BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Cihatçılar ve Selefiler Colani’ye nasıl bakıyor?

Cihatçılar ve Selefiler Colani’ye nasıl bakıyor?

Faik BULUT

Colani’nin komuta ettiği HTŞ (Heyetu Tahriri Şam) bileşenleri aslında El Kaide kökenlidir. Irak’taki El Kaide, Suriye iç savaşına dâhil olduğundan çatısı altındaki IŞİD ön plana çıktı. Ebubekir el Bağdadi’nin komuta ettiği bu örgütte Ebu Muhammed el Colani, adı fazla bilinmeyen ikinci üçüncü dereceden bir kişiydi.
Zamanla beliren görüş ayrılıkları sonucunda ikisi arasında bir kopuş yaşandı. El Bağdadi, El Kaide ile ilişkilerini kesip başına buyruk hareket ederken Colani ana örgüte bağlılığını sürdürdü.

İdlib ve çevresinde Türkiye desteğiyle hâkimiyet kuran Colani önce muhaliflerini sindirip temizledi. Cebhetü Fetih il-Şam (eski adı El Nusra Cephesi), Ensaruddin Cephesi, Ceyş-ül Sünnet, Liva El-Hak ve Nureddin Zengi Hareketi gruplarının birleşmesiyle HTŞ isimli çatı örgütü kuruldu. 2017 yılında Batı ile temasları sonucu El Kaide’den koptuğunu ilan etti. O günden buyana IŞİD ile HTŞ’nin araları açıldı. Taraflar birbirlerine cephe aldı.

Siyasi ve ideolojik temellere dayanan bu kavga Batılılar sayesinde iktidara gelen ve Şam’da oturan Colani’nin uzlaşmacı tavırları giderek aleniyet kazandı. Zamanla kanlı hesaplaşmalara yol açtı. Alevilere ait caminin Ensar-ül Sünnet Tugayı tarafından bombalanma girişimi ile IŞİD’in yılbaşı gecesinde Halep’teki bir kiliseye saldırması bu tavrın göstergesi sayılabilir.

Cihat “Zafere kadar değil saraya kadarmış” meğer!

Colani yeni Suriye’nin inşa edilmesi sürecinde IŞİD ve El Kaide gibi Selefi örgütlerin büyük bir engel teşkil ettiğini, dolayısıyla da gerçek İslam’a hizmet etmediklerini ileri sürerken muhalifleri ise onu başka yerden eleştiriyor.
Selefilerin kanlı çatışmalara yol açan olaylarda Colani’yi suçladığı başlıca noktalar şunlar:

  • Cihat ocağından saraylara terfi edişi.
  • Haçlıları temsil eden batılılarla içli dışlı olması.
  • Batılıların emrinden dışarı çıkmaması.
  • Batılıların gözüne girmek için cihatçıları tasfiye etmesi.
  • Şeriat ve hidayet yolundan sapması.

Bu türden gerekçeleri çok iyi kullanan IŞİD ve El Kaide gibi örgütler Colani’nin komuta ettiği HTŞ’nin artık “Cihat yurduna hizmet etmeyip uluslararası güçlerle işbirliği halinde İslam ve Müslümanlar aleyhine çalıştığın” yayarak güç kazanma yolunda.
Dinden çıkma, İslam’a ve Müslümanlara ihanet, Haçlılarla işbirliği gibi suçlamalara karşı Colani büyük bir ikilem içindeymiş gibi görünüyor. Bir yandan terörle mücadele ve ülkenin istikrarı adına uluslararası güçlerle işbirliği yaparken diğer yandan da Cihatçılara iyi bir Müslüman olduğunu göstermeye çalışıyor.

Her şeye rağmen IŞİD’i yakın tehlike olarak görmeyen Colani, bu örgütün kendisini devirecek güçte olmadığını ve kitleleri cezbedecek bir siyasi programı bulunmadığını biliyor. Buna karşılık HTŞ’nin içinde yer alan kimi Selefi bileşenlerin çok daha tehlikeli olduğunu tespit ediyor. Nitekim kritik bir anda bu kesimlerin ne yapacaklarının hiç belli olmadığını kendisi de görebiliyor.

