Şebnem Korur Fincancı
İnşaat Mühendisleri Odası seçimleri sonrası tartışma hızla ideolojik bir zemine oturdu. Kazanan grubun kimliği, kutlamaların dili, “kalelerin el değiştirmesi” … Oysa belki de asıl soru başka: O salonlarda kim yoktu? Benzer bir tartışma uzun süredir Türk Tabipleri Birliği ve tabip odaları için de yapılıyor. Genç hekimlerin meslek örgütüne üye olma ve seçimlere katılım oranı düşüyor, odalara mesafe artıyor, “Fazla siyaset yapılıyor” eleştirisi sürekli karşımıza çıkıyor. Bu tabloyu yalnızca ideolojik çözülme olarak okumak eksik olur. Ortada daha derin bir toplumsal dönüşüm var.
Türkiye’de genç işsizlik oranı TÜİK verilerine göre son yıllarda yüzde 15-20 bandında seyrediyor. Kadınlarda bu oran erkeklerin iki katı. Üniversite mezunu gençlerde işsizlik oranı ise genel ortalamanın üzerinde. İnşaat, 2018 sonrası daralma ve dalgalanmalardan en fazla etkilenen alanlardan biri oldu. Çok sayıda genç mühendis düşük ücretle, proje bazlı ya da güvencesiz çalışıyor. Sağlık alanında tablo farklı ama benzer bir gerilim içeriyor. Son yıllarda hekim göçü dikkat çekici boyutta arttı. Türk Tabipleri Birliği verilerine göre yurt dışında çalışmak için “iyi hal belgesi” başvuruları son 10-15 yıl içinde yüzlerle ifade edilen sayılardan binler seviyesine çıktı. Bu, yalnızca ekonomik değil, mesleki tatminsizlik ve güvenlik kaygısının da göstergesi. Genç mühendis neredeyse asgari ücretle uzun saatler çalışıyor. Genç hekim nöbet ve şiddet baskısıyla yaşıyor. Bu koşullarda meslek örgütü onlar için çoğu zaman “kamusal mücadele alanı” değil, uzakta duran bir kurumsal yapı gibi algılanıyor. Aidiyet, hayatla temas ettiğinde güçlenir. Hayata değmeyen kurumun ideolojik doğruluğu gençler için ikna edici olmuyor.



