Fatih Polat
Pek çok ülkede askeri darbeler yoluyla kendi çıkarlarına uygun rejimler oluşturan bir tarihe sahip olan ABD, Trump ile birlikte artık gizli saklı yöntemler yerine doğrudan operasyon düzenlemeye varan bir haydutluk çizgisine geçti.
3 Ocak 2020’de, Bağdat Havaalanında İran Devrim Muhafızlarının Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin katledildiği operasyonun emrini Trump, altı yıl sonra aynı gün, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini ülkenin başkentinden kaçırılması kararına imza attı.
Bir ülkeye doğrudan savaş ilan ederek harekat düzenlemenin hem kendi ülkesinin parlamentosundan karar çıkarmak hem de uluslararası hukuk açısından maliyetleriyle uğraşmak yerine, elverişli bir bahaneyi öne çıkartıp operasyon düzenlemek Trump’ın rutinleştirmeye yöneldiği bir pratik haline geldi. ABD’nin doğrudan desteğiyle İsrail’in Hamas ve Hizbullah’a yönelik nokta operasyonlarının İran’ın üst düzey isimlerinin ülkesinde vurulmasına kadar uzandığı operasyonlar, ‘gücü yeten yapar’ tezinin güncel örnekleri.
ABD, yasa dışı eylemini Venezuela’ya yönelik uyuşturucu suçlaması üzerinden meşrulaştırmaya çalışırken, Venezuela hükümeti, “Amerika Birleşik Devletleri’nin mevcut hükümeti tarafından Venezuela toprakları ve halkına karşı gerçekleştirilen son derece ağır askeri saldırıyı uluslararası kamuoyuna karşı reddediyor, kınıyor ve lanetliyoruz” ifadelerini kullandı.
Venezuela’nın, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkesi olması ve nadir toprak elementleri açısından barındırdığı potansiyelle ABD’nin iştahını kabarttığı biliniyor. Suriye’deki rejim değişikliği nasıl ki ABD’nin Rusya ve İran ile de savaşı anlamına geliyorsa, Venezuela’ya yönelik bu operasyon da ABD’nin aynı zamanda Çin ve Rusya ile savaşının önemli bir cephedeki devamı anlamına geliyor.
Böyle bir operasyonun ülke içinde iş birlikçi haline getirilmiş ilişkiler ağına sahip olmadan gerçekleşmesi ve başarıyla sonuçlanması beklenemeyeceğini de ekleyelim.