Selefiler havuzundaki serseri mayınlar

Ne yapacağı, nasıl tutum alacağı bilinmeyen Selefi örgütlerden en barizi “Hurras-ul Din” adlı oluşumdur. Bugün bile HTŞ ile yanaşık olmasına rağmen Colani yönetiminin icraatlarına ciddi biçimde itiraz etmektedir. Aslında El Kaide uzantısı olan bu örgüt, Esat rejiminin düşmesinden sonra geçen yılın başlarında kendini feshederek iktidar bünyesinde yer almıştı.

İsmen olmasa da fiilen hükümetin kolluk kuvvetleri içinde yer alan ve pek çok şiddet eyleminde adı geçen Hurras-ul Din (Din Bekçileri) halen varlığını ciddi bir biçimde koruyor. Başına buyruk hareket eden örgüt mensupları hükümetin otoritesini hiçe sayarak bildiğini okumaya devam ediyor.
Kimi Selefi örgütler de benzer şekilde hareket ediyor; hükümet adına azınlık halklara kan kusturuyor. Tüm bunları hükümet güçlerini karşılarına almadan, fazla tepki çekmemeye çalışarak yapıyor.

Bunların Colani iktidarına karşı tavırları tehdit ile nasihat arasında gidip geliyor: “Suriye hâlâ zalimlerle sömürgeciliğin kapışma alanıdır!”; “Şeriatı sulandırmadan tesis ve tahkim etmeliyiz!”; “Silah mutlaka sünnet ehlinin tekelinde olmalıdır!” tarzındaki karşı çıkılmaz savlarıyla dokunulmazlık kazanmayı başarıyor.

Emniyet ve Savunma Bakanlığı birimlerinde yuvalanmış kimi Selefi örgütler HTŞ militanları ile diğer cihatçıları kendi komutanlarına karşı kışkırtma faaliyeti içinde. Temel gerekçeleri ise şudur: “Batılılara fazlasıyla taviz verdik. Mücahitlere karşı Haçlılarla iş tuttuk.” El Kaide’nin uzantılarına göre; “Amerika ile iş tutmak ve bu hususta ifrata kaçmak şeriatı sulandırmaktır.”

Dışarlıklı Selefiler ile yabancı cihatçılar beklemede

Suriye’ye farklı ülkelerden gelen Türkistan (Uygur) İslam Partisi, (Özbek) Tevhit ve Cihat Tugayı, Kafkas (Çeçen) Askerleri gibi cihatçı örgütlere mensup silahlı militanlar mevcut iktidarın icraatlarına karşı çıkmaksızın şimdilik kaydıyla sessizce bekliyor. Şam hükümetinin Rusya ve Çin ile temaslarını yakından izleyen bu örgütler, Şam hükümetinin kendi faaliyetlerine kısıtlama getirip getirmeyeceğine göre tavır belirleyeceklerini söylüyor.

Nitekim Çin hükümet temsilcisi Colani ile görüşmesinde Türkistanlı militanların ülkesine teslim edilmesini istedi ancak talebi henüz karşılık bulmadı.
Kaide bağlantılı kimi örgütler, Colani ile eninde sonunda bir kapışma yaşayacaklarından emin görünüyor. İki taraf da kendi açısından uygun bir zaman kollamakta ve makul bir gerekçe bulmaya çalışmaktadır. Silah bırakmalarının istenmesi halinde bunu davaya ihanet sayacaklarını ve yabancı ülkelerden gelecek dayatmalara karşı duracaklarını beyan ediyorlar.

