BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Doğu Ergil yazdı |

Rojava, Kürt Meselesi ve Türkiye

Doğu Ergil yazdı |

Rojava ve Kürt meselesi, Türkiye için yalnızca bir güvenlik sınaması değildir; aynı zamanda demokratik olgunluk ve stratejik vizyon testidir. Güvenlikçi paradigma kısa vadeli kontrol sağlasa da, uzun vadeli istikrar üretmez.

Doğu ERGİL 
Güvenlikçi Paradigmanın Sınırları ve Etik–Jeopolitik Bir Yeniden Konumlanma Arayışı

Türkiye’nin Kürt meselesi ve Suriye’nin kuzeyindeki Rojava oluşumuna yaklaşımı, son on yılda güvenlik merkezli bir çerçeveye sıkışmış durumdadır. Bu yaklaşım kısa vadeli askerî kazanımlar üretmiş olsa da, meselenin siyasal, toplumsal ve bölgesel boyutlarını önemsemediği için yapısal bir tıkanma yaratmıştır.

Sorun, bugün gelinen noktada yalnızca sınır güvenliği veya terörle mücadele bağlamında değil; yurttaşlık, demokratik temsil, bölgesel düzen ve dış politika meşruiyeti bağlamında da yeniden düşünülmek zorundadır.

Bu makale, “Kürt meselesini” iç ve dış politika arasında bölünmüş bir sorun olarak değil; birbirini besleyen çok katmanlı bir siyasal alan olarak ele almayı öneren bakış açısını yansıtmaktadır. Temel iddia şudur: Türkiye’nin Rojava’ya yönelik politikası, içerideki Kürt yurttaşlık meselesinden bağımsız değildir ve güvenlikçi paradigma, orta ve uzun vadede hem iç barışı hem de bölgesel meşruiyeti zayıflatmaktadır. Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey, güvenlik ile meşruiyeti birlikte düşünen etik-jeopolitik bir yeniden konumlanmadır.

Kürt Meselesinin Bölgeselleşmesi: İç ve Dış Gerçekliğin İç İçe Geçişi

Kürt meselesi tarihsel olarak Türkiye’nin iç siyasetinin bir parçasıydı. Ancak Irak Kürdistanı’nın kurumsallaşması, Suriye iç savaşı sonrası Rojava’da ortaya çıkan yeni siyasal yapı ve İran’daki Kürt hareketliliği, meseleyi bölgesel bir niteliğe dönüştürdü. Artık Kürt siyasal alanı, ulus-devlet sınırlarıyla tam olarak çerçevelenemeyen bir etkileşim ağı üretmektedir.

Rojava bu ağın en sembolik ve en kırılgan halkasıdır. Türkiye yönetimi, Rojava’yı, hem sınır güvenliği hem de ideolojik yayılma riski bağlamında değerlendirmiştir. Ancak Rojava’yı yalnızca bir güvenlik tehdidi olarak görmek, onu üreten sosyolojik ve siyasal dinamikleri görmezden gelmek anlamına gelir. Bu durum, politika yapımında analitik indirgemeciliğe yol açar ve stratejik esnekliği azaltır.

İçeride çözülemeyen yurttaşlık sorunu dışarıdan güvenlik sorunu olarak geri dönmektedir. Türkiye’de Kürt kimliği, dil hakları, yerel yönetim yetkileri ve siyasal temsil tartışmaları ilerleme kaydedemediği ölçüde, sınırın ötesindeki Kürt siyasal oluşumları potansiyel tehdit olarak algılanacaktır; algılanmaktadır. Bu, iç ve dış politikanın birbirini olumsuz beslediği bir döngü üretmektedir.

Güvenlikçi Paradigmanın Yapısal Sınırları

Güvenlik merkezli yaklaşımın temel varsayımı, askerî kapasitenin sahayı kontrol ederek sorunu yönetebileceğidir. Oysa modern uluslararası ilişkiler literatürü açık biçimde göstermektedir ki askerî güç alan açabilir fakat meşruiyet üretmez. Meşruiyet eksikliği ise orta vadede yeni güvenlik riskleri doğurur.

Türkiye’nin sınır ötesi operasyonları belirli bölgelerde fiilî kontrol sağlamış olsa da, Rojava’nın siyasal gerçekliği ortadan kalkmamıştır. Aksine, uluslararası aktörlerin bölgeye müdahil olması Türkiye’nin manevra alanını daraltmıştır. ABD, Rusya ve İran gibi aktörlerin sahadaki varlığı, meselenin artık çok taraflı bir güç dengesi içinde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.

Ayrıca, Kürt siyasal alanının homojen olmadığı gerçeği göz ardı edilmektedir. Bölgedeki aktörler ideolojik, örgütsel ve sosyolojik olarak farklılıklar taşır. Bu alanı tek bir tehdit kategorisine indirgemek, hem diplomatik esnekliği azaltmakta hem de Türkiye’nin potansiyel müttefiklerini otomatik olarak dışlamasına yol açmaktadır.

Çözüm Süreci Tıkandı mı? Neden Yavaş İlerliyor?

Türkiye’de geçmişte başlatılan çözüm süreci, önemli bir tarihsel kırılma noktasıydı. Ancak süreç üç temel nedenle tıkandı.

Birinci neden, kurumsallaşma eksikliğiydi. Süreç büyük ölçüde yürütme organı üzerinden ilerledi; TBMM’nin ve geniş siyasal mutabakatın yeterince devreye girmemesi, süreci bir moktada tıkadı.

İkincisi, güvenlik bürokrasisi ile siyasal irade arasındaki gerilimdi. Devlet içindeki farklı güç merkezleri, sürece farklı anlamlar yükledi. Güvenlik riskinin arttığı algısı, siyasal açılımı geri plana itti.

