Yıldız Önen
İranlılar hem Tahran’daki baskıcı yönetim hem de Washington’ın askeri tehditleri arasında sıkışmış, son derece tehlikeli bir yol ayrımında bulunuyor. Aralık 2025–Ocak 2026 döneminde yaşanan gelişmeler, bu sıkışmışlığın yalnızca geçici bir gerilim değil, yapısal bir kriz haline geldiğini ortaya koyuyor. Bir yanda 47 yıldır kendi halkının taleplerine kulaklarını tıkayan, baskı ve şiddeti bir yönetim biçimi haline getiren İran rejimi; diğer yanda ise çözümü savaş gemileri ve füze tehditlerinde arayan öngörülemez bir ABD yönetimi var.
Direniş ve devlet şiddeti
Aralık 2025’in son haftalarında İran sokakları, derinleşen ekonomik krizin yarattığı toplumsal öfkeyle yeniden hareketlendi. Yüksek enflasyon, reel ücretlerin hızla erimesi ve temel ihtiyaçlara erişimde yaşanan zorluklar protestoların ana eksenini oluşturdu. Gösteriler Tahran’la sınırlı kalmadı; sanayi kentlerinden sınır bölgelerine kadar yayıldı. Meşhed, İsfahan, Tebriz, Şiraz ve Ahvaz gibi büyük kentlerde düzenli aralıklarla kitlesel eylemler gerçekleşti. İşçi havzalarında ve yoksul mahallelerde ekonomik talepler öne çıkarken, Kürt, Beluç ve Arap nüfusun yoğun olduğu bölgelerde bu talepler uzun süredir biriken siyasal ve sosyal dışlanmışlıkla birleşti.