Dışarlıklı görünen iki kesimden biri Müslüman Kardeşler (İhvan) hareketi, diğeri ise Hizb-ül Tahrir partisidir. Yeni dönemde legalleşmeyi ve halk içinde çalışmayı planlayan İhvan hareketi, Colani’nin yasaklamalarıyla karşı karşıya kaldı. Çünkü ABD ve Batılı ülkeler İhvan hareketini “terör” örgütü olarak damgalamıştı. Hizb-ül Tahrir ise siyasi ve ideolojik açıdan şiddet kullanmaya karşı durmakta; bunun yerine hilafet düzeninin getirilmesini istemektedir.
2023’ten bu yana Hizb-ül Tahrir, İdlib yöresindeki halkı hilafet düzeninin sağlanması için organize etmeye çalışıyor. HTŞ’nin askeri ve siyasi bakımdan hâkim olduğu bu bölgede çalışmalarına devam ediyor. HTŞ bileşenlerini İslam düşmanı olmakla itham eden örgütün, Kasım 2025’te yayınladığı bildirisinde, “Teröre karşı yabancılarla işbirliği yapan hükümetin kendi kurallarından vazgeçtiği ve tehlikeli bir uçuruma doğru yürüdüğü” belirtiliyor. Buna karşılık HTŞ, 2024 yılından itibaren yakaladığı bazı parti üyelerini yargıladı kimilerini de tutuklayıp hapse gönderdi.

Taliban-HTŞ ilişkisinin gidişatı daha değişik oldu: ABD’nin çekilmeye başladığı 1 Mayıs 2021’den itibaren Taliban sırasıyla Mezar-ı Şerif, Kandahar ve Herat’ı alarak 15 Ağustos 2021 tarihinde başkent Kâbil’e girdi.
O sırada İdlib’de mutlak denetimini kurmuş olan HTŞ, (muhtemelen Türkiye ve bazı Batılı devletlerin önerisiyle) El Kaide ile bağlarını kopardığını duyurmuştu. Yine de Selefi cihatçılık fikrinden vazgeçmiş değildi. Taliban’ın zafer kazanması HTŞ için bir propaganda vesilesi olmuştu. Bu münasebetle HTŞ militanları İdlib sokaklarını dolaşıp kutlama yapıyorlardı. Ardından Colani yönetimi şöyle bir bildiri yayınladı: “Büyük bir zafer kazanması münasebetiyle Afganistan halkını kutluyoruz. Suriye direnişi (Cihad Direnişi) bu zaferden ilham alarak benzer bir yönetim modelini kurmaya kararlıdır!”

Başlangıçta bir Taliban heyetinin İdlib’de Colani ile görüştüğüne dair haberler de çıkmıştı. Ancak Taliban ile din kardeşliği ilişkileri gelişmedi. Çünkü aşırı pragmatist ve çıkarcı Colani’nin (Ahmed Şara’nın) önderi olduğu HTŞ yönetimine kıyasla Taliban daha yerli sayılıyor.

Karşılaştırmalı örneği şudur: Taliban, 2021-2024 yılları arasında 1383 diplomatik görüşme yapıp 80 devlet (Çin, Rusya, İran, Türkiye, Katar vb) ile ilişki kurdu. Buna karşılık HTŞ, sadece bir yıl zarfında 1500 diplomatik görüşme yapıp başta ABD, Fransa, İngiltere, Almanya, Rusya, Çin, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Ürdün, Lübnan, vb olmak üzere çok sayıda devlet tarafından tanındı. Yani dış ilişkilerini geliştirme noktasında %90 oranında başarılı olmuştu.

Cihatçı olmayan örgütlerin muhalefeti

Suriye’de radikal cihatçı oluşumların haricinde, hükümet içinde yer almayan bazı Selefi veya cihatçı sayılabilecek oluşumlar da bulunuyor. Halep’in kuzeyinde mevzilenen Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu ile bünyesinde yer alan Şam Cephesi örgütü Selefi meşreplidir. Askeri ve siyasi programı mevcut yönetiminkiyle uyuşmamaktadır.
HTŞ’nin iktidarı tekeline almasına karşı çıkan Şam Cephesi yeni rejimin herkesi kapsayacak genişlikte olmasını talep etmektedir. Eski rejimin devrilmesinde de yeni hükümetin kurulmasında da rol almayan bu örgüt Colani’nin en sert muhaliflerinden biri olarak görülmektedir.

