BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Doğu Ergil yazdı |

Küresel değişim ve paylaşım savaşları üzerinden Türkiye'yi düşünmek

Doğu Ergil yazdı |

Türkiye açısından seçenekler nettir: Belirsizlik koruyucu değildir. Tarafsızlık yanılsaması, bu çağda en pahalı hatadır. Diğer yandan “alt-merkez” olma iddiası da otomatik bir kurtuluş değildir. Bu iddia, iç bütünlükle, sürdürülebilir ekonomik güçle ve uzun soluklu bir stratejiyle desteklenmediği sürece, Türkiye’yi özne değil, yük taşıyıcı yapar.

Doğu ERGİL

Dünya, yalnızca krizlerin değil, krizleri anlamlandıran kavramsal çerçevenin de çöktüğü bir eşikten geçiyor. Bu bağlamda Fransız siyaset analisti Pierre-Antoine Plaquevent’in “kıtasal paylaşım” tezi yoğunca tartışılıyor.

Eski dünya sistemimin çöküşünü kişilere ya da tekil olaylara indirgemek mümkün değil. Bu daha çok bir yapısal “yeniden düzenleniş”. Asıl mesele, bu çerçevenin ne kadar uygulanabilir, ne kadar kırılgan ve Türkiye gibi orta ölçekli güçler için ne ölçüde gerçekçi olduğudur.

Dünya düzeninin şu anda, “küreselcilikten kıtasal paylaşıma” geçtiği varsayımı ileri sürülüyor. Hiç bir geçiş hemen olmayacağına göre süreç belirsizliklerle dolu. Sınırların henüz netleşmediği bir ara-evre söz konusu.

Türkiye açısından kritik nokta tam da burası. Paylaşım öncesi dönemde — yani büyük güçlerin henüz birbirlerinin şimdi kendilerine yakıştırdığı sınırlarını fiilen tanımlamadığı bu geçiş aşamasında — orta ölçekli aktörler için sınırlı ama gerçek bir manevra alanı vardı. Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Karadeniz, Kafkasya ve Kuzey Suriye–Irak hattında attığı adımlar bu bağlamda gerçekleşti.

Ancak bu pencere geçicidir. Paylaşım süreci ilerledikçe, büyük güçler belirsizlikten rahatsız olur ve ara bölgeleri “temizleme” eğilimine girer. Türkiye bu aşamaya yeterince hazırlanmadan (sınırlarını, politika önceliklerini ve sonuç getirecek yaptırım araçlarını) tanımlamadan girerse, başkalarının tanımına maruz kalır. Paylaşım sonrasında düzen büyük ölçüde sabitleneceği için o aşamada değişiklik yapmak, çok daha yüksek askerî, ekonomik ve diplomatik maliyetler gerektirir.

Bu nedenle “her şey olacağına varır; bekleyelim görelim” ile “henüz vakit var” rehaveti iki tehlikeli yanılgı üretir:

Tarih, bu tür zamanlama hatalarının bedelini ağır ödetmiştir. Doğru teşhis, yanlış zamanlama ile birleştiğinde felakete dönüşebilir.

Değişimde Türkiye Nerede?

Nereden bakılırsa bakılsın, Türkiye sıradan bir bölgesel aktör değildir. Üç büyük kıtasal alanın kesişim noktasında yer alıyor: Avrasya’nın batı kapısı, Atlantik güvenlik alanı ve Orta Doğu–Doğu Akdeniz kuşağı… Bu konuma avantaj olarak bakanlar var ama zorunlu tercihler üreten bir bölge olduğu da kuşkusuz.

Kıtasal düzende “ara bölgeler” uzun süre tarafsız kalamaz. Ya tanınırlar ya da konumlarını netleştirmekte zorlanırlar. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu temel soru Atlantik mi Avrasya mı tercihi değildir; kendi bölgesel mekânını ve buradaki gücünü isabetle tanımlayıp tanımlayamayacağıdır.

Plaquevent’in “soğuk paylaşım” senaryosu gerçekleşirse, Türkiye’nin alt-merkez olma iddiası söylem olarak anlamlı ve yararlıdır. Yani kendi çevresinde caydırıcılık üretebilen, sınır koyabilen, güvenlik mimarisi inşa edebilen bir aktör olma hali… Ancak burada kritik bir kırılma olasılığı var: Bu rol, sadece askerî kapasiteyle değil, siyasal tutarlılık, ekonomik dayanıklılık ve diplomatik öngörü ile mümkün. Aksi halde “alt-merkez” iddiası, büyük güçlerin taşeronluğuna dönüşme riski taşır.

Zincirleme savaş senaryosu ise Türkiye açısından çok daha tehlikelidir. İran merkezli bir tırmanmanın Orta Doğu’yu, Avrasya çatışma alanına çevirmesi, Türkiye’yi denge kuran aktör değil, cephe ülkesi haline getirmesi riski taşıyor. Bu durumda “özne olmak” değil, gerilimi emen bir cephe ülkesi olması söz konusudur.

Küçük ve Orta Güçleri Bekleyenler

Plaquevent’in en sivri ama en gerçekçi tespiti şudur: Kıtasal düzende tanımsızlık mümkün değildir ve ülkeleri korumaz. Küçük ve orta güçler üç kategoriye ayrılır:

1- kendi alanını tanımlayanlar;

2- bir büyük güce açıkça eklemlenenler ve

3- tanımsız kalanlar.

