Ayşe Düzkan
bu mecranın okurlarının gayet iyi bildiği bir gerçeği hatırlatarak başlamak istiyorum. kürt halkının kökleri dört ayrı devletin sınırları içinde; kökleri diyorum çünkü bugün dünyanın her yerinde doğup büyümüş, o devletlerin vatandaşı olanlar da var. kürtler bu dört devletin her birinde farklı mücadeleler yürüttü, yürütüyor. bugün türkiye’deki hareket kimlik siyaseti olarak anlaşılabilecek bir çerçevenin içinde tanımlanabilir. suriye’de gerçekleşense, bu halkın üstünde yaşadığı toprağı, ve emek de dahil olmak üzere tüm kaynaklarını kendi yönetme mücadelesi olması anlamında, geçen yüzyıldan da tanıdığımız ve tarihin en önemli dinamiklerinden biri olan ulusal kurtuluş mücadelelerinin bir örneği. suriye’de 2011’den sonra oluşan konjonktür bu mücadelenin önünü açan bazı imkânlar ortaya çıkarttı. bu konjonktürde verilen mücadelenin başarılı olup olmadığını, ittifakların isabetli olup olmadığını -belki başka bir dönemde- tartışabiliriz ama daha önce de yazıp söylediğim bir noktayı tekrar edeceğim; kürt özgürlük hareketi hata yaptığında dahi, yukarıda aktarmaya çalıştığım sebeplerle tarihsel olarak haklıdır; yol açtığı toplumsal dönüşümler, bölgede ortaya çıkarttığı dinamikler başta olmak üzere birçok sebeple -yine, hata yaptığında dahi- etkili ve başarılıdır.
kürtlerin, türklerin, arapların, aynı toprakları paylaşan tüm halkların geleceği birbirine bağlı. benzer şekilde türkiye’deki özgürlük ve eşitlik hareketleriyle kürt özgürlük hareketinin kaderi de birbirine bağlı. kürtler yenilirse, tartışmada haklı çıkmayı önceleyenler de dahil, herkes yenilmiş olacak, zarar görecek.