Türkiye’nin siyasetleri doğrultusunda hareket eden bu örgüt, Ankara’nın Colani’ye verdiği tek yanlı destekten rahatsız olduğunu belirtmektedir. Buna rağmen Türkiye ile köprüleri atmak istemeyen örgüt kendini feshetmekten kaçınmakta ve Yeni Suriye ordusuna katılmaktan uzak durmaktadır.

IŞİD’in HTŞ’ye yönelik suçlamaları

Esat rejimi düşüp yerine HTŞ iktidarı gelince IŞİD bunu sahneye çıkmak için bir fırsata dönüştürdü. Colani’yi hedef tahtasına koyarak onu “Dinden sapmış yeni tağutların (zalimlerin) temsilcisi” olarak gördüğünü, kendilerinin ise İslam’ın gerçek temsilcileri olduklarını ilan etti. Colani’nin başında olduğu hükümetin İslamcı kesimlere sırtını döndüğünü, dolayısıyla hidayet yolundan saptığını duyurdu.

İthamlar sözde kalmadı, fiiliyata döküldü; Aralık 2024’te yayın organları El Neba’da (sayı 473) Colani ve arkadaşları kâfir ilan edildi. Haçlılara boyun eğen dönek mücahitler olarak nitelenen Colani taraftarlarına yönelik suçlama kampanyaları Mart ayında zirveye çıktı. Bu konuyla ilgili bir videoda IŞİD mücadelelerinin meşruluğunu gerekçelendiriyor; tağut hükümete karşı topyekûn savaşın niçin farz olduğunu anlatıyor ve halkı ayaklanmaya çağırıyordu.

El Neba’nın 474. sayısında yer alan başlıca eleştiriler şunlardı:

  • Şam hükümetinin batılı güçlerle ittifakı İslam davasına ihanettir.
  • Haçlı Amerika Colani tarafından dost ilan edinilmiştir.
  • Colani İslam diyarına Cahiliye dönemini getirmiştir.
  • Zafere kadar devrim diye yola çıkan cihatçılar sonunda saraylı olmuşlardır.

IŞİD kendi tavrını ise şöyle belirtiyor:

  • Arsızlıkla damgalanan Colani’ye ve çevresindekilerle işbirliği yapılmayacaktır.
  • Batılılarla güvenlik ve siyasi açıdan herhangi bir ortaklık kurulmayacaktır.
  • İslam davasına sonuna kadar ve samimiyetle bağlı kalınacaktır.
  • Demokrasi ve sivil devlet anlayışı şiddetle reddedilecektir.
  • HTŞ saflarındaki cihatçı kardeşlerimizi yanımıza davet ediyoruz.

IŞİD’in HTŞ’ye yönelik çağrısının belli oranda hedefine ulaşacağı gözlemleniyor. Zaten iktidarın yanında bulunan Selefi ve cihatçı bileşenlerin önemli bir kısmı IŞİD kökenlidir. Üstelik içlerinde Colani’nin icraatlarından hoşnut olmayan bazı kesimler de vardır.
Colani’ye yönelik başarısız iki suikast girişimine rağmen IŞİD’in ABD askerleri ve HTŞ’ye karşı son zamanlarda gerçekleştirdiği intihar eylemleri örgütün kendini ispat çalışması veya gövde gösterisi sayılabilir. Bireysel veya küçük gruplarla yapılan bu tür eylemler olayların siyasi mecrasını değiştirebilecek çapta olmayıp siyasi intikamcılığın ötesine geçememektedir.

