Zîn’i gün yüzüne çıkarması ve modern Kürtçe ile Türkçeye kazandırmasıydı. Bu hamle, sadece edebi bir çeviri değil; bir kimliğin estetik ve tarihsel derinliğini topluma hatırlatan politik bir duruştu.
Bozarslan’ın hayatı, entelektüelin kaderi olan o zorlu sürgün yoldan geçti: Türkiye’deki siyasi baskılar nedeniyle ömrünün büyük bir kısmını İsveç’te geçirmek zorunda kaldı. Ancak o, Avrupa’nın konforunda kabuğuna çekilmek yerine, sürgünü bir üretim okuluna dönüştürdü. Kürtçe klasikleri modern okurla buluşturdu.
Onun çalışmalarında dikkati çeken en önemli unsur, titizlikti. O, bir halkın masallarını toplarken de, dini metinleri incelerken de bir bilim insanı titizliğiyle hareket etti. Onun için dil, sadece bir iletişim aracı değil, bir halkın dünyayı algılama biçimiydi. Bu yüzden Kürtçenin yasak olduğu dönemlerde, o sessizce sözlükler hazırlıyor, gramer kurallarını kâğıda döküyordu.



