BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

3 yılın ardından deprem davaları l

Adalet neden hala uzak?

3 yılın ardından deprem davaları l

6 Şubat Maraş merkezli depremlerde on binlerce kişi hayatını kaybetti; üç yıl sonra sanık sandalyeleri boş, sorumluların önemli bir kısmı hala görevde. 6 Şubat davalarında adalet arayışı, yargıdaki cezasızlık duvarına çarpıyor. Uzayan dosyalar, geciken bilirkişi raporları ve verilen kararlar, depremzedelerin adalet beklentisini her geçen gün biraz daha aşındırıyor. Deprem davaları, adaletin değil adeta cezasızlığın fotoğrafını çekiyor. 

HABER MERKEZİ – 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçti. Aradan geçen zamana rağmen, büyük yıkımın sorumlularının hesap verdiği duygusu ne depremzedelerde ne de kamuoyunda karşılık buluyor. Açılan davaların sayısı fazla görünse de yargı sürecinin işleyişi, verilen kararlar ve özellikle kamu görevlilerinin yargılanma biçimi “cezasızlık” tartışmalarını derinleştiriyor.

6 Şubat depremlerinin üzerinden 3 yıl geçti l Acılar taze, sorular yanıtsız, sorunlar çözümsüz…

İYİ HAL İNDİRİMLERİ, BERAAT KARARLARI, TUTUKSUZ YARGILAMALAR… ADALET DUYGUSU ZEDELENİYOR

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yaptığı açıklamaya göre, deprem suçlarına yönelik 2 bin 31 soruşturma ve bin 491 kovuşturma açıldı. Toplam 3 bin 522 dosyadan sadece 149’u karara bağlandı.

Davalarda en yüksek cezayı, Adana’da 96 kişiye mezar olan Alpargün Apartmanı’nın müteahhidi Hasan Alpargün aldı. Alpargün’e, “olası kastla birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçlamasıyla 62 kez müebbet ve 865 yıl hapis cezası verildi. Müteahhitlerin yargılandığı diğer davalarda ise cezalar genellikle 8 ile 21 yıl arasında değişti.

Açılan davaların büyük bölümü ise hala ilk derece mahkemelerinde sürüyor. İyi hâl indirimleri, beraat kararları ve tutuksuz yargılamalar, ailelerin adalet beklentisini zedeliyor.

KAMU GÖREVLİLERİ YARGI SÜRECİNİN DIŞINDA BIRAKILIYOR

En tartışmalı başlıklardan biri de kamu görevlilerinin yargılanması. Deprem öncesi imar izinleri, yapı denetimleri ve ruhsat süreçlerinde sorumluluğu bulunan çok sayıda kamu görevlisi olmasına rağmen, soruşturma izni verilen kamu görevlisi sayısı son derece sınırlı. Bu durum, deprem davalarının yalnızca müteahhitler ve şantiye sahipleriyle sınırlı kaldığı eleştirilerini güçlendiriyor.

SÜREÇ UZUYOR, ADALET DUYGUSU ZEDELENİYOR

Bir diğer sorun ise yargılamaların yavaşlığı. Bilirkişi raporlarının aylar, hatta yıllar süren gecikmeleri; teknik incelemelerde yaşanan eksiklikler ve dosyaların sürekli ertelenmesi, aileler açısından adalet duygusunu aşındırıyor. Zaman ilerledikçe delillerin zayıflaması ve kamuoyunun ilgisinin azalması, davaların etkisini daha da sınırlıyor.

KARACA: DEPREMİN BU KADAR HASAR VERMESİNE NEDEN OLAN İKTİDAR YARGIYI DA YÖNETİYOR

Nûmedya24‘e konuşan Emek Partisi (EMEP) Antep Milletvekili Sevda Karaca, depremin bu kadar hasar yaratmasına sebep olan iktidarın aynı zamanda bu yargıyı da doğrudan yönettiğine dikkat çekerek adalet talebine cezasızlıkla yanıt verildiğini dile getirdi. Karaca’nın değerlendirmeleri şöyle:

“6 Şubat’ın yarattığı yıkım yargı alanında, devlet pratiklerinde, toplumun güveninde ve hafızasında devam ediyor. Depremin üzerinden üç yıl geçmiş olmasına rağmen, bölge halkının adalet talebine yapısal engeller, yargısal pratiklerdeki keyfiyet ve cezasızlık politikalarıyla cevap veriliyor. Aradan geçen 3 yıla rağmen tatmin edici bir karar duymamış olmamız bunun en net göstergesi. Bunun tek sebebi, Türkiye yargısının temel yapısal sorunları değil; onun üstüne inşa edilen, sorumluluğun örtbas edilmesine dayalı tercih edilmiş bir siyasal tutum. Depremin bu kadar hasar yaratmasına sebep olan iktidar, aynı zamanda bu yargıyı da doğrudan yönetiyor.”

