1925-1979 yılları arasında hakları reddedilen ve baskı altına alınan Kürtlerin durumu, 1979’dan sonraki Molla rejimi döneminde de değişmedi. Mollalar gelir gelmez Kürtlerin otonomi talebini reddetti, Kürt fetvasıyla katliamlara başladı, Kürt kentlerinde kimyasal gazlar kullandı ve Qasimlo ile Şerefkendi gibi Kürt liderleri öldürdü. Molla rejimi ve Kürtler hakkında kısa bir tarihçe haberimizde…
HABER MERKEZİ – Ayettulah Humeyni, İran’da Molla Devrimi öncesinde henüz Paris’teyken, 1978’de bir konuşmasında, “Özgürlük bir insan hakkı. Bir ülkenin bağımsızlığı herkesin hakkı. Bir insanı hapsedip özgürce konuşmasını engellememelisiniz” demişti. Ancak Humeyni iktidara geldikten sonra yaşananlar söylediklerinin tamamen tersi oldu.
Gazeteci Ammar Goli’nin aktardığına göre, Mollalar iktidara gelmeden hemen önce Şah rejiminin son başbakanı olan Şapur Bakhtiyar, siyasi istikrarsızlığın gittikçe arttığı bir dönemde, “Batı Azerbaycan ve Kürdistan gibi yerlerden gelen raporlara gelince, orada kim varsa hepsini koşulsuz olarak ezmenizden başka bir emir veremem” demişti.
Aylar sonra Şah rejimini deviren Humeyni, Bakhtiyar’ın dediğini yapmaktan ise geri durmadı.
Humeyni, Şubat 1979’da Tahran’a döndükten sonra Kum’a yerleşti, İran’da yeni siyasi sürecin şekillenmesi için bir tür geçiş dönemi oldu, yeni anayasanın hazırlanmasına başlandı.
Yeni anayasa Humeyni ve ekibinin istediği şekilde yazıldı, şeriat hükümleri esas alındı, Humeyni Cumhurbaşkanını dahi görevden alabilecek yetkilerle donatıldı, vilayetlere dini liderin (vilayet-i faqih) atanması kararlaştırıldı, anayasanın taslak metininde etnik ve dini azınlıklara dair ibareler çıkarıldı, Şiiler temel kurucu unsurlar olarak kabul edilirken (hassa konumuna yükseltirilken) Sünniler ikinci sınıf vatandaş muamelesine (yani amma konumuna) layık görüldüler.
Buna benzer birçok ayrımcı ifadenin yeniden anayasal çerçeveye kavuşturulduğu İran’da, Şah rejimi karşısında muhalefet eden neredeyse tüm politik kesimler Molla rejiminin hedefi haline geldi. Sol ve liberal çevrelerin yanı sıra bizzat Humeyni’nin Cumhurbaşkanlığını onayladığı İran’ın ilk Cumhurbaşkanı Beni Sadr bile canını zor kurtardı ve yıllar sonra basına yaptığı açıklamada 1979 devrimine verdikleri desteği hata olarak niteledi. Yeni rejimin tahammül etmediği bir diğer kesim de Kürtlerdi.
1979 VE KÜRTLER İÇİN İKİNCİ FIRSAT DÖNEMİ
Mollalar iktidara geldikleri dönemde oluşan siyasi istikrarsızlık ve boşluk, Rojhilat’ta (Doğu Kürdistan) dönemin iki büyük Kürt partisi tarafından değerlendirildi: Kürdistan Demokrat Partisi ve Komela. Bu durum, 1942-1946 yılları arasında birinci Şah döneminin bitmesiyle ortaya çıkan politik boşluğu hatırlatıyordu, o dönemde de Qazi Muhammed liderliğindeki KDP sahnedeydi ve 1946’da kısa süreli Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti de ilan edilmişti. Pek çok iç ve dış nedenden dolayı bu oluşumun ömrü uzun olamadı.
KDP ve Komela, 1979 sonrasında ortaya çıkan ikinci fırsat döneminde bazı Kürt kentlerini birkaç yıllığına kontrol edebilecek kadar alan ve güç elde edebilmişti. O dönemde KDP’nin lideri olan Abdurrahman Qasimlo’ya göre, 1981 itibarıyla KDP’nin peşmerge gücü 45 bin civarındaydı, hatta izin verselerdi bu sayı rahatlıkla 200 bini bulurdu. Komela’nın peşmerge gücü de az değildi. Ama bu iki Kürt partisi rejim karşıtı oldukları kadar, birbirleriyle de çatışmalı durumdaydılar ve birkaç yılın ardından fiili otoriteleri tamamen ortadan kalktı.
