Şükrü Aslan
1930’lar Cumhuriyetin kimlik siyaseti bakımından, ‘Doğu’ ile özel olarak ilgilendiği yıllardı. Eğitim bu ilgide en önemli alandı ve Atatürk’ün Kasım 1937’de gerçekleşen son Doğu gezisine de yansımıştı. Bu gezinin Elazığ durağında, henüz yeni kurulan Elazığ Kız Enstitüsü öğrencileri de Atatürk’ü karşılamış; o sıralar Dersim harekatında görevli Tuğbay Şemsi Erkuş’un kızı Yaşar Erkuş, Enstitü adına Atatürk’e bir buket çiçek vermişti. Dersimli kız çocukları aynı okulun yatılı öğrencileriydi.
Elazığ Kız Enstitüsünün kuruluşu, eğitim politikaları açısından radikal bir dönüşüme işaret ediyordu. İlkokuldan başlayarak Türkçenin tüm ülkede konuşulması ve bunu destekleyecek biçimde diğer dillerin tasfiyesi temel hedefti. ‘Doğu Üniversitesi’ fikri bu süreçte gündeme girmişti. Üniversite öncelikle bölgede kurulmakta olan okullar için öğretmen yetiştirecek ve memleketin ‘kültür hayatı’ ile ilgili görevler yapacaktı. Kültür, ‘Türklük’ ve ‘medeniyet’ ile ilişkili biçimde o yıllarda politik söylemin en önemli kavramıydı.
1934’de çıkarılan ‘İskan Kanunu’na benzer biçimde Türkiye, üç kültür bölgesine ayrılmıştı. 1 Kasım 1937’de TBMM’de Atatürk’ün paylaştığı gibi, her ‘kültür bölgesi’ merkezinde bir üniversite olacaktı. Batı bölgesi için İstanbul Üniversitesi, merkezi bölgeler için Ankara ve ‘Doğu’ için de Doğu Üniversitesi olacaktı. Atatürk bu beklentisini 1938’e girerken, yılbaşı nutkunda yeniden dile getirmişti.