ŞEHİRLERİ BU ŞEKİLDE İNŞA EDEN KAMUSAL SORUMLULUKLA MÜCADELE EDİLMİYOR

Takip ettiğimiz her dosyada benzer sorunlarla karşılaşıyoruz. En başta kamu görevlilerinin yargılanması önündeki engeller var. Yalnızca dayanıklılık üzerinden teknik sorumlularla sınırlı bir yargılama düzeni var ancak bu şehirlerin bu şekilde inşa edilmesine müsaade eden kamusal sorumlulukla hala yüzleşilmiyor. Bu basit bir ceza tartışması değil; sistem sorunu. Örneğin Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile ilgili sorumlular için verilen “soruşturma izni yok” kararı, sadece o dosyayı değil, tüm deprem davalarında siyasi bir tutumun emsalini yaratıyor. Bu nedenle önce; devletin devlet olmaktan gelen sorumluluklarının hesap vermesi gerekir.

TAKSİR Mİ OLASI KAST MI?

Yalnızca kamu görevlileri açısından değil; diğer sorumlular için de süreç çok da farklı işlemiyor. 3 yıldır iddianamesi hazırlanmayan soruşturmalar söz konusu. Öte yandan; süren ceza yargılamalarında, tıpkı iş cinayetlerinde olduğu gibi, faillerin sorumluluğu basit bir kusurmuş gibi “taksir” üzerinden tartışılıyor. Oysa depremden önce hazırlanan raporlar da açıkça gösteriyor ki; teknik ve bilimsel olarak böylesi bir depremin yaratacağı etki belliydi. Bu halde olası kast üzerinden tartışmak gerekir.

‘GERÇEK ADALET TÜM SORUMLULARIN HESAP VERMESİYLE MÜMKÜN OLUR’

Bir diğer boyut ise tazminat boyutu. Depremzedelerin açtığı tazminat davalarında, sorumluların malvarlığını kaçırmaması için başvurduğu ihtiyati haiz talepleri reddediliyor. Benzer şekilde açılan idari davalarda da AFAD’ın İRAP risk raporlarının idare tarafından görmezden gelinmesi “kaçınılmazlık” indirimiyle idarenin sorumluluğunu küçültüyor. Bu tür hukuk yollarına yapılan başvurularda; açık yasa hükmüne rağmen adli yardım da uygulanmıyor ve yurttaş büyük bir mali külfetle karşı karşıya bırakılıyor. Depremzedelerin maddi ve manevi tazminat haklarını, malvarlıklarını güvence altına alan bir sistem şart.

Deprem bölgesinde adalet, sadece “yargılandığı ilan edilen birkaç müteahhit”le sağlanmayacak. Gerçek adalet, en yukarıdan en aşağı bütün sorumluların hesap verdiği bir süreçle mümkün olur.

×

‘GERÇEK ADALET HERKESİN SORUNU’

Nûmedya24‘e konuşan Adalet Peşinde Aileleri Platformu Sözcüsü Döne Kaya, uzayan yargı sürecinin ‘yıldırma’ anlamına geldiğine dikkat çekti. Ailelerin yargılama sürecinde yalnız kaldığının da altını çizen Kaya, “Gerçek adaletin sağlanması Türkiye’de herkesin sorunu” dedi. Kaya ayrıca uzayan sürecin ve vicdanları rahatlatmayan kararların sorumluluğu bulunanları cesaretlendirdiğini vurguladı.

Kaya, şöyle konuştu: 

“Depremin ardından 3 yıl geride kaldı. Davalar konusunda yavaşlıktan öte adeta bir ilerlememe söz konusu. Adalet Bakanı Kasım ayında Maraş’ta bir toplantısı yapmış ve davalarla ilgili sürecin hızlandırılacağını açıklamıştı. Ancak maalesef öyle bir hızlanma süreci yaşamıyoruz. Çoğu dava hala yerel mahkemede. Mahkemeler çoğunlukla süreci karara bağlamaktan ziyade uzatabildiği kadar uzatıyor. Sürekli bilirkişi raporları isteniyor.

