Ayşe Düzkan
manisa ilginç bir yer, ilginç insanlar orada doğup büyümüş. bunlardan biri de geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz hüseyin aykol. liseyi izmir’de okumuş, sonra yolu önce ankara tıp fakültesi’ne, ardından ankara siyasal’a düşmüş. parlak öğrencilerin memleketin geleceğini, kendi geleceklerinin önüne koyduğu yıllar… bugün düşündüğümde bunun, onun hayatının en önemli damarı olduğunu görüyorum.
militan entelektüel
yayıncılıkla, gazetecilikle meşgul olmuş; gerçek bir entelektüel ve entelektüellerin de militan olduğu yıllar. defalarca hapis yatmış, 12 eylül’ün işkence, ve yine mahpushaneden oluşan ateşinden geçmiş. hapisliği, cefayı mücadeleye vakfettiği hayatının olağan bir parçası sayan, bir madalya gibi taşımayı aklına getirmeyenlerden. ama esas değinmek istediğim özelliği bu değil.
hüseyin aykol çok donanımlı bir insandı, yabancı dil bilmenin bir ayrıcalık olduğu zamanlarda çeviriler yapmış. çalışkan, verimli ve bilgiliydi. ilgilendiği konularda genel geçer basmakalıp fikirlerle yetinmez, insanın aklına kolay kolay gelmeyen şeyleri düşünür, fark ederdi. çevirilerin ve gazeteciliğin yanı sıra birçok kitap yazdı. hepsi, özellikle de gazeteciliği çok önemli ama hayatı bundan çok daha fazlası bence. bu özellikleriyle kolayca parlayabilecekken hep kolektif bir çalışmanın parçası olmayı tercih etti. bir insanın, kurulu düzenin içinde, üstelik de solcu sayılmaya devam ederek başarılı, ünlü, artık her neyse olmayı reddetmesinden öğrenilecek çok şey var.