IŞİD ve HTŞ üzerine notlar: Farklı istihbarat örgütleriyle ilişkiler

Yılların deneyimleri göstermiştir ki El Kaide, IŞİD, HTŞ gibi örgütler ister istemez farklı istihbarat örgütlerinin aracı haline gelebilmişlerdir. 1970’lerin sonuna doğru Afganistan’ın Rus askerlerince işgal edilmesi sırasında başta Amerika ve Arap-İslam ülkeleri olmak üzere dünyanın dört bir yerindeki politik İslamcılar bu ülkeye akın etmişti.

Yeşil Kuşak ve cihat politikası çerçevesinde devşirilen bu kişiler için New York ve çok sayıdaki Arap başkentinde mücahit yazım büroları açılmıştı. Ebu Musab El Zerkavi ile arkadaşlarının Ürdün’de tutuklu oldukları sırada aralarına ajan sokularak Afganistan’a gitmelerine yol verilmişti.
2003 yılında Amerikan işgali sonrasında Afganistan’dan Irak’a dönen Zerkavi ve arkadaşları burada El Kaide’nin bir kolunu kurdular. Kafa-kol kesme, yakıp yıkma ve mezhepçilik temelinde Şiilere yönelik katliamlarla ünlendi.

Örgüt militanlarının yaptıkları Amerika’nın böl-yönet siyasetine de uygun düşüyordu. Nitekim o günden sonra Zerkavi’nin yerini ve karargâhını defalarca tespit etmelerine rağmen öldürücü darbeyi indirmekten kaçındı.
Yeni ortaya çıkan belgelerde, Zerkavi’nin Amerikan istihbarat görevlileri ile temas kurduğu ve yönlendirdiği hususundaki görüşlere yer verilmektedir.
2006’da öldürülen Zerkavi’ye bağlı örgütün yerini alan IŞİD ise zaten Saddam Hüseyin’in istihbaratı ile birlikte hareket ediyordu. Colani ise, El Kaide örgütüne üye olma gerekçesiyle Amerikan askerleri tarafından Irak’taki hapishanelere atılmış, o günden itibaren de ABD’li yetkililerle irtibatı kesilmemişti. Kendisi İdlib’de bir şeriat devletçiğini yönetirken ABD ve İngiltere’deki bazı yetkililerle görüşüp çok boyutlu eğitimden geçirilmiştir. Bunu ABD’nin Şam’daki eski Büyükelçisi Robert Ford medyaya açıkladı.

2019’da DSG ve Koalisyon güçleri tarafından mağlup edilen IŞİD yeraltına çekildi ve mücadele yöntemlerini tümüyle değiştirdi. Aynı örgüt Türkiye, Horasan (Afganistan) ve Batı Afrika’nın sahil bölgelerine yoğunlaştı.

IŞİD için “kuluçka ve geçiş bölgesi işlevi gören Türkiye”

Hale Gönültaş, IŞİD’i yakından izleyen ve Ankara’daki örgütlenmelerini kaleme alan bir gazetecidir. Gönültaş’ın incelediği iddianamelere dayanarak yazdıklarına göre IŞİD Türkiye’yi “kuluçka yeri” olarak tarif ediyor.
Hücre tipi örgütlenme, medrese ve Kuran kursları etrafında militan devşirme, uyuyan hücrelere barınak sağlama, dışardan gelenleri veya dışarıya gidecekleri uygun araçlarla sevk etme, dergi çevrelerinde sempatizan toplama, cephane ve silah depolama gibi faaliyetler içindeki IŞİD gündemden düşmemektedir.
Son günlerdeki tutuklamalarla gün yüzüne çıkan Konya’daki Takva örgütü ile Yalova’daki Ahlak ve Sünnet yapılanması IŞİD’in Türkiye’de kalıcılaştıklarının bir göstergesidir. Zaten zemin de buna müsaitti.