HUMEYNİ VE QASIMLO GÖRÜŞMESİ: DEMOKRASİ, OTONOMİ VE AZINLIKLAR
Abdurrahman Qasimlo, Eylül 1988’de Kürdistanpress gazetesine verdiği röportajda, şunları dile getirmişti:
דHer zaman için şunu söylemişizdir. İran İslam Cumhuriyeti’nin mevcut çerçevesinde ne demokrasi, ne de otonomi gerçekleşebilir. Ama biz, İran rejimi ile görüşmeleri savaşın bir gereği olarak kabul ediyoruz. Bu bir gerekliliktir. Bu gereklilikten de yararlanmak istiyoruz. İran rejimi bizlerle görüşme talebinde bulunursa görüşürüz. Ama İran rejiminin felsefesi ne otonomiye ne de demokrasiye yol vermektedir. Ben kendim Humeyni ile konuştuğum zaman… İran devrimi öncesi. Bana o zaman Humeyni, ‘demokrasi’ ve ‘otonomi’nin dışarıdan gelmiş kelimeler olduğunu söyledi. ‘Biz hepimiz islamız, kardeşiz’ dedi. Ama biz onların nasıl İslam, nasıl kardeş olduklarını daha sonra gördük. Hem de bütün Kürdistan’ı kan içinde bırakarak. Şimdiye kadar halkımızdan 45 bin kişi İran tarafından katledilirken, 4.500 peşmergemiz de şehit olmuştur.”
Qasimlo’nun aktardıkları Humeyni’nin 17 Aralık 1979’da Tahran Radyosu’nda yayımlanan demecinde de teyit ediliyordu. Taslak halindeki yeni anayasa ile tartışmalar devam ederken Humeyni’ye göre, Kürtler ve diğer milletler “azınlık olarak [bile] adlandırılmamalıdırlar… İslamda böylesi ayrımlara hiç yer yoktur. Farklı dilleri konuşan Müslümanlar arasında … hiçbir farklılık bulunmamaktadır. Böylesi sorunlar büyük bir olasılıkla Müslüman ülkelerin birleşmesini istemeyenler tarafından yaratılmaktadır…”
QASIMLO’NUN AÇIKLADIĞI TALEPLER: “İRAN’A DEMOKRASİ, KÜRDİSTAN’A OTONOMİ”
Kürtlerin o dönemde dile getirdikleri taleplere dair de Abdurrahman Qasimlo, 1981’de verdiği röportajda net bir çerçeve çiziyordu:
דBizim temel istemimiz İran için demokrasidir; siyasi özgürlüklerin tanınması, kişisel özgürlükler, basın özgürlüğü, inanç özgürlüğü, sendika ve toplantı özgürlüğü. Biz Kürdistan için de otonomi istiyoruz. Bizim istediğimiz otonomi biçiminin içeriği şunları kapsıyor;
1 – 4 Kürt vilayetinin otonom bir Kürdistan çerçevesinde birleştirilmesi.
2 – Fars dilinin bütün İran’da resmi dil olarak kullanılması gibi, Kürt dilinin de otonom Kürdistan’da resmi dil olarak tanınması.
3 – Kürdistan meclisinin ya da bütün Kürdistan şurasının seçimi. Bu meclis otonom bir hükümet kurmalı, bu hükümetin görevi içişleri düzenlemek ve yürütme yetkisine sahip olmalı. Dışişleri (diplomasi), ulusal savunma, sınırları koruma, gümrük, merkezi banka işlemleri gibi yetkiler merkezi hükümetin yönetim ve denetiminde olmalı.
4 – Kürdistan’daki jandarma, polis ve mücahit (pasdar) geri çekilmeli, iç güvenliği peşmergeler korumalı.”
