Gelawêj EWRÎN
İran bugün bir kez daha sokaklarda. Ancak bu, sıradan bir protesto dalgası değil; onlarca yıldır bastırılan bir halkın, diktatörlüğe karşı biriken öfkesinin dışavurumudur. Tahran’da tüccar ve esnafın başlattığı eylemler kısa sürede ülkenin dört bir yanına yayıldı. Üniversite öğrencileri sokağa çıktı, kentler ayağa kalktı.
İsfahan’dan Şiraz’a, Tebriz’den Meşhed’e; Huzistan’dan Loristan’a kadar yaklaşık 72 şehirde aynı ses yankılanıyor:
“Ne Şah, ne de Ayetullah! Özgürlük!”
Özellikle Kürt bölgelerinde ayaklanmaların merkezi bu kez Kermanşan oldu. Lorestan ve İlam’la birlikte bu bölgeler, rejimin en sert saldırılarına maruz kalıyor. Bu bir tesadüf değil. İran’da her özgürlük talebi, en önce ve en ağır biçimde bu coğrafyalarda bastırılmak isteniyor. Ulusal para biriminin döviz karşısında hızla değer kaybetmesi ve derinleşen ekonomik kriz, bir haftadır süren protestoların en önemli nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Bugün İran sokaklarında yankılanan sloganlar, bu ayaklanmaların “Jin, Jiyan, Azadî” devriminin bir devamı olduğunu açıkça gösteriyor. Bu sloganlar yalnızca rejime değil, aynı zamanda halka dayatılan sahte “alternatiflere” de güçlü bir reddiyedir. İnsanlar artık mesajlarını dolaylı değil, açık ve net bir biçimde veriyor:
“Diktatöre ölüm! Ne Şah, ne Ayetullah!”
Tam da bu noktada İran’ın eski Şahı’nın oğlu Rıza Pehlevi’nin yeniden “tek alternatif” olarak pazarlanması dikkat çekiyor. Özellikle Batı basınının desteğiyle öne çıkarılan bu figür, İran halkının tarihsel hafızasını ve yaşadığı deneyimleri yok sayan bir dayatmadır. Oysa İran halkı, 1979’da tam da baskıcı ve halktan kopuk Şah rejimine karşı ayaklanmıştı. Kadınlar, öğrenciler, tüccarlar ve işçiler o devrimin ön saflarındaydı.
Ne var ki halkın özgürlük devrimi, büyük güçlerin müdahalesiyle gasp edildi. Çıkarları tehlikeye giren aynı güçler, bu kez saf değiştirerek Humeyni’yi Tahran’a taşıdı. Devrim el değiştirdi ve İran halkı yaklaşık yarım asırdır Vilayet-i Fakih rejiminin baskısı altında yaşamaya mahkûm edildi. Bugün aynı güçlerin Şah’ın oğlunu yeniden sahneye sürmesi tesadüf değildir. Ancak İran sokaklarında direnen gençlerin, kadınların ve tüccarların mücadelesinde Şah’ın oğlunun hiçbir karşılığı yoktur.
İran halkı artık bu oyunu görüyor. Ne mollaların şeriat diktatörlüğünü ne de monarşik bir rejimi istiyor. Çünkü her iki sistem de özünde ataerkil, cinsiyetçi, milliyetçi ve diktatörlüktür. Demokrasi, özgürlük ve halkların eşit bir arada yaşamı, İran halkı için artık ekmek ve sudan bile daha hayati bir ihtiyaç haline gelmiştir.
Üç yıl önce kadınların öncülüğünde yükselen “Jin, Jiyan, Azadî” isyanı, bu toplumsal bilincin kırılma noktasıydı. O günden sonra İran halkı, hiçbir gerici rejime razı olmayacağını açıkça ilan etti. Bugün sokakları dolduranlar, tam da bu bilincin taşıyıcılarıdır.
Özellikle Batı ülkeleri tarafından finanse edilen bazı İran medyaları ise bu ayaklanmalardan pay kapma peşindedir. Halkın meşru ve çok boyutlu taleplerini boşaltarak süreci bütünüyle Şah’ın dönüşüne indirgemeye çalışıyorlar. Oysa bu tür bir çarpıtma, en çok İran İslam Cumhuriyeti’nin ömrünü uzatır. Çünkü bu direniş; herhangi bir kişi, aile ya da dış güç adına değil, demokrasi ve özgürlük için verilmektedir. Mücadeleyi şahıslara indirgemek, bu haklı direnişe yalnızca zarar verir.
İran İslam Cumhuriyeti’nin ülke servetini talan etmesi, kaynakları savaşlara ve başka ülkelerdeki radikal gruplara aktarması, bugün yaşanan ekonomik krizlerin temel nedenlerinden biridir. Bu nedenle her türlü halk hareketi, baskı ve zulüm altında yaşayan İran toplumunun tüm kesimlerinin sesini duyurmasının bir yoludur.
Ve bu irade son derece nettir:
İran, ne Şah ile ne de Ayetullah ile özgür olacak.
Özgürlük, ancak halkın birliği ve gerçek demokrasiyle mümkün olacaktır.



