Hediye Levent
Bu yılki Münih Güvenlik Konferansına damgasını vuran iki konu vardı. Birincisi Avrupa Birliği ile ABD arasındaki gerilimin bizim coğrafyamızı da içine alacak şekilde genişleyeceğini gösteren açık sinyaller, ikincisi ise Kürtler. AB-ABD çekişmesi bir başka yazının konusu olsun biz, Türkiye’yi de yakından ilgilendiren, Suriye’deki Kürtleri de kapsayan süreçlere bakalım.
Hem Suriye sahasındaki gelişmeler hem de Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “Suriye’den sonra Irak ayağı var” açıklaması, önümüzdeki günlerde Suriye meselesinin Irak ile birleşeceği önemli gelişmelerin yaşanacağını gösteriyor.
Suriye’de Şam ile Kürtler arasında 30 Ocak’ta yapılan anlaşmanın ardından, önceden SDG’nin elinde olan askeri noktaların, üslerin, havaalanlarının, petrol bölgelerinin, idari yapıların devirleri devam ediyor. Son olarak, Haseke kırsalında bulunan ancak Irak’a açılan güzergah üçgeninde yer alması nedeniyle zamanında IŞİD ile şiddetli çatışmalara sebep olan Şeddadi’deki karargahın devri gerçekleşti.
Sahada yumuşak ve çatışmasız bir geçiş süreci olması için şimdilik bu bölgeler Şam’dan gönderilen silahlı gruplara değil, daha önce bölgede polis gücü olarak görev yapan Asayiş’e devrediliyor. Sahadan SDG’ye ait ağır silahların çekilmesi süreci de devam ederken, askeri kapasitesi sınırlı olan polis gücünün oldukça kritik noktaları ne kadar koruyabileceğine dair endişeler de var. Hele de SDG’nin dağıldığı birkaç gün içinde çok sayıda IŞİD militanının ve yakınının, tutuldukları yerlerden kaçtıkları biliniyorken bu endişeler pek de haksız sayılmaz. Zaten Haseke, Deir Ez Zor ve Rakka üçgeni, IŞİD çökertildikten sonra örgütün hücre tipi yapılanmalara geçtiği ve yeraltına çekildiği bölgelerin başında geliyor. Sadece IŞİD’in varlığı değil, aşiretler arası hesaplaşmalar ve güç savaşları gibi olasılıklar da bu bölgeyi güvenlik açısından daha kırılgan ve provokasyona açık hale getiriyor.



