Rojava’da ortaya çıkan tablo yalnızca askerî bir geri çekilme ya da diplomatik bir güç dengesi değişimi değildir. Aynı zamanda Kürt siyasetinde stratejik yönelimlerin, programatik tercihlerin ve ulusal birlik arayışlarının yeniden tartışıldığı tarihsel bir eşik niteliği taşımaktadır.
Mert YILDIRIM
Rojava’da son dönemde yaşanan kuşatma, mevzi kayıpları ve bölgesel güç dengelerinde ortaya çıkan yeni tablo, Kürt siyasetinde yalnızca askerî ya da diplomatik sonuçlar üretmemiştir. Aynı zamanda Kürt toplumunda ulusal bilincin yeniden üretildiği tarihsel bir moment ortaya çıkarmıştır. Bu moment, farklı siyasal geleneklere, örgütsel aidiyetlere ve sınıfsal konumlara sahip Kürt kesimlerinin ortak kader bilinci etrafında yeniden yakınlaşmasını mümkün kılmıştır.
Kürt siyasal tarihi incelendiğinde kriz momentlerinin çoğu zaman çift yönlü sonuçlar ürettiği görülür. Bedirhan sonrası diaspora aydın hareketleri, Hoybûn deneyimi, 20. yüzyıl boyunca farklı parçalarda gelişen ulusal örgütlenmeler, 1990’lı yılların kitleselleşme süreci ve Kobani direnişi, geri çekilmeler ile ulusal bilinç sıçramalarının eş zamanlı geliştiği tarihsel eşiklerdir. Rojava’da yaşanan son gelişmeler de bu tarihsel diyalektiğin güncel bir tezahürü olarak değerlendirilmelidir.
Bu tür momentler yalnızca kriz üretmez; aynı zamanda ulusal hafızayı, kolektif refleksleri ve siyasal birlik arayışlarını yeniden harekete geçirir. Bugün farklı Kürt siyasal merkezlerinin eş zamanlı biçimde birlik, koordinasyon ve kazanımların korunması vurgusu yapması, ulusal duyarlılığın toplumsal zemininin hâlâ güçlü olduğunu göstermektedir.
Ancak tarihsel deneyimler, ulusal sıçrama momentlerinin aynı zamanda yeni müdahale ve yönlendirme mekanizmalarını da beraberinde getirdiğini göstermektedir.
Ulusal Çelişkinin Sürekliliği ve Sınıfsal Diyalektiği
Kürt sorunu tarihsel olarak ulusal bir çelişki temelinde şekillenmiştir. İnkâr politikaları, asimilasyon, siyasal tasfiye ve zor aygıtının sistematik kullanımı, Kürt toplumunun tüm kesimlerini etkileyen ortak bir kader alanı yaratmıştır. Bu nedenle ulusal sorun, Kürtler açısından hâlâ başat çelişki niteliğini korumaktadır.
Ancak ulusal çelişkinin sınıflarüstü bir karakter taşıdığı iddiası tarihsel gerçeklikle örtüşmemektedir. Ulusal sorun tüm ulusu ilgilendirse de, her sınıf meseleye kendi toplumsal konumuna göre yaklaşmaktadır. Emekçi kesimlerin ulusal talepleri ile statü kazanmış veya burjuvalaşmış kesimlerin beklentileri arasında önemli farklılaşmalar bulunmaktadır.
Marksist ve sosyalist gelenek açısından ulusal-demokratik görevler ertelenemez tarihsel sorumluluklardır. Bu görevlerin sınıfsal ufuktan koparılması, farklı yönlerde savrulmalara yol açabilir. Bir yanda dar milliyetçi perspektifler ortaya çıkarken, diğer yanda bu yaklaşım ulusal sorunun tarihsel ağırlığını teorik olarak erken aşan yönelimlere neden olabilir.
Kürt özgürlük hareketi tarihsel olarak bu iki eğilim arasında belirgin bir ayrım hattı kurmaya çalışmıştır. Ulusal sorunun çözümünü demokratikleşme ve toplumsal dönüşüm iddiasıyla birlikte ele alan yaklaşım, hareketi dar etnik milliyetçilikten ayıran temel özelliklerden biri olmuştur.
Ancak son yıllarda Kürt siyasal hareketinin stratejik yöneliminde belirgin bir dengenin aşındığı görülmektedir. Ulusal sorunun başatlığını oluşturan toplumsal ve siyasal zemin, kimi alanlarda zayıflama eğilimi göstermiştir. Örneğin devlet kurma imkânlarının jeopolitik sınırlılıkları üzerinden geliştirilen taktik söylemler, zamanla devlet olgusunun bütünüyle dışlandığı teorik yaklaşımlara evrilmiştir. Bu dönüşüm başlangıçta taktik bir gerçekçilik olarak ortaya çıkmış olsa da, giderek stratejik bir yönelim haline gelmiştir.
Bu yönelimi besleyen başlıklardan biri komün, komünalizm ve devlet-dışı siyaset tartışmalarıdır. Bu perspektifler teorik düzeyde uzun vadeli bir toplumsal ufuk sunabilir. Ancak Kürt toplumunun somut tarihsel öncelikleriyle kurulan bağın zayıf olması, bu tartışmaların toplumsal karşılığını sınırlamıştır. Aksine, Rojava örneğinde olduğu gibi pozisyon kaybı yaşandığında eleştiri çoğu zaman nesnel güç dengelerine değil, siyasal öznelere yönelmiştir.
