Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Suriye’deki varlığı ve stratejik hedefleri |

İsrail 'tampon bölgesi'ni oluşturuyor

Suriye’deki varlığı ve stratejik hedefleri |

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Golan Tepeleri’nden Süveyda’ya kadar “silahsızlandırılmış bir bölge” oluşturmak için çalıştıklarını söyledi. Netanyahu’nun açıklaması sonrası gözlerin çevrildiği Golan Tepeleri, Kuneytra, Dera, Şam kırsalı ve Hermon Dağı bölgelerinde İsrail’in faaliyetlerini ve yaşanan gelişmeleri derledik.

Doğan Cihan

İsrail, Baas rejiminin sona ermesiyle birlikte Suriye’de doğrudan sahada uygulayabileceği yeni bir stratejik hedef belirledi. Bu hedef doğrultusunda İsrail, başta İran ve Hizbullah olmak üzere bölgesel ve uluslararası güçlere, Suriye’den kendilerine artık en küçük bir saldırının dahi gelmeyeceği şekilde bir düzenleme yapacağı mesajını veriyordu.

İsrail, 6 Aralık 2024’te Golan Tepeleri’nde bulunan silahsızlandırılmış tampon bölgeye askeri birlikler sevk etti. Bu adımın ardından, bölgenin en yüksek noktası olan Hermon Dağı’nın (Cebel-i Şeyh) Suriye sınırları içindeki kesiminde de askeri karakollar kuruldu.

Bu gelişmelerin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Golan Tepeleri’nde İsrail ile Suriye arasında 1974 yılında imzalanan ve tampon bölge ile silahtan arındırılmış alanın sınırlarını belirleyen Kuvvetlerin Çekilmesi Anlaşması’nın çöktüğünü açıkladı. Aynı gün İsrail ordusu da resmi bir açıklama yaparak, Suriye’de yaşananlara dikkat çekti ve Hermon Dağı’nın Suriye tarafına askeri birlikler sevk edildiğini duyurdu.

Netanyahu’dan ‘silahsızlandırılmış bölge’ açıklaması: Golan’dan Süveyda insani koridor üzerinde çalışıyoruz

Netanyahu, bu adımın Esad rejiminin çöküşünün ardından Suriye’deki silahlı gruplardan gelebilecek olası tehditlere karşı İsrail’i korumaya yönelik geçici bir güvenlik önlemi olduğunu ifade etti.

Suriye’de selefi, cihatçı ve radikal grupların desteğiyle, aynı gelenekten gelen HTŞ Lideri ve Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara, Şam’da kendi yönetimini henüz kurmadan önce İsrail, Suriye’yi yeni bir ulusal güvenlik tehdidi olarak değerlendirdi ve bu tehdidi öncelikli riskler arasına yerleştirdi. İsrail, Suriye ile sahip olduğu 235 kilometrelik sınırda geçmişte yaşadığı olumsuz deneyimlerin tekrarlanmaması için bu ülkeye yönelik kapsamlı bir strateji geliştirdi.

İSRAİL’İN YENİ SURİYE STRATEJİSİ

Aralık 2024’te İsrail, Suriye genelinde askeri teçhizat ve altyapıyı hedef alan kapsamlı bir hava harekâtı başlattı. Operasyonun amacı, Suriye’nin askeri kapasitesini azaltmak ve ülkeyi büyük ölçüde silahsızlandırmak olarak açıklandı. Bu saldırılar sonucunda Suriye’nin hava savunma sistemlerinin önemli bir bölümü devre dışı kaldı ve ülke, hava sahasını koruma yetisini büyük ölçüde yitirdi.

Esad rejiminin çöküşünün hemen ardından İsrail ordusu, Birleşmiş Milletler Silahsızlanma Gözlem Gücü (UNDOF) tarafından denetlenen ve işgal altındaki Golan Tepeleri ile Suriye’nin kontrolündeki Kuneytra arasında yer alan silahsızlandırılmış sınır şeridini fiilen kontrol altına aldı. Bu hamle, uluslararası alanda Suriye’nin egemenlik alanına yönelik doğrudan bir müdahale olarak değerlendirildi.