47 YIL SONRA İTTİFAK VE BENZER TALEPLER
47 yıl sonra Molla rejimi sarsılırken, Kürtlerin talepleri birçok bakımdan benzerlikler içeriyor. 22 Şubat 2026’da İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDPI), Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Kürdistan Emekçileri Komala Örgütü ve İran Kürdistanı Xebat Örgütü “İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı”nı ilan etti ve temel taleplerini şu şekilde duyurdu:
דBu ittifakın temel amacı; Kürt siyasi hareketini güçlendirmek, Kürdistan’ın İran’daki rejim karşıtı mücadeledeki rolünü artırmak, Kürdistan halkının hak ve özgürlüklerini güvence altına almak ve geleceğin İran’ını yeniden tasarlamaktır.
Ortak hedeflerimiz şunlardır:
– İran İslam Cumhuriyeti’nin sona erdirilmesi için mücadele etmek,
– Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını gerçekleştirmek,
– İran Kürdistanı’nda Kürt halkının siyasi iradesine dayalı ulusal ve demokratik bir yapı kurmak.
Ayrıca İran halklarının İslam Cumhuriyeti’ne karşı yürüttüğü ülke çapındaki protesto ve mücadeleleri desteklediğimizi belirtir; Kürdistan’daki parti ve sivil toplum örgütleri ile İran’ın diğer bölgelerindeki siyasi ve sivil yapılar arasında koordineli ortak mücadeleye vurgu yaparız.
Olası iş birliklerinin temelini; halkların haklarının tanınması, demokrasinin kabulü ve her türlü diktatörlüğün reddi oluşturacaktır.
İttifak olarak çevrenin korunmasına, sosyal adalete, kadın-erkek eşitliğine, özgür seçimlerin kurumsallaştırılmasına, Kürdistan’daki tüm ulusal ve dini toplulukların temel haklarının güvence altına alınmasına ve demokratik bir yönetim sisteminin yerleştirilmesine inanıyoruz. Aynı zamanda İran’da halkların ve farklı inanç gruplarının haklarını güvence altına alan demokratik ve laik bir siyasal düzenin kurulmasını görevimiz olarak görüyoruz.”
5 Kürt partiden ortak karar | “İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı” ilan edildi
KÜRT FETVASI, KATLİAMLAR, KİMYASAL SALDIRILAR, İDAMLAR
Molla rejimi daha en başta Kürtlerin otonomi taleplerine kapıyı kapatmış ve sert müdaheleye başlamıştı.
Humeyni’nin Tahran’a varmasından sadece üç hafta kadar sonra, henüz düzenli ordu olmamış ve Şii milislerden oluşan Pasdaran güçleri, Banê kenti yakınlarında Kürtlere yönelik saldırılara başladı ve sonuç 100 civarında ölü ve yüzlerce yaralıydı. Yine 21 Mart 1979’da Kürt kenti Sine’de (Senendec) Newroz’u kutlayan Kürtler hedef alınmış ve bazı kaynaklara göre en az 600 kişi öldürülmüştü.
Bunlar, Kürtlerle Molla rejiminin ilişkilerinin nasıl gelişeceğine dair ilk önemli işaretti. Buna rağmen bir geçiş dönemi vardı ve Kürtler görüşmelerden yanaydı. Özerklik taleplerini Humeyni’ye ileten Kürtlerin aldığı yanıt bir sonra çok daha sert oldu.
Molla rejimi ile Kürt güçler arasında başarısız kalan görüşmeler veya müzakere denemeleri, çatışmaları kaçınılmaz kılmıştı ve bu oldukça kanlıydı. Humeyni, yeni rejime boyun eğmeyen Kürtler hakkında 19 Ağustos 1979’da bir fetva ilan etti. Kürt hareketini “komplocu” olarak niteleyen Humeyni, orduya sert şekilde müdahale etme emri verdi; böylece Kürtlerin öldürülmesi, yerlerinden sürülmeleri, işkence ve infaza maruz kalmaları dinen helal sayıldı. Bu fetvanın ardından başta Sinê kenti olmak üzere Kürdistan’ın pek çok yerinde açık infaz, işkence ve toplu öldürülme haberleri geldi. 1981’e gelindiğinde, bazı kaynaklara göre en az 10 bin civarında Kürt öldürülmüştü. Qasimlo da aynı yıl verdiği bir röportajda Senendec, Merîwan, Seqiz ve Banê gibi kentlerin hava saldırılarıyla yerle bir edildiğini, 1980 itibarıyla sadece Sine’de (Senendec) üç bin Kürdün öldürüldüğünü açıklamıştı. Qasimlo başka bir röportajında ise 1988 itibarıyla molla rejimi tarafından öldürülen Kürtlerin sayısını 45 bin olarak açıklamıştı ve bu arada Sinê gibi bazı yerlerde kimyasal gazlarla toplu katliamlar da yapılmıştı.