Kürt toplumunun geniş kesimlerinin gündeminde siyasal tanınma, dil ve kimlik hakları, güvenlik, yerinden edilmenin durdurulması ve ekonomik yaşam koşulları yer alırken; siyasal söylemin giderek soyut teorik modeller üzerinden kurulması programatik tartışmaları derinleştirmiştir.
Bu tartışma yalnızca ideolojik bir tartışma değildir; aynı zamanda siyasal hareket ile toplumsal tabanı arasındaki ilişkinin niteliğini doğrudan etkileyen programatik ve stratejik bir sorundur.
Bu durum iki önemli sonuç üretmiştir. Birincisi, siyasal program ile toplumsal talepler arasındaki mesafe genişlemiştir. İkincisi ise bu boşluk, dijital alanda dolaşıma sokulan basitleştirici ve tasfiyeci söylemler için uygun bir zemin yaratmıştır.
Dijital Alan ve Siyasal Mühendislik
Rojava sürecine paralel olarak dijital alanda örgütlenen söylem hattı, yaşanan gelişmeleri devletlerarası güç dengeleri yerine Kürt siyasetinin belirli hatlarına indirgemektedir. Bu söylem üç temel mekanizma üzerinden işlemektedir: Lider karşıtlıklarının yeniden üretilmesi, belirli siyasal aktörlerin görünmez kılınması ve sahadaki sürecin bağlamından koparılarak yeniden çerçevelenmesi.
Dijital platformların yapısal özellikleri bu süreci hızlandırmaktadır. Sosyal medya mecraları bağlamdan kopuk, hızlı ve duygusal yargı üretimine son derece elverişli alanlar sunmaktadır. Bu nedenle siyasal tartışma çoğu zaman programatik içerikten uzaklaşmakta, kişi ve yapı temelli kamplaşmalara indirgenmektedir.
Bu süreçte eleştiri yerini yaftalama ve suçlama diline bırakmaktadır. İhanet, teslimiyet ve meşruiyet tartışmaları üzerinden kurulan söylem, siyasal alanı daraltarak tasfiye mekanizması işlevi görmektedir. Bu dil yalnızca polemik üretmekle kalmaz; aynı zamanda ulusal birlik tartışmalarının zemininin daralmasına yol açar. Çünkü ulusal birlik tartışmaları, farklı siyasal aktörlerin meşruiyetinin karşılıklı tanınması üzerine kurulabilir.
Bugün dijital alanda dolaşıma sokulan tasfiye dili, Kürt kamuoyunda yükselen ulusal duyarlılığın siyasal yönünü kontrol altına almaya çalışan bir işlev görmektedir. Yapay doğru-yanlış ikilikleri üretilmekte, farklı siyasal merkezler arasında düşmanlaştırıcı atmosfer oluşturulmaktadır.
Bu süreçte devletlerin, bölgesel güç dengelerinin ve uluslararası müdahale mekanizmalarının rolü arka plana itilmekte; siyasal tartışma Kürt hareketinin iç gerilimlerine indirgenmektedir. Bu yaklaşım tarihsel olarak yenilgi muhasebesi adı altında yürütülen siyasal tasfiye süreçlerini hatırlatmaktadır.
Ulusal sıçrama momentleri tarihsel olarak hem birlik hem de bölünme risklerini birlikte taşır. Bu momentlerin siyasal yönü, kurulan söylem ve stratejik tercihler tarafından belirlenir.
Stratejik Çıkış: Ulusal-Demokratik Hattın Yeniden İnşası
Bugün Kürt siyasetinin önünde duran temel görev, ulusal-demokratik hattı yeniden merkezine alan ve toplumsal gerçeklikle bağını güçlendiren bir stratejik yönelimi inşa etmektir. Bu yönelim, ulusal sorunun ağırlığını göz ardı etmeyen, sınıfsal gerçekliği dışlamayan ve toplumsal önceliklerle uyumlu bir siyasal program gerektirir.
Bu aynı zamanda dar milliyetçi rövanşçılıkla devlet fetişizmine indirgenen yaklaşımlar ile ulusal-demokratik görevleri erken aşan ütopik modellerden bilinçli bir kopuşu ifade etmektedir.
Gerçek bir siyasal muhasebe, dış kuşatma ile iç programatik sorunları birlikte ele almak zorundadır. Bu muhasebe, ne geçmiş deneyimlerin inkârı ne de bugünün kolaycı suçlamaları üzerinden yürütülebilir.
Sonuç
Rojava’da yaşanan gelişmeler Kürt toplumunda ulusal bilinci zayıflatmamış; tersine daha görünür hale getirmiştir. Asıl tehlike bu bilincin dijital alanda üretilen tasfiye diliyle parçalanması ve programatik belirsizlikle yönsüz bırakılmasıdır.
Ulusal sıçrama momentleri tarihsel olarak bölünme değil, ortak siyasal aklın güçlenme momentleri olmuştur. Bu momentlerin korunması siyasal olgunluk, stratejik gerçekçilik ve tarihsel soğukkanlılık gerektirir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, Kürt siyasal aktörlerini karşı karşıya getiren rekabetçi yaklaşımlar değil; ulusal sorunu merkeze alan, sosyal ufku koruyan ve toplumsal gerçeklikle bağ kuran bütünlüklü bir ulusal-demokratik siyasal aklın inşasıdır.