Üçüncüsü ise bölgesel gelişmelerdi. Suriye iç savaşı ve Rojava’daki kurumsallaşma, Türkiye’deki çözüm sürecinin iç dinamiklerini doğrudan etkiledi. Rojava’nın güçlenmesi, Ankara’da çözüm sürecinin “jeopolitik maliyeti” olduğu yönünde bir kanaat üretti.

Bugün sürecin yavaş ilerlemesinin nedeni yalnızca siyasal irade eksikliği değildir; aynı zamanda güvenlik-meşruiyet dengesinin henüz yeniden kurulmamış olmasıdır.

Direnç Gösteren Aktörler ve Faktörler

Çözüm yönünde atılabilecek adımların önünde çeşitli direnç alanları bulunmaktadır. Güvenlik bürokrasisi, meselenin güvenlik kategorisinden çıkarılmasına temkinli yaklaşmaktadır. Ulusalcı siyasal çevreler, yerel özerklik veya kimlik temelli reformların devlet bütünlüğünü zayıflatacağı kanaatindedir. Bölgesel güç dengeleri de Ankara’nın manevra alanını sınırlamaktadır.

Toplumsal düzeyde benimsenen kutuplaşma siyaseti  de önemli bir engeldir. Kürt meselesi, rasyonel tartışma alanı olmaktan çıkarak kimlik temelli bir siyasal mobilizasyon aracına dönüşmüştür. Bu da reform girişimlerinin maliyetini artırmaktadır.

Türkiye Çözümsüzlüğü Tercih Edebilir mi?

Kısa vadede güvenlikçi yaklaşımın sürdürülmesi mümkündür. Ancak bu tercihin maliyeti zaman içinde artacaktır. İç barışın aşınması, demokratik kapasitenin zayıflaması ve uluslararası meşruiyet kaybı, Türkiye’yi bölgesel düzlemde daha kırılgan hale getirir.

Çözümsüzlüğün kurumsallaşması, sorunu dondurmaz; yalnızca daha karmaşık hale getirir. Bu nedenle mesele halı altına süpürülebilir, fakat ortadan kaldırılamaz. Uzun vadede siyasal çözüm ihtiyacı yeniden gündeme gelecektir; daha ağırlaşmış bir maliyetle…

Türkiye Dışındaki Kürtlerle İlişkiler Nasıl Gelişebilir?

Türkiye’nin Irak Kürdistanı ile geliştirdiği ekonomik ve diplomatik ilişki modeli, alternatif bir çerçeve sunmaktadır. Bu model, güvenlik kaygıları ile pragmatik işbirliğinin birlikte yürütülebileceğini göstermiştir.

Rojava bağlamında ise benzer bir esneklik henüz oluşmamıştır. Ancak uzun vadede Türkiye’nin bölgesel Kürt aktörlerle tamamen kopuk bir ilişki sürdürmesi gerçekçi değildir. Ekonomik, ticari ve yerel yönetişim temelli temas kanalları, askerî gerilimden daha sürdürülebilir araçlar sunabilir.

Etik–Jeopolitik Bir Yeniden Konumlanma

Etik dış politika, idealizm değil; güç ile meşruiyeti birlikte düşünme kapasitesidir. Türkiye açısından mesele, Kürt siyasal taleplerini otomatik olarak güvenlik tehdidi kategorisine yerleştirmek yerine, siyasal müzakere ve hukuk zeminine çekmektir.

Bu yaklaşım üç temel unsura dayanmalıdır:

  •  İçeride yurttaşlık reformu;
  •  bölgesel aktörlerle çok katmanlı diplomasi;
  •  uluslararası hukukla uyumlu bir meşruiyet dili.

Bu çerçeve, Türkiye’nin yalnızca Kürt meselesini çözmesini değil; aynı zamanda bölgesel rolünü yeniden tanımlamasını da sağlayabilir.

Sonuç

Rojava ve Kürt meselesi, Türkiye için yalnızca bir güvenlik sınaması değildir; aynı zamanda demokratik olgunluk ve stratejik vizyon testidir. Güvenlikçi paradigma kısa vadeli kontrol sağlasa da, uzun vadeli istikrar üretmez. Çözüm sürecinin tıkanmasının nedenleri yapısaldır; fakat bu durum siyasal çözüm ihtiyacını ortadan kaldırmaz.

Türkiye önünde iki yol bulunmaktadır: Ya güvenlik merkezli yönetim stratejisini sürdürerek sorunu erteleyecek ya da onu siyasal, etik ve jeopolitik bir çerçevede yeniden ele alacaktır. Uzun vadeli istikrar, meşruiyet ve bölgesel etkenlik, ikinci seçeneğin daha rasyonel olduğunu göstermektedir.

Benzer Haberler

Doğu Ergil yazdı |

Rojava, Kürt Meselesi ve Türkiye

TOMA’dan sıkılan suyla yaralanmıştı |

AYM’den Gezi Parkı kararı: İhlal ve tazminat

DEM Partili Ahmet Gün’ü öldürmüştü |

Korucu Babat'a "iyi hal” ve “haksız tahrik” indirimi

33 yılda bir görülen çakışma |

Dört inanç, aynı gün oruç tuttu

Doğa talanı kapıda l

Milli Parklar Kanunu teklifinin beş maddesi kabul edildi

6 yıl 3 ay hapis cezası verilmişti l

Ahmet Özer davasında '3 sayfalık' gerekçeli karar

“Talebimiz, anadilde eğitim” |

DEM Partili belediyelerin “anadil karnesi”: Vaatlerin kaçı yerine getirildi?

CHP lideri Özel iddia etti:

"İBB davasını Haziran’a erteletmek istiyorlar"