Yusuf Karadaş
Mecliste kurulan ‘Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ortak rapor taslağının basına yansıdığı günlerde DEM Parti İmralı heyetinde yer alan Mithat Sancar, Öcalan ile yaptıkları son görüşmede sürecin ikinci aşaması olarak demokratik entegrasyonun ele alındığını açıkladı.
Peki, komisyonun çözüm adına sunduğu önerileri ülkedeki mevcut siyasi tablo ve iktidarın yönelimiyle birlikte ele aldığımızda demokratik entegrasyon aşamasına geçiş gerçekten mümkün müdür?
Tıpkı AKP ve MHP raporlarında olduğu gibi Kürt sorununun adının bile geçmediği ortak raporda komisyonun ana hedefleri “terörsüz Türkiye”, “Demokrasinin güçlendirilmesi” ve “kalkınma ve ekonomik refah” olarak üç başlıkta sıralanıyor. Ancak “terörsüz Türkiye” olarak tanımlanan örgütün silah bırakması ve kendini feshetmesi, sürecin ‘kritik eşiği’ olarak tanımlanıyor ve diğer adımların atılması bu eşiğin geçilmesine bağlanıyor.
O zaman şu soruyu sormak gerekiyor: Eğer örgütün feshi kritik eşikse raporun, kendini feshedecek örgütün üyelerine ülkeye dönüş, sosyal ve siyasal katılım/entegrasyon için yasal güvenceler sunması gerekmiyor mu? Oysa rapora bakıldığında sadece “Suça bulaşmamış örgüt mensuplarının entegrasyonu”ndan söz edildiği görülüyor. Devamında da “Yasal düzenlemeler toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmamalıdır” vurgusu yapılıyor.
Açıktır ki burada devlet merkezli; PKK’nin ortaya çıkışının ve kırk yıldır devam eden çatışmaların Kürt sorunundaki çözümsüzlükten kaynaklandığı gerçeğini reddeden bir yaklaşım söz konusudur. Dahası “Toplumda cezasızlık ve af algısı oluşmaması” ifadesi ile toplum adına milliyetçi-şoven hassasiyetler öne çıkartılmakta ama öte yandan köyleri yakılan, binlerce evladını faili meçhul cinayetlerde, bu haksız savaşta kaybeden Kürt halkının hassasiyetleri yok sayılmaktadır.