Nitekim dindar kesim arasında birkaç yıl önce yapılan bir ankete göre; katılanların %10’u örgüte sempati beslediğini, %5’i ise eylemlerini desteklediğini beyan ediyordu.
IŞİD taraftarlarınca “Puthane” diye vasıflandırılmasına rağmen örgüt şimdiye kadar Türkiye’yi geçiş ve eylem bölgesi olarak kullanmayı tercih ediyordu. Şimdilerde ise kalıcı yapılanmalara yöneldiği görülüyor.
İçlerinde esnaflık yapanların sayısı artıyor, kendi mensuplarına yönelik Arapça tabelalı işyerlerinin sayısı gözle görünür hale geliyor; hatta İstanbul’un yollarını sokakların ezberleyebilmek adına taksicilik yapmaya soyundukları bile dile getiriliyor.

Tekin olmayan bölge: Yalova

Hemen her ilde bulunmalarına rağmen daha çok İstanbul’a yakın (Sakarya-İzmit-Yalova üçgeni) illere daha fazla yoğunlaştıkları biliniyor. Bunlar arasında Yalova ve çevresi daha fazla göze çarpıyor. Bu bölge, 1980’lerden itibaren yerli ve yabancı İslamcılar tarafından farklı amaçlar için kullanılagelmektedir.
Mesela Suriye İHVAN yani Müslüman Kardeşler örgütü Kenan Evren döneminde bile buralarda barınıyordu. Daha sonra İran bağlantılı İslamcı bir hareket burada üstlenmiş, Profesör Bahriye Üçok suikastı dâhil pek çok cinayet işlemiş; Rusya’ya karşı mücadele eden Çeçenler de aynı çevreyi mesken edinmişlerdi.

29 Aralık 2025’te IŞİD yapılanmasına karşı gerçekleşen ve 3 güvenlik görevlisinin hayatını kaybetmesi, 7 polisin yaralanması ve 6 teröristin de öldürülmesiyle sonuçlanan operasyon şunu gösteriyor: Yalova ve çevresi hiç de tekin bir bölge değildir.
AKP’li eski Meclis Başkanı Bülent Arınç gazeteci İsmail Saymaz’a kendi gözlemini şöyle anlatıyor:
“Yalova’yı ziyaretim sırasında Bakan Beşir Atalay beni uyardı. Emniyet müdürü de IŞİD’çilerin beni vurmak üzere takip ettiklerini ama korumalarım fazla olduğu için vazgeçtiklerini; sorum üzerine sadece takiple yetindiklerini, müdahale edemediklerini söyledi. İstanbul Valisi Muammer Güler’e bildirdim, o da aynı şeyi tekrarladı.”
29 Aralık’ta IŞİD tehdidi Türkiye gündemine girerken CHP Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı’nın “Yalova merkezli IŞİD yapılanmasının” araştırılması için iki yıl önce verdiği önerge hatırlandı.

Gazeteci Hale Gönültaş’ın haberlerine göre hazırlanan ve Meclis gündemine alınmayan önergede şunlar yer alıyordu: “Merkezi Yalova’da olan bir grup taban kazanmak ve silahlı eğitim için IŞİD’le temasta bulunmuştur. IŞİD ise militanlara, ‘cihad ideolojisinin yaygınlaştırılması için belirlenen haberleşme uygulamalarını kullanmaları konusunda uyarmıştır. Türkiye’de sadece psikiyatri ve beyin cerrahisi hekimlerinin yazabileceği, bağımlılık yapan, ‘IŞİD hapı’ olarak bilinen ilaçların örgüte yakın hekimler tarafından reçete edildiğine dair iddialar da söz konusudur!”

Türkiye niçin cazip ülke?