Kimyasal gazlar konusu daha önce de Qasimlo’nun lideri olduğu KDP tarafından dile getirilmişti. Konuyla ilgili kapsamlı bir araştırması yayımlanan Joost R. Hiltermann’ın aktardığı şekliyle, KDP yetkililerine göre 1982, 1983, 1985 ve 1987 yıllarında İran’ın Kürt muhalefetine yönelik kimyasal saldırıları oldu ve çok sayıda sivil öldürüldü. Hiltermann’ın elde ettiği verilere göre, 1987’de “ölçülü hesaplara göre” 111 kişinin öldüğü ve binlerce kişinin yaralandığı Kürt kenti Serdeşt’teki olay da buna dahildir. Hintermann şu tespiti de yapmıştı: “Serdeşt, tarihte gaz saldırısına maruz kalan ilk şehirdir ve sonraki yıl gerçekleştirilecek olan Halepçe saldırısının işaretçisi olmuştur.”
İDAM, İNFAZ, KAYBETTİRME VE PROTESTOCULARA YÖNELİK ÖLÜMCÜL MÜDAHALE
İran’ın Kürt muhalefetine yönelik gerçekleştirdiği saldırıların bugüne kadarki bilançosu hakkında net bir veri bulunmuyor. Ancak binlerce kişinin öldürüldüğü, binlerce kişinin gözaltına alındıktan sonra kaybettirildiği veya toplu mezarlara gömüldüğü ve onbinlerce kişinin de tutuklandığı tüm Kürt partilerinin ortak görüşü olarak sıklıkla dillendiriliyor.
Kürt Barış Enstitüsü’nün 2024’te bildirdiğine göre, İran İslam Cumhuriyeti kurulmasından bu yana, İran devleti ajanlarının İran toprakları dışında öldürdüğü veya kaybettirdiği kişilerin sayısı bile 540’tan fazla ve bunlar tespit edilebilenler. Bu saldırıların 380’i Irak Federe Kürdistan Bölgesi’nde, 28’i de Türkiye’de gerçekleşti.
İran’ın Kürtlere yönelik bir diğer bastırma yöntemi de idamlar oluyor. Özellikle 2000’li yıllardan sonra İran’ın Kürt politik tutsakları idam ettiğine dair haberler arttı ve son iki yılda ise artık rutin bir hal almış durumda.
Eylül 2022’de Kürt kadın Jina Amini’nin işkenceyle öldürülmesi sonrasında başlayan protestolar kısa sürede Rojhilat (Doğu Kürdistan) ve İran geneline yayıldı. Aylarca süren protestolara İran’ın tepkisi sert oldu. Kesin veriler olmamakla birlikte bazı kaynaklara göre 550’den fazla kişi öldürüldü, binlerce kişi de işkenceyle gözaltına alındı ve tutuklandı.
İran’ın protestolara yönelik sert tepkisi, son olarak 28 Aralık’ta başlayan protestolar sırasında görüldü. Bir aydan fazla süren protestolarda bazı kaynaklara göre en az 30 bin kişi yaşamını yitirdi ve 50 binden fazla kişi de tutuklandı.
×
QASIMLO VE ŞEREFKENDİ SUİKASTLARI
İran, 1980-1988 arasında yaşanan Irak savaşının ardından çeşitli kanallardan Kürt örgütleriyle görüşme mesajları yollamıştı. Bu çerçevede Qasimlo ve İran yetkilileri arasındaki ilk temas Irak Federe Kürdistan Bölgesi’nde siyaset yapan YNK’nin lideri Celal Talabani’nin girişimleriyle 30 Aralık 1988’de gerçekleşti. 1989 Haziran ayında Humeyni ölünce yerine Rafsancani gelmişti ve çeşitli kanallardan Kürtlerle görüşmelere devam etmek istediğine dair mesajlar vermişti.