İsrail, güney Suriye’de güvenlik risklerini gerekçe göstererek Kuneytra ve Dera bölgelerine yönelik düzenli askeri operasyonlar, baskınlar ve hava saldırıları gerçekleştirmeye başladı. Bu operasyonlar, yalnızca bölgedeki askeri yapıları hedef almakla kalmadı; aynı zamanda sınır hattında olası tehditlerin bertaraf edilmesini de amaçladı.

TAMPON BÖLGE İÇİN 9 KARAKOL KURULDU

Aynı dönemde İsrail, güney Suriye’de bir tampon bölge oluşturma yönünde adımlar attı. Bu kapsamda bölgede dokuz askeri karakol kuruldu. Bu yapılanma, İsrail’e sınır hattındaki faaliyetleri daha yakından izleme, silah ve mühimmat hareketliliğini tespit etme ve gerektiğinde hızla imha etme kapasitesi kazandırdı.

İsrail, Güney Suriye’den kaynaklanan potansiyel tehditleri bertaraf etmeye yönelik operasyonlarını sürdürmektedir. Bu operasyonlarda radar sistemleri, erken uyarı ve tespit cihazları, komuta merkezleri ile silah ve mühimmat depolarının bulunduğu askeri tesisler hedef alınmaktadır.

Suriye ordusunun geride bıraktığı çok sayıda silahın oluşturduğu açık ve yakın tehdit gerekçesiyle İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Hava ve Deniz Kuvvetleri’nin de katılımıyla tarihindeki en kapsamlı askeri operasyonlardan birini başlattı. Bu operasyonun temel amacı, söz konusu silahların imha edilerek sınır güvenliğinin kalıcı biçimde sağlanmasıydı.

8 Aralık itibarıyla IDF, hem kısa vadede hem de uzun vadede İsrail için tehdit oluşturabilecek tüm askeri teçhizat ve altyapıyı hedef alan geniş çaplı saldırılar düzenlemeye başladı. Operasyon kapsamında bugüne kadar Suriye genelinde 300’den fazla hava saldırısı gerçekleştirildi.

GOLAN TEPELERİ NEREDE?

Coğrafi Konum: Golan Tepeleri, Suriye’nin güneybatısında yer alan, İsrail’in kuzeydoğusuna uzanan stratejik bir plato. Bölge yaklaşık 1.800 km² yüzölçümüne sahip. Güneyde Yermuk Nehri, batıda Celile Gölü ve Hula Vadisi, kuzeyde Hermon Dağı, doğuda ise Er-Rakkad Vadisi ile çevrilidir.

Tarihsel Süreç: 1967 Altı Gün Savaşı’nda İsrail, Golan Tepeleri’nin büyük bölümünü Suriye’den aldı. 1974’te savaş sonrası İsrail ve Suriye arasında ateşkes hattı belirlendi; Birleşmiş Milletler Gözlem Gücü (UNDOF) bu bölgede konuşlandırıldı. 1981’de İsrail, Golan’ı tek taraflı olarak ilhak ettiğini açıkladı. Ancak bu ilhak uluslararası toplum tarafından tanınmadı. BM ve çoğu ülke, Golan Tepeleri’nin hâlen Suriye toprağı olduğunu kabul ediyor. 2019’da dönemin ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’in Golan üzerindeki egemenliğini tanıyan ilk ve tek lider oldu.

Bugünkü Durum: Golan Tepeleri’nin büyük bölümü İsrail’in fiili kontrolü altında bulunuyor. İsrail burada askeri üsler ve yerleşim yerleri kurmuş durumda. Doğu hattında ise Suriye’nin kontrolünde olan küçük bir şerit bulunuyor. Bu bölgede BM’nin denetiminde bir tampon bölge var. Suriye, uluslararası alanda Golan üzerindeki egemenlik iddiasını sürdürmeye devam ediyor.

