BM’nin bir sonraki iklim zirvesi COP31, 2026 Kasım’ında Türkiye’de yapılacak. Hükümet bu ev sahipliğini “iklim liderliği” iddiasıyla sunuyor. Ekoloji örgütleri ise çok daha farklı bir tablo görüyor: Fosil yakıt bağımlılığı, maden projeleri ve süren ekolojik tahribat arasında bu zirvenin, “yeşil badana”dan ibaret bir vitrine dönüşeceği endişesi var.
HABER MERKEZİ- Brezilya’nın Belém kentindeki COP30’da alınan kararla COP31’in Türkiye’de yapılması kesinleşti. Uluslararası müzakereleri ise Avustralya yürütecek; dünyanın en büyük kömür ihracatçısı olan bir ülke.
Ekoloji örgütleri, bu tercihlerin tesadüf olmadığını düşünüyor. Uzun süredir COP’ların yönü bilim insanlarının uyarılarından çok şirket lobilerinin çıkarlarına göre belirleniyor. Zirvelerin salonları artık fosil yakıt şirketlerinin standlarıyla dolu; müzakereler karbon piyasaları ve finansal mekanizmaların pazarlık alanına dönüşmüş durumda. Hareketlerin ortak değerlendirmesi net:
“COP’lar, iklim krizinden sorumlu aktörlere yeni fırsatlar yaratıyor; gerçek çözüm üretmiyor.”
TÜRKİYE’NİN İKLİM KARNESİ: KÖMÜRDEN ÇIKIŞ YOK, MADEN SAHALARI BÜYÜYOR

Hükümet COP ev sahipliğini bir “iklim sorumluluğu” göstergesi olarak sunsa da ekoloji hareketleri bunun gerçekliği yansıtmadığını söylüyor. Türkiye, hâlâ kömürden çıkış takvimi açıklamayan az sayıdaki ülkeden biri.
Ülke genelinde; yeni kömür sahaları için köyler ve ormanlar feda ediliyor, fosil gaz aramaları sürüyor, NTE madenleri için yüz binlerce hektarlık tarım ve orman arazileri şirketlere veriliyor ve su havzaları HES projeleri nedeniyle baskı altında.
Bu tabloya göre COP31’in Türkiye’ye verilmesi bir iklim liderliğinin değil, “birikmiş ekolojik suçların üzerini örtme girişiminin” parçası olarak görüyor ekoloji hareketleri.
“BU EV SAHİPLİĞİNİ ‘AKLAMA’ VİTRİNİ HALİNE GETİRMEYECEĞİZ”
Ekoloji hareketleri, COP31’in Türkiye’de gerçekleşmesinin iktidara uluslararası alanda itibar kazandırma ihtimali taşıdığını kabul ediyor ancak bunun yereldeki ekolojik yıkımı görünmez kılmasına izin vermeyeceklerini vurguluyor.
COP31’in, iklim politikalarını belirlemekten çok sınıfsal adaletsizliği ve şirket kârlarını büyüten bir vitrin olduğu düşünülüyor. Bu nedenle hareketler için asıl mesele, aynı dönemde bağımsız ve radikal bir karşı-zirve örgütlemek. Ekoloji Birliği, İklim Adaleti Koalisyonu ve Türkiye Çevre Platformu, COP31’i halktan yana bir iklim politikası için fırsata çevirmek üzere “Halkların İklim Zirvesi” düzenlemek çağrısı yaptı.
HALKLARIN İKLİM ZİRVESİ: TÜM HAREKETLERE AÇIK ÇAĞRI
Ekoloji hareketlerinin çağrısı sadece ekoloji örgütlerini kapsamıyor: Sendikalar, siyasi partiler, yerel direnişler, gençlik hareketler, meslek odaları kadın ve LGBTİ+ örgütleri ve tüm adalet müzdelelerini de kapsayan bu çağrıdaki amaç, şirketlerin sponsorluğundaki resmi COP sahnesine karşı, halkların sözünü, deneyimini ve taleplerini görünür kılmak.