Bunun üzerine, Temmuz 1989’da ikinci kez İranlı yetkililerle görüşmek üzere Qasimlo Viyana’ya gitmişti. Görüşmenin Viyana’da yapılması isteği İran’dan gelmişti, Qasimlo ise Paris’i istemişti. 13 Temmuz’da, Qasimlo’nun iki önemli randevusu vardı. İlki öğleden sonra Avusturya İçişleri Bakanlığı’da ayarlanmıştı, Qasimlo ve beraberindekiler uzun süre bakanlık binasında bekletildikten sonra randevunun iptal edildiği kendilerine bildirilmişti. Bunun üzerine Qasimlo ve iki arkadaşı ikinci randevularına gitmek için yola koyulmuşlardı.
Viyana üçüncü bölgede bulunan Linken Bahngasse caddesindeki adreste saat 17.30’da gerçekleşecek buluşmanın yerini Süleymaniyeli Fadil Resul ayarlamıştı. Fadil Resul’un yanı sıra, İran Kürdistan Demokrat Partisi Lideri Abdurrahman Qasimlo ve yardımcısı Abdullah Kadir Azeri ile İran’ı temsilen Cafer Sahraroodi, Mustafa Ajvadi ve Amir Mansour Bozorgian görüşmede hazırdılar. Görüşmede konuşulanlar kayda alınmıştı. Daha sonra Viyana polisinin açıkladığı bu kayıtlarda, son olarak, Qasimlo’nun “Hem eli boş döneceğim, hem de İran söz verdiği otonomi için çalışıyor diyemem” sözleri ve ardından duyulan silah sesleri vardı.
Qasimlo ile beraberindeki Fadıl Resul ve Abdullah Kadir Azeri olay yerinde öldürülmüşlerdi. Bu arada suikast molla rejiminin lideri Humeyni’nin ölümünün 40. gününde gerçekleştirilmişti ve aynı Humeyni, daha 1979’da Qasimlo’yu Allah’ın düşmanı ilan etmişti.
Viyana polisi ancak saat 19. 30’dan sonra olay yerine ulaşmıştı ve bu arada öldürülen Kürt temsilcileriyle birlikte, yaralı şekilde İranlı Mohammad Jafar Sahraroudi’yi de olay yerinde bulmuştu. Biraz uzakta ise diğer İranlı suikastçi Amir Mansour Bozorgian bulunmuştu. Üçüncü tetikçi Mustafa Ajvadi ise kayıplara karışmıştı. Bu arada görgü tanıkları bu tetikçilerle birlikte bir kişinin daha ismini zikretmişlerdi, o da 2005’te İran’da Cumhurbaşkanı seçilen Mahmud Ahmedinejad’dı.
Tetikçilerden Mohammad Jafar Sahraroudi hafif yaralı olduğu için hastaneye kaldırılmış ve tedavisinin ardından sorgulanmıştı. Olayla ilgisinin olmadığını ileri sürmüş ve nitekim suikastten sadece 9 gün sonra, 22 Temmuz’da uçağa bindirilerek İran’a gönderilmişti. Gözaltına alınan diğer tetikçi Amir Mansur Bozorgian da, 24 saat gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakılmış ve İran Büyükelçiliğine sığınmıştı, daha sonra 5 Aralık’ta İran’a gitmesine göz yumulmuştu. Diğer tetikçi ise hiçbir zaman yakalanmadı.
Böylece Viyana’da Qasimlo ve arkadaşlarına yönelik gerçekleştirilen suikast dosyası daha açılmadan kapatılmıştı. Burada İran ile Avusturya’nın siyasi ve ekonomik ilişkileri elbette belirleyiciydi. Nitekim Avusturya Yeşiller Partisi milletvekili Peter Pilz, 1997 yılında yayınladığı “Tahran’a giden eskort” isimli kitabında, İran’ın “ölüm komandoları”nın içişleri-adalet ve dışişleri bakanlığının ‘harika’ bir operasyonuyla ülkelerine paketlendiğini yazmıştı. Ve elbette İran’a dönen suikastçılar ödüllendirilmişti, örneğin Amir Mansur Bozorgian, general yapılmıştı ve Doğu Kürdistan’daki askeri birliklerin bağlı olduğu ve Qasimlo’nun da doğum yeri olan Urmiye’deki karargahın başına getirilmişti. Hakeza Cafer Sahrarudi, Viyana’daki suikastin ardından İran’ın yurt dışı operasyonlarını yapan Kudüs birliklerinin komutanı oldu. Örneğin Güney Kürdistan’da, 1990’lı yıllarda, İran Kürdistan Demokrat Partisine yönelik bazı operasyonları da bizzat bu kişi yönetti.