Kaçak ve firari IŞİD militanları için Türkiye’nin gizlenme, barınma ve yuvalanma için cazip olmasının bazı nedenleri şöyle sıralanabilir:

  1. Hala Suriyeli-Afganistanlı sığınmacılar gibi “misafir” (dini deyimle Ensar) statüsünde görülmeleri, beyanlarına güvenilerek haklarında yeterli bir araştırma yapılmamasıdır. Örneğin 2016 yılında iki Türk askerinin yakılması dâhil birçok insanın infaz emrini veren Cemal Abdurrahman Alawi, ailesini alarak Gaziantep’e yerleşti. Kuşçuluk yaparken ihbar edildi. 15 Haziran 2020’de yakalanıp üç gün sonra tutuklandı. 2 Mart 2021’de mahkeme “ailevi ve şahsi mazereti” gerekçesiyle “ yurtdışına çıkmaması” kaydıyla serbest bırakılmasına karar verdi. Ancak yurtdışı yasağı kararı, 26 Haziran’da kaldırıldı.
  2. Gazete Duvar’da yayınlanan Hale Gönültaş’ın 6 Ağustos 2021 tarihli haberine göre Ankara’da Şubat 2021’de derin internette satışa çıkarılan Êzidî kız çocuğu kaçıran Irak kökenli IŞİD’lilerin üçü de serbest bırakıldı. 8 Mart’ta kabul edilen iddianamede ise her üçü için “DAEŞ terör örgütü üyeliği” ve “üst düzey yöneticilik” suçlamalarında bulunuldu.
  3. Aslında kısa bir süre öncesine kadar bazı mahkemeler, IŞİD militanlarının yurtdışında işledikleri suçları (insan katletme, kafa kol kesme, sokak ortasında öldürme, toplu kıyım, kadın kaçırıp köle pazarında satma vs) asla gündeme getirmediler. Onları sadece “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargıladılar.
    Bu tür yargısal garabetlerin yaşanması, muhtemelen AKP iktidarının Suriye’ye yönelik yanlış politikalarının sonucudur. Ayrıca bir zamanlar IŞİD’liler hakkında “öfkeli çocuklar” diyen İslamcı zihniyet erbabının bu kesimleri “alnı secdeye değmiş müminler ” olarak belleyip haklarında ceza verirken ideolojik yakınlık babından kolaylaştırıcı bir rol oynamalarıdır.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 9 Ekim 2025 tarihli bir değerlendirmesinde DSG’nin elindeki IŞİD’e karşı mücadele kozunu alabilmek için “DEAŞ ile mücadele kisvesi altında, bölücü bir gündem takip eden DSG’nin artık bu denklemden vazgeçmesi gerekiyor” diyerek IŞİD tehlikesini ciddiye almayan bir tavır sergilemişti.
Saha gerçekleri kendisini dayatınca da 18 Aralık 2025 tarihli TRT World kanalında farklı bir tespit yapmıştı: “IŞİD en büyük tehlikedir. Türkiye-Suriye işbirliği mekanizması sayesinde bu sorunu çözebileceğiz!”

Görüldüğü üzere IŞİD, “yıkılmadım ayaktayım” dercesine Orta Doğu, Afrika ve Türkiye’de varlık gösterip eylem yapabiliyor. Son kanıtı İngiltere-Fransa ortak operasyonunda Suriye’deki örgüt mevzilerinin bombalanması oldu.

Benzer Haberler

Gazeteci Hakan Tosun cinayeti |

ATK saldırganları yalanladı: Ölüm nedeni şiddet

Ünlülere ‘uyuşturucu’ soruşturması l

19 kişi tutuklandı; 3 kişiye ev hapsi, 4 kişi de serbest

Şam güçlerinin Halep’teki saldırıları |

DSG: Saldırılar devam ederse tüm Suriye'yi savaş alanına dönüştürür

DEM Parti MYK’den Halep açıklaması:

"Bu bir imha operasyonudur, direnenlerle dayanışmamız sürecek"

CHP Genel Başkanı Özel:

Erdoğan - Trump ilişkisi Türkiye için tehdittir

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz:

DEM Parti'nin raporu çok fazla beklenti içeriyor

Barış Vakfı’ndan ‘süreç’ raporu l

Kalıcı barış için öneriler ve 'yasal güvence' çağrısı

“2026 senesi bir reform yılı olacak” |

Erdoğan: Acımasız bir bölüşüm kavgasının tam ortasındayız