DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, Kürt sorununun çözümüne ilişkin devam eden süreçte hukuki ve siyasi adımlar atılmadığı takdirde toplumda güven oluşmayacağını belirterek, Meclis Komisyonu’nun ortak rapor taslağına değindi ve “Artık iyi niyet ve sözler bir yere kadar geldi; şimdi icraat zamanı” dedi.
HABER MERKEZİ – Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, JIN TV’de gazeteci Nezahat Doğan’ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Suriye’deki güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Hatimoğulları, Demokratik Suriye Güçleri ile Şam yönetimi arasında imzalanan 30 Ocak Anlaşması sürecine değindi ve Abdullah Öcalan’ın rolüne işaret etti.
Hatimoğulları şunları dile getirdi:
דBunda Abdullah Öcalan’ın rolünün çok büyük olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunu, görüşmeye giden DEM Parti’nin İmralı heyeti de açıkladı; görüşmelerin detaylarını paylaştılar. Bugüne kadar Suriye tarihinde ciddi anlamda bir Kürt-Arap savaşı olmamış. Mesela Sevgili Öcalan’ın bu konudaki tutumu çok tarihî bir anlama, çok tarihî bir öneme sahip. İşte Tebqa’dan, Rakka’dan, Dêrazor’dan çekilirken, ‘Bu topraklarda bir Kürt-Arap savaşı olmadı; bundan sonra da olsun istemiyoruz’ denildi.
30 Ocak mutabakatı çok önemli. Ben şunun altını bir kere daha çiziyorum: Başta Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri, 30 Ocak mutabakatının hayata geçmesi için önemli katkılar sağlamalı. Burada Türkiye’ye çok önemli bir görev düşmektedir; rol düşmektedir. Çünkü Türkiye’deki mevcut hükümetin, iktidarın Şara yönetimiyle yakınlığı biliniyor. Bugün Suriye’deki politikaları ve 2011’den bugüne kadarki Suriye’deki varoluş biçimi; askerî, istihbarî, her açıdan… Bütün bunları değerlendirdiğimizde, Türkiye istese oradaki sürecin sağlıklı ilerlemesine çok büyük bir katkı sağlayabilir. Bunu sadece dilek ve temenni olarak söylemiyorum; bunun altyapısı var, böyle bir ilişki ağı var, kalitesi var.”
Türkiye’de Kürt sorununun çözümüne ilişkin devam eden sürece ilişkin de konuşan Hatimoğulları, toplumda “Bir süreç işliyor ama demokratik zemin açısından atılan hiçbir hukuki adım olmadığı için hiçbir güvenimiz yok” yönünde bir algı bulunduğunu söyledi.
SÜREÇ ARTIK YASAL VE HUKUKİ ZEMİNE OTURMALIDIR
Süreçte gelinen aşamada artık ilerleme kaydedilmesi gerektiğini belirten Hatimoğulları, Meclis Komisyonu’nun ortak rapor çalışmasına değinerek şunları söyledi:
דŞimdi Suriye’deki gelişmeler en azından Türkiye devletinin ve mevcut iktidarın kimi kaygılarını hafifletmiş durumda; yeni gelişmeler bunu gösteriyor. Buradan ilerlemek gerekiyor, buradan yol almak gerekiyor. Bugün zaten komisyon; normal şartlarda bu hafta raporun son hâlini verecekti. Bugün perşembe; daha tam anlamıyla bir hareketlilik yok.
Yani mesela metin bizim komisyon üyelerine verildiğinde ‘basına sızmayacak’ dendi ama sızdırmışlar, basına sızdırmışlar. Farklı gazetelerden okuduk. Dolayısıyla burada iki şeye değinmek istiyorum. Birincisi; bu süreç artık hukuki ve siyasi bir zemine oturmalıdır. Kürt sorunu, bu ülkenin mevcut iktidarının ikide bir ifade ettiği gibi bir terör meselesi değildir. Kürt sorunu; bu ülkenin sosyolojik, iktisadi, siyasal, toplumsal, kadim bir meselesidir. Ve bu sorun çözülsün diye şu an taraflar birbiriyle görüşüyor. Dolayısıyla artık bu sorun mutlaka hukuki ve siyasi zemine oturmalı. Bu komisyondan en büyük beklenti, Kürt sorununu bu zemine oturtmaktı. Bu, barış sürecinin inandırıcılığını da daha fazla artırırdı. Toplumda barış sürecine ilişkin bir inanç sarsılması var; bir öfke var, bir kırılma var. Bir diğer tarafta, içeride Kürt sorununu çözerken; yanı başında komşu kardeşlerine, Kürtlere yapılanlar karşısında ‘O zaman bu iktidar ve devlet Kürt sorununu çözme konusunda samimi değil’ deniyor ve ‘güvenmiyoruz’ deniyor.”