En tehlikedeki grup üçüncüsüdür. Ancak burada tezin sürçtüğü yer belirginleşir: Kendi alanını tanımlamak, her ülkenin kolayca yapabileceği bir şey değildir. Çünkü bu sadece bir irade meselesi değildir. Ekonomik bağımlılık, iç siyasal kırılganlık (yöneten-yönetilen zıtlaşması; hukuk devletinden uzaklaşma ve yolsuzluk) ve toplumsal rıza eksikliği (demokrasinin ve toplum dayanışmasının zayıflığı) olan ülkeler için bu iddia sürdürülebilir olmayabilir. Plaquevent, bu iç dinamikleri çoğu zaman varsayım olarak geçer. Oysa tarihi örnekler, iç bütünlüğü zayıf devletlerin dışarıda alan tanımlamakta ve korumakta zorlandığını gösterir.

Karşılaştırmalı Okuma: Tez Nerede Güçlü, Nerede Zayıf?

Plaquevent’in yaklaşımı Mearsheimer’in güç realizmiyle, Surkov’un coğrafi tahayyülüyle ve Karaganov’un sert caydırıcılık vurgusuyla aynı zeminde durur. Ancak onlardan ayrıldığı nokta kritiktir: Bilinçli bir paylaşımın hâlâ mümkün ve şu anda bunun gerçekleşiyor olduğu iddiası.

Realist bir bakış açısıyla dünya fiilen küresel bir yeniden paylaşım evresine girmiş durumda; ancak bu, 20. yüzyılın başındaki gibi doğrudan toprak paylaşımından çok güç, nüfuz, teknoloji, enerji ve tedarik zincirleri üzerinden yürüyen bir paylaşım. ABDÇin rekabeti merkezde dururken, Rusya askeri güçle alan açmaya çalışıyor; AB ise ekonomik ve normatif gücünü koruma çabasında. Bu paylaşım; savaşla değil çoğunlukla vekâlet çatışmaları, yaptırımlar, ticaret savaşları, teknoloji ambargoları ve enerji politikaları üzerinden gerçekleşiyor. Askeri güç kullanımı birincil etken değil.

Büyük güçler arasında doğrudan bir dünya savaşı ihtimali düşük, fakat kontrollü ve bölgesel çatışmalar yüksek ihtimal. Nükleer denge, büyük aktörleri frenliyor; ancak Ukrayna, Orta Doğu, Kızıldeniz, Tayvan hattı gibi bölgelerde gerilim sürekli tırmanıyor. Asıl risk, yanlış hesaplama ve zincirleme krizlerdir. Yani savaş ihtimali var ama bu, “herkesin herkesle savaşı” değil; sınırlı, uzayan ve yıpratıcı mevzii çatışmalar biçiminde olacak.

Küçük ve orta ölçekli ülkeler—Türkiye gibi—bu süreçten en çok ekonomik kırılganlık, dış baskı ve stratejik savrulma riskiyle etkilenecek; etkileniyor da… Taraf seçmeye zorlanacak, sermaye ve teknoloji akışları dalgalanacak, dış politika manevra alanı daralacak.

Türkiye’nin avantajı jeopolitik konumudur; dezavantajı ise kurumsal zayıflık ve öngörülemezliktir. Bu dönemde ayakta kalan ülkeler, hukuk devleti, ekonomik rasyonalite ve denge siyaseti kurabilenler olacaktır.

Sonuç: Düzen mi, Kaos mu?

Sunulan tahlil, bir yol ayırımını işaret ediyor: Ya sınırlar bilinçle ve pazarlıkla tanımlanacak, ya da zor veya baskı ile dayatılacaktır.

Türkiye açısından seçenekler nettir: Belirsizlik koruyucu değildir. Tarafsızlık yanılsaması, bu çağda en pahalı hatadır. Diğer yandan “alt-merkez” olma iddiası da otomatik bir kurtuluş değildir. Bu iddia, iç bütünlükle, sürdürülebilir ekonomik güçle ve uzun soluklu bir stratejiyle desteklenmediği sürece, Türkiye’yi özne değil, yük taşıyıcı yapar.

Artık çok açıktır ki yeni bir dünya düzeni oluşuyor. Bundan kaçış yok. Dünya düzeni ya bilinçli biçimde görüşmelerle, anlaşmalarla kurulacak veya mevzii savaşların tutuşturacağı bir yangınla sınırlar (nüfuz alanları) yeniden belirlenecek.

Bu aşamada Daron Acemoğlu da fikrini söylüyor. Trump sonrası uluslararası kurumlara dayalı, daha adil, felsefî temelleri olan bir müdahalecilik ve paylaşım dönemine işaret ediyor. Bunun Trump’ın yaptığı gibi militarist, sömürgeci, çıplak zora dayanan değil, kurumlara dayanan bir restorasyon olması gerektiğini vurguluyor. Aksi halde yeni düzenin kalıcı olamayacağı öngörüsünde bulunuyor.

Kim ne derse desin, değişim rüzgârları en çok kararsızları ve zayıfları önüne katıp sürükleyecek. Bakalım kim yönetecek, kim sürüklenecek?

Benzer Haberler

‘Uyuşturucu’ soruşturmasında yeni dalga |

Voleybolcu Derya Çayırgan dahil 18 kişi gözaltında

Hasta tutuklular |

Kanser hastası, sürekli kanaması var ve tek kişilik hücrede tutuluyor

Darp edilerek emniyete götürüldü |

Gazeteci Oruç gözaltına alındı

Raporlar dikkate alınmadı |

AYM işkence başvurusu için 'usül'den ihlal kararı verdi

İmamoğlu’nun diploma davası l

Silivri’de duruşma öncesi jandarma müdahalesi

Doğu Ergil yazdı |

Küresel değişim ve paylaşım savaşları üzerinden Türkiye'yi düşünmek

Bahçesaray Belediyesi için karar çıktı |

Mahkeme kayyum işlemini iptal etti, gözler Bakanlık’ta

Bir şart da ileri sürdü |

Özel’den Erdoğan’a çağrı: İBB seçimlerini yenileyelim