Şebnem Korur Fincancı
Resmi Gazetede yayımlanan yeni yönetmelikle “Türkiye Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Enstitüsü” kuruldu. Adı uzun, etkisi daha da uzun vadeli olacak gibi görünüyor, hayli de kaygı verici. Çünkü bu düzenleme yalnızca idari bir yapı değişikliği değil; sağlık alanında epistemolojik bir kaymayı, kamusal kaynakların yeniden dağıtımını ve ideolojik bir konumlanışı işaret ediyor. “Hacamat, sülük, homeopati, fitoterapi…” Liste uzuyor. Bu yöntemlerin bir kısmı belirli tarihsel pratiklere dayansa da tarihsel olması bilimsel olduğu anlamına gelmiyor tabii ki! Bilimsel yöntem, geleneğe değil kanıta dayanır. Kanıtlanmışsa zaten modern tıbbın parçasıdır; kanıtlanmamışsa kamu kaynaklarıyla kurumsallaştırılması bilimin mantığıyla çelişir.
Asıl mesele burada başlıyor. Yeni enstitü yalnızca bu uygulamalara izin vermiyor; teşhis ve tedavi standartları belirleme, eğitim ve sertifikasyon programları düzenleme, ARGE yürütme, insan kaynağı yetiştirme, hatta geliştirilen yöntemleri lisanslayıp ticarileştirme yetkisine sahip oluyor. Mesele “Alternatif bir uygulamaya alan açmak” değil; bilimsel statü üretme ve ekonomik değer yaratma yetkisi tanımak. Bir yöntem önce bilimsel olarak sınanır, etkinliği ve güvenliği gösterilir, sonra sağlık sistemine dahil edilir. Burada ise tersine bir süreç işletiliyor: Önce kurumsal statü veriliyor, sonra bilimsel görünürlük sağlanması hedefleniyor. Bu, bilimin işleyişini tersine çevirmektir.



