Müslüm Yücel
Şam’da, geçici bir iktidar vardır ve bu iktidar, hiçbir zaman bir devlete, hatta seçimler olsa bile sıradan bir hükümete dönüşemeyecektir. Nedeni şudur: Kadroları mafya ve çete arasında kalan taşeron bir örgüttür, bir fikriyatı da yoktur. Fikir diye ileri sürülen görüşleri ise faşizmi aratmayacak niteliktedir, bu görüşler sadece, birilerinin işine yarıyordur, bunların ne bir din ne de bir ideolojiyle ilişkisi vardır.
Fikirleri vasattır. Onlar, kendilerine karşı olan herkesi düşman biliyorlar, sadece kendilerini “mümin” kabul ediyorlar ve müminin ne olduğunu da bilmiyorlar. Mümin ilmiyle mümindir; bunların müminlik dereceleri öldürmekle başlıyor, kendilerinden olmayan herkese karşı kin besliyor, düşman biliyorlar. Mümin emindir, emanette sadık kimsedir ve Allah’a güvenir ve Allah’a güvenip inandığı için de kendisi de güvenilen bir kimsedir. Ama bunlar, HTŞ çeteleri, kendilerinden olmayanların kanını dökmeyi, ırzına geçmeyi, malına çökmeyi kendilerine helal sayıyorlar ki bu helali de görev biliyorlar. Oldukları şeyden dolayı, olmak istedikleri iktidarı sloganla besliyorlar; her adam öldürdüklerinde, narsistik bir krize girip, Allah-u Ekber diye bağırıyorlar, Allah’ı kendi şiddetlerinin aracı haline getiriyorlar, buna da hukuk diyorlar; bu kendi hukukları; vahşetin hukuku, bir tek kendilerinde karşılığı var, bir tek kendileri gibi olan kimseleri benimsiyorlar. Hastalıklılar, Allah’ın sesi olduklarını zannediyorlar; Allah, diyerek insanları öldürüyorlar. Allah’ı efendi, kendilerini köle, Kuran ise katliamlarının bir kılavuzuna dönüştürüyorlar; Kuran’ı, istedikleri şekilde yorumluyorlar; ateş diye geçen yeri yakmak, su diye geçen yeri boğmak olarak yorumluyorlar. Bir savaşın kuralları vardır, bunların tek bir kuralı var: Kendilerini sergilemek; kendini sergilemek amaçsızlıktır; bunlar vahşeti, kendi gözlerinden görmemizi istiyorlar, böylece bizi de vahşete ortak etmek istiyorlar: Örneğin biri, Muhammed Merah, Yahudi çocukları katlediyor, katliamı kaydediyor, sonra da bu görüntüleri Al Jeezere’ye gönderiyor. Amaç şu: Sonunuz böyle olacaktır.
Açıktır, medya, işlerine yarıyor. Mesaj: Vahşeti yayımlayarak, yapılanları kendi nam ve hesaplarına işliyorlar, yaptıkları belgeye dönüşüyor… Bundan güç alıyorlar, Allah-u Ekber deyince, duaya başlamıyorlar, herkese bunu “Allah için yaptık” mesajı veriyorlar, böylece çeteye eleman topluyorlar. Yaptıklarından utanmıyorlar; gasptan, tecavüzden, cinayetten gurur duyuyorlar. Dünya bizi böyle, doğru anlasın istiyorlar, yeteri kadar anlaşılmadıklarını düşünüyorlar; kendilerini ve kullandıkları, artık silaha dönmüş fikirlerini de oldukça abartılı bir şekilde dile getiriyorlar; özel olduklarını, üstün olduklarını söylüyorlar, karşı tarafta olan kimseleri; Alevileri, Dürzileri, Kürtleri, Süryanileri, Ermenileri katlediyorlar, kat’l nedenini, bizi anlamıyorlar diye düşünüyorlar… Tuhaf olan bir şey var, bazen düşman dedikleri (İsrail) kimselere ram oluyorlar, buna takıyye diyorlar, örneğin şimdi İsrail ile dostlar. Takıyye, dini bir kavramdır ve onlarda bu, bir kanun, hatta daha ileri giderek nesnel bir irade anlamına geliyor. Devletlerini amaç haline getiriyorlar, bireyleri de bu devlet için- ki bu Allah’ın devletidir- harcamaktan çekinmiyorlar; bu yüzden ne yaşamı ne yaşayan başka kimseleri ciddiyle almıyorlar; her şey Allah’ın devletleri içindir ve bunun için ölenler öteki tarafta cennetle ödüllendirileceklerdir. Bireylerin nasıl olacağına onlar karar veriyorlar, böylece yücelik kazanıyorlar. Şiddet, tek kurtuluşları; şiddeti kutsuyorlar, böyle var oluyorlar; onlara göre şiddet ve itaat arasında bir ilişki vardır ve onlar, devlet/ uluslarını kurmak için bu yolu meşru görüyorlar; örneğin herkes Colani’nin adı etrafında bir araya gelecek, herkes bu adamın bayrağına boyun eğecek, herkes bu adamın dilini konuşacaktır; sakallar, bıyıklar onun gibi kesilecek, onun gibi konuşacak, böylece tek ses, elde edilecek; başarının anahtarı, bu tek seste birleştiği anda bütün kapılar açılacaktır. Bunun için tek ikna araçları şiddettir. Şiddetleri için tarihsel kökler arıyorlar, bir zamanlar İslam böyleydi diye bir şeyler konuşuyorlar, kendilerini geçmiş zamanın bugün ki temsilcileri olarak görüyorlar, savaş yerlerini peygamber zamanı yapılan savaşlara benzetiyorlar, simgelerini oradan seçiyorlar, bayrakları, flamaları o zamanlardan… Mussolini, kendini Romalı askerlere benzetirdi, amacı Roma’yı canlandırmak idi.