NEDEN ÖNEMLİ?

Golan Tepeleri, hem coğrafi hem de ekonomik özellikleri nedeniyle İsrail ve Suriye açısından büyük stratejik değer taşıyor.

Stratejik konum: Yüksek rakımı sayesinde hem savunma hem de gözlem noktası işlevi görüyor. Golan’dan, yaklaşık 60 kilometre uzaklıktaki Şam ve Suriye’nin güney kesimleri açık şekilde izlenebiliyor. Bu durum, İsrail’e Suriye’deki askeri hareketlilikleri yakından takip etme avantajı sağlıyor.

Su kaynakları: İsrail’in tatlı su ihtiyacının yaklaşık yüzde 15’i Golan Tepeleri’nden karşılanıyor. Bölgedeki su kaynakları, hem içme suyu hem de tarımsal sulama açısından kritik önemde.

Ekonomik potansiyel: Verimli tarım arazileri ve bölgede bulunduğu düşünülen petrol ve doğalgaz rezervleri, ekonomik değerini artırıyor. Dolayısıyla Golan Tepeleri, yalnızca bir askeri üs bölgesi değil, aynı zamanda su, tarım ve enerji kaynakları bakımından stratejik bir güvenlik alanı olarak öne çıkıyor.

Güney Suriye toprakları üç idari bölgeden oluşur: batıda Kuneytra, ortada Dera ve doğuda Süveyda valilikleri. Ayrıca başkent Şam’ın güney kırsalının bir bölümü de bu coğrafyanın içinde kabul edilmektedir. Bölgede başlıca dini gruplar Sünni Müslümanlar ve Dürzilerdir; nüfusun büyük çoğunluğunu Sünniler oluşturur. Kuneytra valiliğinin merkezi ise Han Arnabeh’tır.

KUNEYTRA VE DERA’DA YAYILMA

İsrail ile olan sınırın büyük bölümü Kuneytra valiliğinden geçerken, İsrail-Suriye-Ürdün üçlü sınır hattını kapsayan küçük bir kesim Dera valiliği sınırları içinde kalmaktadır.

İsrail’in güney Suriye’de düzenlediği kara operasyonlarının sayısı resmî olarak her zaman açıklanmasa da, ev baskınları, yol kapatma, tutuklama ve mevzi kurma gibi faaliyetler de dâhil edildiğinde bu sayı 200’ü bulmuş durumdadır. Ayrıca İsrail, bölgedeki stratejik planı çerçevesinde operasyonlarını neredeyse günaşırı sürdürdüğü için bu rakam sürekli artmaktadır.

Bugün itibarıyla İsrail’in güney Suriye’deki fiili kontrol alanı yaklaşık 600 km²’lik bir bölgeyi kapsamaktadır. Bu alan, kuzeyde Suriye-Lübnan sınırına bitişik Şam kırsalındaki bazı Dürzi köylerini de içine almaktadır.

İsrail’in nüfuz alanı, güneybatı Dera ilinde bulunan Yermuk Havzası’nın büyük bir kısmı, Kuneytra ilinin Suriye kontrolünde kalan toprakları ve güneybatı Şam kırsalındaki bazı bölgelerle birlikte yaklaşık 53.000 km²’lik bir stratejik etki sahasına ulaşmaktadır.

İsrail, Suriye ile olan 235 kilometrelik sınır hattından yaklaşık 6 kilometre içeriye girerek, Suriye’nin güneyinde kalıcı bir askeri varlık oluşturdu. Bu bölgede, Kuneytra ve Dera illeri ile Şam kırsalına kadar uzanan alanda toplam 12 kalıcı askeri üs inşa edildi.