YASAL DEĞİŞİKLİLER HIZLA GÜNDEMLEŞMELİ
“Buradan biraz daha ilerleyecek olursak; TCK ve TMK’deki değişiklikler, özel yasa meselesi… Bütün bunlar hızla artık gündemleşmeli ve sonuca bağlanmalı; sonuca varmalı. Toplum bunu bekliyor. Şu anda gerçekten sadece dilek ve temennilerle, sadece iyi sözlerle bu süreç biraz daha ilerletilemez. Bence artık iyi niyet ve sözler bir yere kadar geldi. Şimdiden sonra icraat zamanı, fiilî adım atma zamanı. Bu adımlar atılmazsa bu süreci ilerletmemiz çok zor; tıkanır, yerinde kalır, yerinde sayar. Biz o yüzden, özellikle Suriye’deki mevcut durum böyleyken, Türkiye’nin özellikle mevcut iktidarın ve devlet aklının—bu iklimi iç barışımızı sağlamak açısından olumlu değerlendirip buradan ilerlemesi gerektiğini düşünüyorum. Şunu da bir kez daha vurgulamak istiyorum: Türkiye’de bu sürecin başlamasına sebebiyet veren stratejik akıl; bölgedeki uluslararası gelişmeler… Bölge büyük emperyalist güçler tarafından yeniden dizayn edilirken, yeni güç dengeleri oluşturulurken; Devlet Bahçeli buradan hareket edip bu süreci başlatmadı mı? Esas başlama sebebi bu gerekçelerdir; bir tarafıyla ‘beka sorunu’ da soruldu. Dolayısıyla bu gerekçeler yerli yerinde duruyor.”
UMUT HAKKI MUTLAKA BİR BİÇİMİYLE RAPORDA YER ALMALI
Abdullah Öcalan için “umut hakkı” tartışmalarına da değinen Hatimoğulları, “Umut hakkı mutlaka bu raporda bir biçimiyle yer almalı. Umut hakkı elbette ki Abdullah Öcalan’ı da kapsayacak bir talep. Aynı zamanda cezaevlerinde bulunan birçok kesimi kapsayacak; 4 bin tutsaktan bahsediyoruz” dedi.
Hatimoğulları devamla şunları belirtti:
דAİHM’in bu konuyla ilgili bir kararı var ve Türkiye’ye iletilmiş bir karar var; fakat bu konuda yol alınmıyor. Umut hakkı… Mesela umarız rapor böyle çıkmaz; bu eklenir rapora. Çünkü rapor henüz nihai hâlini almış değil. Burada bazı hassasiyetler var. Gerçekten mesela ‘Türkün onuru, Kürdün gururu’ ya da tersi de ifade edilebilir bu çerçevede… Bunu mesela Numan Bey çok sık ifade eder; Meclis Başkanı. Bu rapor böyle çıkmalı. Kürt’ün de Türk’ün de onurunu, gururunu koruyacak bir rapor olarak çıkmalı. Siyasi bir zemine oturmalı. Artık yasaların kendisi konuşulmalı.
Yasalar konuşulurken ‘tedrici mi yapalım, aşamalı mı yapalım?’ gibi pazarlıklar aşılmalı. Yani bir an önce… Bakın, sonuç itibarıyla Abdullah Öcalan bir çağrı yaptı. Örgüt olumlu bir yanıt verdi bu çağrıya ve PKK kendini feshetti; bunu deklare etti. Kongresini gerçekleştirdi, vesaire. Türkiye’den güçlü geri çekildiler. Şimdi bu kadar ciddi, somut adımlar atılmışken bu raporun öylesine bir rapor olmaması gerekiyor. Toplumun bu rapordan beklentisi var. Elbette şunu da biliyoruz: Bu rapor, bütün Kürt sorununu ya da Türkiye’deki bütün demokratik meseleleri çözecek bir rapor olmayacak; bunu biliyoruz. Biz bu rapora bu kadar ağır bir yük de yüklemiyoruz. Fakat bu raporun şöyle bir yükü ve sorumluluğu var.”



