Hediye Levent
Gazze, Lübnan, Suriye, İran derken epeydir yakın coğrafyamıza kilitlenmiş durumdayız. Son günlerde Epstein skandalı ile birlikte dünya gündemi de bizimkinden farklı değil. Ancak arka planda yakından izleyenlerin noktaları bir araya getirmeye çalıştığı yeni bir safları sıklaştırma mücadelesi hızlanmış durumda. İçinde Türkiye’nin de olduğu yeni güç savaşlarının tarafları hızlı bir şekilde cephelerini seçiyor. Eski usül diplomatik süreçleri bir kenara koyan tarafların temel kriteri de, düşmanımın düşmanı dostumdur düsturu!
Hızlı bir şekilde Libya’dan Yemen’e, Gazze’den Pakistan’a kadar çok büyük bir coğrafyayı etkileyecek gibi görünen bu güç mücadelesi, oldukça karmaşık çıkarlar ve ilişkiler ağını da şekillendirecek gibi görünüyor. Aslında bu yeni güç savaşının temelinde iki ülke var: Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE). Ancak bölgedeki gelişmelerle birlikte bu iki ülke arasındaki çıkar farklılıkları, Türkiye dahil birçok ülkeyi de kapsayacak kadar genişledi ve günümüz itibarıyla Pakistan-Hindistan krizini de kendine eklemledi.
Biz yine geriye dönüp bu sürecin neden ve nasıl başladığına, Türkiye’nin bu sürece hangi gerekçelerle dahil olduğuna, hızla devam eden cepheleşmenin somut ve kanlı yansımalarına bir bakalım.