HERMON DAĞI VE 12 ASKERİ ÜS

İsrail, oluşturduğu bu tampon bölgede gözetleme kapasitesini artırmak amacıyla üslerini özellikle stratejik noktalara konuşlandırdı. Söz konusu üslerin çoğu, yüksek tepe noktaları, ana yol kavşakları ve yerleşim merkezlerinin çevresine yerleştirildi. Bugün itibarıyla İsrail’in güney Suriye’deki askeri varlığı, Kuneytra ve çevresinde kurulan 12 noktaya ulaşmış durumda.

Bu üsler şunları kapsıyor; Hermon Dağı zirvesi, Golan Tepeleri’ndeki Sayda köyü, Deraa’nın batısındaki Abdin ve Maariyah köyleri, Deyrezzor kırsalındaki Yarmo bölgesindeki Nafaa’in köyü, Kuneytra kırsalındaki ed-Dar’iyet, El Basali, Ayn El Qadi, El Makraz, Umm Batna ve Jamla köyleri.

İsrail’in bu üs yapılanması, hem askeri gözetleme hem de sınır güvenliği açısından kalıcı bir tampon bölge stratejisinin hayata geçirildiğini ortaya koyuyor. Bu gelişmelerle birlikte İsrail’in güney Suriye’deki askeri üs sayısı 12’ye ulaştı.

ŞAM’LA MESAFE 22 KİLOMETREYE DÜŞTÜ

Başkent Şam’a yalnızca 40 kilometre mesafedeki Tlul Humr üssü, İsrail’in Şam’a en yakın askeri noktası olarak öne çıkarken, en büyük üs ise Cibata Haşab köyünde bulunuyor. Ancak İsrail ordusu bununla da sınırlı kalmadı; sınır hattından yaklaşık 25 kilometre içeriye girerek Şam kırsalındaki Katane gibi yerleşimlere kadar ilerledi, devriyeler düzenledi ve böylece İsrail’in Şam’a olan mesafesi 22 kilometreye kadar düştü. Bu ilerleme, özellikle Şerat el Hermon zirvesi gibi stratejik yüksek noktalara kurulan üslerle destekleniyor.

Resmi olarak Suriye içine 6 kilometrelik alanda 10 kalıcı üs ile kontrol sağlayan İsrail, aynı zamanda gir-çık operasyonları, geçici askeri noktalar ve özel harekâtlarla da varlığını pekiştiriyor. Şu anda İsrail, 6 kilometreden başlayarak 15 kilometre derinliğe kadar uzanan bölgede düzenli devriyeler atıyor. Bu kontrol, gece-gündüz uçan İHA’lar ile de sürekli gözetim altında tutuluyor.

İlk haritalama çalışmalarına göre İsrail, Suriye-Ürdün sınırındaki El Vahde Barajı üzerinde yer alan El Kusayr köyünden başlayarak batı Dera ve orta Kuneytra bölgelerine kadar uzanan göl ve rezervuarları hedef alıyor. Bu su kaynakları, Ürdün Nehri’nin beslenmesi açısından kritik öneme sahip.

İsrail güçleri Kuneytra sınır şeridinde sabit bir askeri varlık sürdürmeye devam ederken, İran-İsrail çatışmaları sırasında bu etki alanı genişledi ve Şam’ın batı kırsalı ile Şam-Kuneytra otoyolu boyunca uzanan bölgeleri de kapsar hale geldi. Genişleyen bu alanın stratejik önemi yalnızca başkent Şam’a olan yakınlığından (örneğin Beit Jinn, Şam’ın dış mahallelerine sadece 35 kilometre uzaklıktadır) değil, aynı zamanda Suriye-Lübnan sınırı ile güneybatı Şam arasında yer alan Hermon Dağı eteklerindeki karma nüfuslu Hristiyan ve Dürzi köylerinden kaynaklanıyor.