SANIK SANDALYELERİ BOŞ

Öte yandan bu davalar toplumsal davalar, ancak sahip çıkanlar sadece acı çeken, kaybı olan aileler. Bu insanlar zaten ağır bir psikolojik yükün altında bir de dava sürecinde adaletin sağlanması için mücadele ediyorlar. Hangi bina hangi şehirde yıkıldıysa dava da o şehirde görülüyor ve aileler sürekli davalar için o şehirlere gidiyor. Gittiklerinde de sanık sandalyeleri boş, çünkü çoğu dosyada birinci duruşmada savunmasını veren sanıkların diğer duruşmalara katılma zorunluluğu kaldırılıyor.

‘KOLAYCA YAPILACAK İŞLEMLER UZATILARAK YILDIRMA POLİTİKASI İŞLENİYOR’

Özellikle son aylarda hakimlerin depremzede ailelere karşı tutumu olumsuz yönde değişti. Sık sık sanıkların da ‘deprem mağduru’ olduğu yönünde ifadeler kullanılıyor. Sanıklar için peş peşe ‘iyi hal indirimi’ kararları veriliyor.

Yargılamalar zaten çok geç başladı ve çok yavaş ilerliyor. Her dava için soruşturma izni süreci yaşanıyor. İçişleri Bakanlığı ya da valiliklerden soruşturma izni bekleniyor. Adalet Bakanı Kasım ayında yaptığı açıklamada süreci hızlandıracaklarını açıklamıştı ancak bu olmadı. ‘Asrın felaketi’ diye büyük sıfatlara uygun adımlar atılmıyor. Her davanın sanıkları belli, savcıların tespit ettiği, sorumluluğu belirlenen kişiler hakkında hızlıca soruşturma izinleri verilmeli, yargılama süreci hızlandırılmalı. Kolayca yapılacak işlemler uzatılarak yıldırma politikası uygulanıyor.

‘SANIKLAR HALA KAMU GÖREVİNDE, İMZA ATIYORLAR’

Sanıklar arasında hala kamu görevinde çalışanlar, şu an deprem bölgesinde yeni inşaatlar için imza atanlar var. Öncelikle bunların görevden el çektirilmesi gerekiyor. Bu insanlar hala şüpheli, sanık pozisyonundalar. Bir müteahhit belki hayatı boyunca birkaç ev yapacak ama kamu görevleri Türkiye’deki tüm halkın etkileyebilecek evraklara imza atıyor. Bu yüzden aslında odaklandığımız nokta, kamu görevlilerinin yargılanması. Burada açıkça görülen bir şey var; yıkılan binalar için atılan imzalar birkaç münferit imza değil, bilinçli bir davranış, kasıt ve bu durum tekrarlanabilir.

‘CEZASIZLIK CESARET VERİYOR’

Öte yandan yargılamalarda ortaya çıkan sorun sadece bizi, aileleri ilgilendiren bir durum değil. Bunlar tekrarı yaşanabilecek süreçler ne yazık ki. Gerçek adaletin sağlanması Türkiye’de herkesin sorunu. Deprem bölgesi 6 Şubat’ta depremi yaşadı ancak hala deprem riski taşıyor, Türkiye’nin birçok bölgesi deprem riskli alan. Bu müteahhitler binalar yapmaya, kamu görevlileri izinleri vermeye devam ediyor. Bu cezasızlık ve sürünceme de sorumluluğu bulunanlara cesaret veriyor.”

İsias Otel davasında karar l “Daha önce bu büyüklükte deprem olmadı, şanslarına güvendiler”

Benzer Haberler

Saatler 04.17’de durdu: Birçok kentte anma |

Hatimoğulları: Bu sistem de enkaz altında kaldı

‘Aziz İhsan Aktaş Davası’ |

Tahliye edilen Karalar'dan ilk açıklama: Buruk bir sevinç

Gündemde Suriye’deki 30 Ocak anlaşması vardı |

Barrot, Neçirvan Barzani ile görüştü

Uçum’dan “umut hakkı” açıklaması:

“Kapsamına Öcalan da girmektedir”

Özgür Özel Adıyaman’da konuştu:

21 yıllık iktidarın depremde mazereti yok

Erdoğan’dan Şam-DSG mutabakatı açıklaması I

"Türkiye'deki sürecin yükünü hafifletti"