ŞEREFKENDİ CİNAYETİ
Qasimlo’nun öldürülmesinin ardından İran Kürdistan Demokrat Partisi’nin liderliğine Doktor Sadık Şerefkendi getirilmişti. Ancak Şerefkendi’nin akıbeti de aynı olacaktı.
Dr. Qasimlo ile yolları ise 1973 yılında Paris’te keşisen Dr. Şerefkendi de akademisyen ve bilim insanı kimliği olan biriydi, analitik kimya üzerine doktora tezi hazırlamıştı. 1972’de Fransa’ya doktora tezini yapmak için giden Dr. Şerefkendi, daha sonra Dr. Qasimlo ile tanışmış, İran Kürdistan Demokrat Partisi’ne katılmış ve 1980’de ise partisinin politbüro üyeliğine seçilmişti, Qasimlo’nun öldürülmesinin ardından da yerine genel sekreterliğe getirilmişti, partinin lideri olmuştu.
Şerefkendi, 15-17 Eylül 1992’de Almanya’nın Berlin kentinde yapılan Sosyalist Enternasyonal’e davet edilmişti. Berlin’deki son gecesinde bazı İranlı muhaliflerle görüşmek istemiş ve bu amaçla Mykonos adlı bir Yunan restoranında buluşmuşlardı. Bu buluşma sırasında restorana gelen İran’ın tetikçileri, kurşun yağdırmıştı. Saldırıda Sadık Şerefkendi, beraberindeki Fettah Abdoli ve Humayum Ardalan ile İranlı muhalif Nuri Dehkurdî öldürülmüşlerdi.
Saldırganlar olay yerinden kaçmışlardı, ancak Alman polisinin takibi sonucunda tetikçilerden ikisi Almanya’dan çıkamadan yakalanmıştı. Daha sonra İnterpol aracılığıyla üç kişi daha yurtdışında yakalanmıştı. Bu suikast ekibinde Lübnan Hizbullahı ile bağlantılı kişiler de vardı, lider ise İran istihbaratına çalışan Kazım Darabi’ydi. Kazım Darabi’nin Molla rejiminin dini lideri Ali Hamaney ve dönemin cumhurbaşkanı olan Haşimi Rafsancani’den talimat aldığı anlaşıldı.
Doktor Şerefkendi ve beraberindekilerin öldürülmesi olayıyla ilgili açılan dava, Berlin Eyalet Mahkemesi’de görüldü, 10 Nisan 1997’ye kadar 246 duruşma yapıldı ve sonuç olarak, Kazım Darabi ve Abbas Rhayel’e müebbet, Yusuf Amin’e 11 yıl, Muhammed Atris’e ise 5 yıl hapis cezaları verildi.
Alman yasalarında ömür boyu hapis olmadığı için Darabi ve Rhayel’in cezaları 23 yıla çevrildi, Atris’in cezası cezaevinde tutulduğu süreye sayıldı. İran istihbarat bakanı Ali Fallahiyan hakkında İnterpol aracılığıyla tutuklama kararı çıkartıldı. Kazım Darabi, 15 yıl hapis yattıktan sonra İran’a gönderildi.
NOT: Bu haber için şu kaynaklardan yararlanılmıştır:
×
- Abdurrahman Qasimlo ile röportaj: Armanc Yayınları, 10 Nisan 1981, Stockholm
- Abdurrahman Qasimlo ile röportaj: KurdistanPress Dergisi, Sayı: 42, 9 Eylül 1988, Stockholm
- David McDowall, Modern Kürt Tarihi, 2005, Doruk Yayınları, İstanbul
- Joost R. Hiltermann (2010). ABD ve Irak / Halepçe’nin Zehirlenmesi. İstanbul: Avesta Yayınları
- Middle East Watch (2003). Irak’ta Soykırım / Kürtlere Karşı Yürütülen Enfal Askeri Harekatı. İstanbul: Avesta Yayınları
- Mustafa Zengin, Dr. Qasimlo: Post Marksizmin Kürt Yüzü, Kürt Araştırmaları Dergisi, 2019 https://www.kurdarastirmalari.com/yazi-detay-oku-39
- Wadie Jwaideh, Kürt Milliyetçiliğinin Tarihi, 2014, İletişim Yayınları, İstanbul