GÜNEY SURİYE’DE GENİŞLEYEN ETKİ ALANI

Bu gelişmeler sonucunda İsrail’in operasyonel etki alanı, fiilen tüm Kuneytra vilayeti ile güneybatı Dera’daki Yermuk Havzası’nı kapsamaktadır. İsrail ayrıca bölgedeki su kaynakları üzerinde kontrol sağlamıştır. Mantera Barajı’nın yanı sıra batı Kuneytra kırsalındaki Um el Azem ve El Adnaniye köyleri, güney Kuneytra’daki Süveyşa köyü ve El Rafid kasabası askeri kontrol altına alınmıştır. Güney Suriye’nin en büyük barajı olan Mantera Barajı ile birlikte Şeyh Hüseyin, Sehm, Vahda, Kudna, Ruwaihine ve Brega barajları da İsrail’in eline geçmiştir.

Bu su altyapısının ele geçirilmesiyle İsrail, bölgedeki nehir kaynakları ve akış yolları üzerinde etkinlik kazanmış; bu durum hem Suriye’nin hem de Ürdün’ün su güvenliği açısından ciddi stratejik baskı oluşturmuştur.

İsrail’in Kuneytra şehrine girerek rejim güçlerine ve devlet kurumlarına ait güvenlik merkezlerini araması, personeli sınır dışı etmesi, Tel Şem bölgesine doğru askeri ilerleyişin sürdüğünü göstermektedir.

HAVA OPERASYONLARI

İsrail’in Aralık 2024 öncesinde Suriye’de İran, Hizbullah ve rejim unsurlarını hedef alan saldırıları ile Aralık 2024 sonrasında Suriye ordusuna ait birlikler, kamplar ve mevzileri hedef alan operasyonları, ülkenin genelinde İsrail’in hava etki alanını genişlettiğini ortaya koymaktadır. Şimdiye kadar gerçekleştirilen hava saldırılarının sayısı 300’e ulaştı.

El Şara rejiminin gelişinden bu yana düzenlenen bu saldırılar, Lazkiye ve Tartus gibi kıyı şehirlerinden Halep, Şam, Dera ve diğer askeri tesislere kadar geniş bir coğrafyaya yayıldı. Özellikle Güney Suriye bağlamında, İsrail’in hava nüfuz alanı Şam ve doğu Süveyda’ya kadar uzanmakta ve aynı zamanda Suriye-Lübnan sınırının tamamını kapsamaktadır.

İsrail, özellikle Lazkiye’de bulunan yeni Suriye ordusuna bağlı 84. Tümen’i hedef alırken; diğer kentlerdeki saldırılarında da El Şara tarafından konuşlandırılan HTŞ ve SMO (Suriye Milli Ordusu) gibi cihatçı grupları vurdu.

İsrail’in hava saldırılarını artırmasının temel hedefleri şunlar olarak öne çıkmaktadır: Güney Suriye’de oluşturulan tampon bölgenin tamamen silahsızlandırılması, Esad rejiminden kalan silahların El Şara rejimi ordusunun eline geçmesinin engellenmesi, Suriye üzerinden Lübnan’daki Hizbullah’a silah kaçakçılığının önlenmesi.

El Şara rejiminin genelgesiyle kurulan yeni Suriye ordusunun 40. Tümeni, özellikle Dera’da İsrail ordusunun hedefi oldu. Mart ayından bu yana bu tümene karşı 40’tan fazla hava saldırısı düzenlendi.

Bunun yanı sıra İsrail, Güney Suriye’ye yakın bölgelerdeki Hama ve Palmira’daki T4 (Humus doğusu) hava üslerini de bombaladı. Saldırılarda pistler, askeri uçaklar, yakıt depoları ve radar sistemleri hedef alındı. Bu bölgelerde Türk ordusunun konuşlandığı bildirilmişti. İsrail’in operasyonları, Suriye’nin güneyindeki stratejik planına engel olabileceği gerekçesiyle Türkiye’nin bölgedeki varlığını da hedef aldı.

Teyit edilmemiş bilgilere göre, İsrail hava saldırıları sırasında bölgede yeni Suriye ordusu ile koordineli çalışan Türk personelin bulunduğu, bu saldırılarda 3 Türk mühendisin hayatını kaybettiği öne sürülüyor.

Benzer Haberler